Çocuk kitabı olarak düşünülen bu kitap aslında içerisinde ciddi bir kapitalizm eleştirisi barındırıyor. Çocuk kitabı gözüyle bakmadan sosyolojik açıdan ciddiye alınıp okunması gereken bir kitap olduğu kanısındayım.
Büyük bir kentin tiyatro harabesinde yaşayan, nereden geldiğini, ailesini hatta yaşını bile bilmeyen Momo adlı kız çocuğunun etrafında yaşayan halkın onu fark edip sevmeye başlayarak yaşadığı harabeyi güzelleştirme süreciyle başlıyor kitabımız. Momo'yu yetimhaneye yerleştirmek isteseler de orayı sevmediği ve kalmak istemediğini, kendisinin bakıma ihtiyacı olmadığı ama insanların kendisine ihtiyacı olduğunu söylerek kabul etmiyor. Burada bence bireylerin, çocukların topluma kazandırılamaması onlardan bir ömür çalsa da toplumdan daha fazlasını götüreceğini anlatıyor.
İnsanlar her gün ona yemek götürerek onu destekliyorlar. Zaman geçtikçe insanlar Momo'yu dertleşecekleri birisi olarak görmeye başlıyorlar. Burada da modern dünyanın insanları çalışmaktan dertlerini anlatamayacak, dost bulamayacak hale getirmesine atıf yapıyor. Momo insanların derdini onları yadırgamadan, yargılamadan kucaklayıcı bir şekilde dinlediği için insanların sevgisini kazanıyor. Hatta iki karakterin farkındalık kazanmasını sağlayıp küslüklerini bitirip barışmalarına sebep oluyor. Artık insanlar arasında "Bugün Momo'ya uğradın mı?" sorusu yaygınlaşmaya başlıyor. Civarın çocukları da Momo'yu ziyarete gidip onunla birlikte hayali oyunlar oynamaktan keyif alır hale gelip oyuncaklarla oynamaktan vazgeçer duruma geliyorlar. Aslında buradan da çocuk gelişimiyle ilgili bir mesaj çıkarabiliriz. Çocukların köreltici oyuncaklar yerine hayal dünyasına ve başka çocuklara ihtiyacı olduğunu çok başarılı betimlemelerle anlatıyor. Okullara gitmekten çok Momo'yla vakit geçirmek isteyen çocuklar üzerinden