Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
21 Eylül 1999
240 okur puanı
Ocak 2026 tarihinde katıldı
Platon
İdea ve Görünüş / Mağara Benzetmesi "İnsanları, yeraltındaki bir mağaraya benzeyen, yukarıda ışığa karşı açık bir girişi bulunan bir mekânda tasarla. Burada çocukluklarından beri zincire vurulmuş olsunlar; öyle ki hep aynı nokta üzerinde dursunlar ve zincirlerden ötürü başlarını sağa sola çeviremesinler. Işığı ise yukarıdan ve arkalarında uzaktan (bir yerden onlara yansıyan) bir ateşten alsınlar. Ateş ile tutsaklar arasında yukarıya doğru bir yol gitmektedir; bu yol boyunca bir duvarın örülmüş olduğunu farz et. (Tutsakların arkasında kalan) bu duvar boyunca başka insanlar, görüntüleri duvarın üzerinden taşan her türlü kabı taşımaktadırlar. Kimileri, her zaman olduğu gibi konuşmakta; kimileri de susmaktadır... Tutsak insanların, ışığın mağaranın duvarına yansıttığı kendi gölgelerinden başka bir şey görebileceklerini düşünebiliyor musun? Peki, bu tutsakların (arkalarındaki duvarın üzerinden) taşan nesnelerin önlerindeki duvara yansıyan gölgeleri karşısındaki durumları da aynı değil midir? Birbirleriyle konuşabilseler, gölge hâlinde gördükleri ve adlandırdıkları şeylerin, duvarın arkasındaki nesnelerle aynı olduklarını sanmazlar mı?... Bu insanların gözünde gerçek, yapay nesnelerin gölgelerinden başka bir şey olmaz ister istemez, öyle değil mi? Bu insanların zincirlerini çözer, bilgisizliklerine son verirsen, her şeyi nasılsa öyle görürlerse ne yaparlar acaba? Şimdi farz et ki, aralarından biri serbest bırakılıyor; ayağa kalkıp başını sağa sola çevirmeye ve gidip ışığa bakmaya mecbur ediliyor; bütün bunlar ona acı verecektir ve ateşin ışığı karşısında, daha önce gölgelerini gördüğü nesneleri göremeyecektir. Peki ona, daha önce sadece hiçlikler (var olmayanlar) gördüğü, şimdi ise var olana daha yakın bulunduğu; kendilerine çok yüksek düzeyde bir 'olma'nın (varlığın)
Felsefe
Reklam
Arthur Schopenhauer
8/10
·632 syf.··
2026 96. kitabı
Okuduğum Schopenhauer biyografisi, filozofun hayatını aktarma konusunda başarılı olsa da yazarın her satıra kendi sığ yorumlarını sokuşturması rahatsız edici. Yazar, anlattığı filozofun derinliğinin farkında değilmiş gibi davranıyor. Özellikle kadınlar konusundaki çıkarımları felsefi ontolojiden koparıp tamamen filozofun ailevi durumuna ve annesiyle olan ilişkisine bağlamış. Oysa Schopenhauer’ın sisteminde her şey determinist bir eksendedir; o dünyayı kişisel bir hınçla 'kötü' ilan etmez, dünyanın doğası gereği (İstenç nedeniyle) acı dolu olduğunu söyler. Keza dinden ve papazlardan felsefeci olmayacağını söylerken de kişisel bir nefretle değil, onların gerçeğe değil dogmaya ihtiyaç duymalarından yola çıkar. Kadınlar konusundaki tavrı da duygusal bir nefret veya basit bir aşağılama değil; doğanın onlara yüklediği işlevi ve rasyonel akla ihtiyaç duymayışlarını sistemine dahil etmesidir. Çoğu okur felsefeyi duygusal ve sığ okuduğu için bu ontolojik bağlılığı kavrayamıyor, biyografi yazarı da bu hataya düşmüş. Filozofun Hegel, Fichte ve Schelling’e yönelik sert saldırılarını yazar 'ad hominem' olarak adlandırmış. Ancak Schopenhauer’ın öfkesi sahte başarılara duyulan kıskançlık değil; felsefeyi para, ün ve devlet memurluğu için kullanan bu isimlerin hakikatten uzaklaşmasına duyulan entelektüel bir tiksintidir. Hegel'in mantık hatalarını 'Kuğunun da iki bacağı var, o halde sen bir kuğusun' basitliğine indirgeyerek çürütmesi, sığ görünse de Hegel felsefesinin kof mantığını vuran harika bir tespittir. Özetle; hayat hikayesi için okunabilecek bir kitap ancak yazarın araya sokuşturduğu cılız ve tutarsız yorumlar felsefi derinliğin yanında çok hafif kalıyor.
Biyografi
SchopenhauerDavid E. Cartwright · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024108 okunma
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer barbarizme, vahşiliğe, şiddete ve deliliğe kapılmanın kaçınılmaz olduğunu çünkü bunların insan doğasındaki sökülüp atılamayacak eğilimi açığa vurduklarını düşünüyordu. Schopenhauer, teorik egoizm veya tekbenciliğin ancak tımarhane sakinlerince sürdürülebilecek bir tutum olduğunu ve onlara fikirlerinin felsefi olarak çürütülmesinden ziyade tedavi gerektiğini; birçok insanın pratik olarak egoist olduğunu ve sanki sadece kendi çıkar ve esenliklerine önem vererek yaşadıklarını ileri sürüyordu. Schopenhauer şunları söylüyordu: "Egoizm devasa bir şey, dünyayı aşıyor; eğer her bireye kendi yıkımları ve dünyanın geri kalanının yıkımı arasında seçme hakkı tanınsaydı, çok geniş bir çoğunluğun kararının ne olacağını söylemek istemiyorum." Filozof, insan davranışındaki egoizmin egemenliği fikrini ve yarattığı korkunç davranışı ifade etmek için abartılı bir örnek arayacaktı. Kurbanının yağını botuna sürmek isteyen birçok kişinin, başkasını hunharca katletme kapasitesine sahip olduğuna dair örneğin tam on ikiden vurduğunu düşünmüştü, ama sonra "acaba gerçekten de abartılı mı?" diyerek merak ettiğini de söyleyecekti. 1848 isyanı devleti tehdit etmişti; devlet ortadan kalkarsa egoizm zincirlerinden boşanırdı. Devlet olmadığında insan hayatı, Hobbes'un deyimiyle, "bellum omnium contra omnes", yani herkesin herkese karşı savaşı olurdu.
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Otuz yaşındaki Dp birine aşık olduğunu ve evlenmeyi düşündüğü sırrını kendisine açtığında, Schopenhauer kendisini tutamayıp ona şöyle söyledi: "Genç arkadaşım, evlenme! Uyarıma kulak ver. Evlenme! Bilim, hem karın hem sevgilin olsun. O zaman kendini daha iyi durumda bulacaksın." Aşk vurgunu avukata kadın sevgisini bildiğini, hasta babasına bakıcılar bakarken annesinin nasıl eğlendiğini anlattı. Genç adamın, onun öğütlerini önemsemediği anlaşılınca, en azından zengin bir kadınla evlenmesini, Brüksel ve Hamburg'da zengin kadın bulabileceğini söyledi. Schopenhauer'ın evliliğin kötülüğüne karşı uyarısından üç yıl sonra Dp, zengin olmayan aşığı Anna Wepfer'le 1853'te evlendi. Schopenhauer, yaptığı bu ahmaklığı havarisine karşı kullanmadı. Evli avukat, 1857'den itibaren Schopenhauer'ı düzenli olarak ziyaret etti ve ölümüne kadar da ilişkisini koparmadı. Schopenhauer'ın felsefe ağı, asla on iki havariyi kendine çekemedi ama ona bakılırsa, müritler ve misyonerler olarak adlandırdığı havarilerinin sayısı sekizi bulmuştu. Hiçbir zaman yanına bir Pavlus çekmediği gibi Yahuda'nın da ilgisine mazhar olmamıştı.
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Başarısızlık Schopenhauer'ın cesaretini hiçbir zaman kırmadı. Akademik dünya tarafından karşılık bulamamasını bir onur rozeti gibi karşılamayı ve popüler heveslerin geçici gelgitlerine istisna olarak gördükleri için yazmaya devam etmesi yönündeki bir teşvik olarak değerlendirmeyi öğrenmişti. Carove'un eleştirisinin sonunda yer alan, Schopenhauer'ın bir summus philosophus [başfilozof] olup olmayacağı meselesini geleceğe bırakmaya dair alaycı değerlendirmesi, Schopenhauer'ın inanç makalesi haline dönüştü. Başyapıtının, mümkün olup olmadığını o zamanlar bilemediği ikinci baskısının önsöz taslaklarının birini hazırladığı 1832 yılı itibariyle filozof, yaşıtlarının hakikatle ilgilenmediklerini, en azından onun hakikatleriyle ilgilenmediklerini yaşadığı çok acı deneyimlerden öğrenmişti: "Çağdaşlarımın merakını çekememek benim için sürpriz olmadı çünkü bütün benzerleri gibi bu eser de herhangi bir dönemin insanları için değil, her dönemde istisna olan insanlar için yazılmıştır."
Biyografi
Reklam