Sibel

Sibel
@Sibel1212
"Okumak, hiç kimsenin izinizi süremeyeceği sonsuz bir dünyaya adım atmaktır."
Edebiyatın büyük yalnızlığı
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 10:44
Şükrü Erbaş’ın bu kitabının sonunda bir Proust anketi ve verdiği cevaplar yer alıyor. Sorulardan biri: “Favori yolculuğunuz hangisi?” Yazar/Şair buna “İçe, en içe yapılan yolculuklar” diye yanıt veriyor. Kitabı tek cümle ile anlatacak olsam ben de bu cümleyi söylerdim. Güncel konular, edebiyat, şiir, şairler, yalnızlık, yorgunluk, yabancılaşma gibi birçok konuda yazdığı denemeler mevcut kitapta. Benim nazarımda ufuk açıcı bir kitaptı. Şükrü Erbaş sevenler bilir ki, onun kitaplarını okudukça onu daha iyi anladığınızı hissedersiniz. Örneğin, yeri bambaşka olan Ömür Hanım’la güz konuşmalarının türü nedir? Şiir mi, düzyazı mı? Kendisi bunu şöyle anlatır: “Düzyazı benim şiirimin azıcık kılık değiştirmiş halidir ve şiirimin çocuğudur. Biraz abartılı bulunacak ama ben yazı yazmıyorum. Biçimin, şiiri yorgun düşürdüğü yerde, şiirin yoğunluğunun azaldığı, sözün azıcık kolaylaştığı yerde, o biçimi bozarak, düzyazıyla anlatımın kıvamını artırıyorum. Pek çok yerde söyledim, deneme dediğim, şiir-hikaye dediğim, düzyazı şiir dediğim ne varsa hepsinin de dili şiirin billurlaşmış dilidir.” Hem ne önemi var ki bir isim koymanın, önemli olan ne hissettiğimiz değil mi? Öyle bir çağdayız ki, en yakın kendimize olmamız gerekirken, en uzağız kendimize. Böyle kitaplar ise kendimize açılan ufak bir pencere, nefes aldıran, özlem giderilen bir mavilik. Her şeye koşmaktan, “günümüzün tanrısı, hız”dan yorulduk. Kimselere yetmiyor artık yirmi dört saat. İnsanın kendine bakması, kendine yolculuk etmesi bir lüks haline geldi. Bu lüksü kazanmak için çoban olmak gerekir belki de, bilmiyorum. Ben de çoban olamayacağım için, mesai saatlerimde gizli gizli bu kitabı okuyorum. “Çaresizlik ne kadar büyükse o kadar inanmak ister insan dünyaya. Tutunmakla bırakmak arasında boğulmuş bir yüz.” Bizi anlatıyor,
Sitem TaşlarıŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınları · 2023588 okunma
Reklam
Puan vermedi·115 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2024 16:13
Ben bu dünyada en çok, kendisini başkaları içi değiştirmek zorunda olmayan, kendisi olabilen insanlara hayranım. O insanların samimiyetine hayranım. Yazarı tanımıyorum ve ilk kez okudum. Sanki çay koymuşum da, bir arkadaşım gelmiş karşılıklı çekirdek çitleyip sohbet ediyoruz. Öyle hayatın içinden, öyle samimi. Bir solukta okudum, bazen kendimi gördüm, bazen annemi, bazen hepimizi. Mükemmelliyetçilikten dikilmiş bir kıyafetin bizi ne denli yorduğunu, pijamaları çekip dolaşmanın bizi deli yaptığını görüyoruz yer yer. Kendin olmak mı, deli olmak? Herkes gibi düşünmemek, herkes gibi davranmamak, herkes gibi yazmamak mı deli olmak? Öyleyse yaşasın delilik! Bazen kendimizi eşit boylarda dilimlenmeye çalışılan salatalık olduğumuzu düşünüyorum. Dilimlenip kavanoza koyuluyoruz. Sımsıkı kapatıyorlar kapağı, sirkeli suda dolaşmaktan başka çaremiz yok, hepimiz aynıyız, hepimizin sonu aynı, hepimiz birer turşu olacağız! Salatalığın biri kaçsa dışarı, belki yalnız ama turşu olmaktan kurtulmuş. Hala taze, hala bir salatalık, hala kendisi. Belki daha çabuk çürüyecek, belki daha yorgun ama olsun, o hala bir salatalık, o hala kendisi. Çok dolduğunda, dolup taşacak yerin olmadığında yazmak yerine susuyormuş insan. Bunu zaman zaman yazarda hissettim, bazen de kendimden bildim. Her şey gibi kelimeler de tükeniyormuş insanın içinde. Neyse ki hala okuyacak binlerce kitabımız var. Belki bir gün daha çok yazabilecek kadar yine duruluruz.
Ev AnasıBirgül Özcan · Sel Yayıncılık · 2016314 okunma
Artık incelemeleri kendime arşiv olarak yazıyorum.
Puan vermedi·152 syf.··
2024 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2024 11:00
İlk yuvamızdır bir anne rahmi. Sonra bir anne kucağı, sonra bir sevgilinin kolları belki. İnsan ihtiyaç duyar bir yuvaya. Bir kadın anlatıcı var kitapta. Kimi zaman geçmişe özlem duyar, özlemi kendisine yuva kılar. Eski kocasına mektup yazar, günlüğe yazar gibi. Kocasına mı yazar gerçekten yoksa sığınılan bir liman mıdır orası? Yuvası geçmiştir bazen, bazen an’da sığındığı, çok da tanımadığı bir erkeğin kollarıdır. Hayır! Asıl yuvası kendisidir bu kadının. Evinin yakınlarındaki gel-gitler gibidir ruhu. Ama sakindir bu gel-gitler, zarar vermez kimseye. Akışında ve durağanlıkta ilerler her şey. Olması gerektiği gibi. Kullanılan yalın bir dil ve harika çevirisi ile hiç yormayan bir kitap. Çağımın ve benim de içinde olduğum en büyük sorunlardan biri hep koşmak. Bu yıldan en çok istediğim şey biraz sakinleşmek ve durabilmek. Böyle bir yola girmişken bu kitap sakinliği ile beni dinlendirdi. Artık incelemelerimi eskisi gibi özenle yazmıyorum, her yıl başka bir insana evriliyoruz. Bu yılki kendim daha çok susmaya muhtaç. İyi okumalar.
YuvaJudith Hermann · Sia Yayınları · 20231,297 okunma
Sevgi neydi? Emek değil, iyilik hiç değil…
Puan vermedi·335 syf.··
2022 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2022 11:17
Nazım’ın aşklarını, belki de aşka âşık olduğunu çoğumuz biliriz. Bu kitaptan beklentim, Nazım’ın sadece Piraye ile olan ilişkisine yönelikti. Öncesini veya sonrasını, onun aldatmalarını okumayı istemiyordum. Öyle de başladı kitap, Nazım’ın, bazen de Piraye’nin aşk ve hasret dolu mektuplarını okudum. Hapisteydi Nazım, Piraye ise onun biricik karısı idi. Ümitliydi, hapisten çıkacağını sanıyordu olmadı, aftan faydalanacağını sandı olmadı. Hapisteyken anlamıştı gerçek dostları kimler, en büyük tutamağı ise Piraye’ydi. Ondan aldığı mektuplar sayesinde güç buluyordu. Hapishanede iken bile çeviriler yapıyor, para kazanıyor bir kısmını da Piraye’ye gönderiyordu. Piraye de dikiş dikiyor, para kazanıyor, bazen O da Nazım’a para gönderiyor, bu şekilde mücadele ediyorlardı. Nazım, dört duvar arasında iken Piraye de gökyüzünün altında hapishaneydi. Birbirinden uzak kalmak zorunda kaldıktan sonra, hangisinin içerde, hangisinin dışarda olduğu hem ne fark eder ki? Nazım’ın hikayesini bilmeme rağmen ve bildiklerimi bir kenara koyarak okumak istedim onu. Anlamak istedim. Yıllarca süren mektuplarına, sevgilerine gıpta ettim. Yeri gelir, onu görebilmek için yanına çağırır, yalvarır; yeri gelir mektubunu başının altına koyarak uyur Nazım. Bozulan saatin mekanizmasını söküp, çerçevesinin içerisine Piraye’nin fotoğrafını koyar, saat diye ona bakar. Filmin sonunu biliyordum ama yine de Nazım’a kanmak istedi yüreğim. Bu ilişkide tek görebildiğim, yoğun bir sevgi ve özlem duygusuydu, üstelik zamanla daha da büyüyen bir duyguydu bu. Yıllar geçti, yan yana oldukları süreden dört kat daha uzun süre ayrı kaldılar. On iki sene bekledi Piraye. Hapishaneye bir gün dayısının kızı Münevver gelir. Nazım ona âşık olur. İnsanların değişebileceğini, duyguların değişebileceğini elbet anlarım ama birine
İlişkiler
Nazım İle PirayeNazım Hikmet Ran · Adam Yayınları · 19986,1bin okunma
"Şiir; bir savunma biçimi olduğu kadar, bir saldırı biçimidir de. “
10/10
·616 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2022 16:23
Ruhumun melodisi şiir ve ona en güzel sözleri yazan Edip Cansever. Benim için şiir; bazen sığındığım bir liman, bazen güzel bir düş, bazen gözyaşı, bazen umut, bazen bir isyan. Şiir; özgürlüktür; söylenmek istenen hiçbir engele takılmadan dökülmelidir söze. Stratejiyi kabul etmemelidir. Yaşadıklarını yazdığını söyler Edip Cansever. Bu kitabı da ona göre dışadönük bir eserdir. Şiirin uçsuz bucaksız derinliklerini yoklamak yerine, yüzeydeki parıltılarını yoğunlaştırmayı, çoğaltmayı seçtiğini söyler. O parıltılar gözlerinizi kamaştırır hemen, onun büyüsünde çabucak hafiflersiniz. Yormaz sizi, her şey gözünüzün önündedir. Yüzeydedir belki ama en derinlere sızar. “Elbette umutsuzluğa düşerim bazen Elbette umutluyum her zaman Neden yazılır bir şiir Neden okunur bunca yazı Çünkü nasıl aşılabilir başkaca İnsanın karmaşıklığı.” İnsan gibidir şiirleri; umutsuzluk da vardır, umut da. TRT Arşivinde izlemiş olduğum bir röportajında, şair için şöyle söylenir: “Edip Cansever için, umutsuzluk ve ölüm yaşamın karşıtı değil, bir bütünü, olumluyu belirleyen; olumsuz yanıdır.” Program şu etkileyici cümlelerle son bulur: “Kuşkusuz gelişen koşullarla, Edip Cansever’in de, insanın da yalnız hak edilmiş hüzünleri değil; hak edilmiş sevinçleri de olacaktır. Sokakların, meyhanelerin, kahvelerin ortasındaki dalgın ve yalnız bakış, çocukların yüzünde, doğanın görüntülerinde, mutlu bir dünyanın şiirini de bulacaktır. Çünkü şiir; hiçbir zaman umutsuzluğun, ölümün, haksızlığın ve yalnızlığın askeri olmadı. Şiir, en umutsuz göründüğü zamanda bile, insanı, dünyaya, çalışmanın ve yaratmanın gücüne, sevgiye ve dostluğa inandırır. Çünkü şiir, bir savunma biçimi olduğu kadar, bir saldırı biçimidir de.” Örneğin, bir felaketin ardından, bir başına kalmak nasıl anlatılırdı, şiir olmasa? “Sanki kar
Şiir
Sonrası Kalır 2Edip Cansever · Yapı Kredi Yayınları · 20201,991 okunma
Reklam