Satrançta şahın güvenliği çok önemli, şah oyunun can damarı çünkü. Öteki bütün taşların değeri piyon cinsinden ölçülebiliyor: At ve fil üçer piyon, kale beş piyon (iki at ya da iki filden biraz az), vezir ise dokuz piyona eşdeğer (iki kaleden biraz fazla). Tüm bu taşlara oranla savunma ve saldırı gücü neredeyse sıfır olan o hantal ve zavallı şah, yine de hepsinden değerli ama, çünkü o olmadığı zaman öteki taşlar anlamlarını yitiriyorlar. Şah bir arı kraliçesi: Korumak, rahat etmesini sağlamak, tüm gereksinimlerini karşılamak için bütün taşların çevresinde pervane oldukları ve gerekirse uğrunda can verdikleri müstebit bir firavun.
İşte yeryüzünün en tehlikeli sorularından biri. İnsan kim olduğunu düşünmeye başladığı anda başkalaşır. Herkesten bambaşka olur. Kendi gibi olanlarla olmayanlar arasında savaşlar çıkartır. Ve ait olmadığı ya da ait olduğu kimliklerden silahlar yapar. Dağları uçurur, ormanları yakar. Dünya bir gün aniden dönmeyi durdurursa, müsebbibi bu soru olacaktır. Ya da bu soruya verilen cevap. Münasebetsiz bir cevap.”
'yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. yalana her şey isyan etmelidir. eşya bile: damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan...'
- "......Ama beni kendine alıştırırsan birbirimize ihtiyaç duyarız. Gözümde, dünyada eşin benzerin kalmaz. Senin gözünde de benim eşim benzerim olmaz..."