Kaçmak arzusuydu bu, kendisine itiraf ettiği şey: Uzaklara, yeniliklere, kurtulmaya, yüklerden sıyrılmaya, unutmaya duyduğu bu özlemdi – Kaçmak, eserinden, donuk, soğuk ve hummalı bir ödevle sınırlanmış her günkü yerlerden uzaklaşmak.
Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.
Altmışımda bildiğimi yirmimde de biliyordum. Uzun, gereksiz bir doğrulama çabasıyla geçmiş kırk yıl.
• e. m. cioran | doğmuş olmanın sakıncası üstüne •
Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek, eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
“Hele bir özgür olmayı deneyin: Açlıktan ölürsünüz. Toplum ancak kâh köle kâh zorba gibi davranırsanız hoşgörür sizi. Gardiyansız hapishanedir bu; canını bırakmadan firar edilemez buradan.”