“teyzemi kıskanıyorum... O kendiliğinden varolabilme halini. Bense sürekli değişmek, savaşmak, kendimle dalaşıp uğraşıp hep bir mantıklı yol bulmak zorundayım. Olağan güzel, olağan iyi, olağan makul değilim çünkü."
“Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir. Yerini yitiren kişi yola çıkmak zorundadır. Her yola çıkış, çıkılacak yeni yolların sorumluluğunu da getirir. Yola bir kez çıkmış kişi, dursa bile, artık, hep, yolda kalacaktır.Kendi yolunu bulamayan, bütün yolları boşuna yürür.” Oruç Aruoba
Ne iş yaptığımı sordular. "Çeviri yapıyorum, hikaye yazıyorum," dedim. Umduğum gibi, çeviriyi daha çok önemsediler. Biraz konuşunca sanata, özellikle edebiyata ne kadar yabancı olduklarını sezdim. Yazarların hepsini burjuva kökenli olmakla, polislikle, işbirlikçilikle suçluyorlar. Dergi yöneticilerini de. Belki de bunca saldırgan, katı olmalarının nedeni, böylesine düşman bir dünyada yaşadıklarına inanmalarındandır. İnsana inancı bir yana iterek insanı mutluluğa kavuşturmaya çabalamanın yarattığı çelişkiyi kavrayamıyorlar. Halka yayılacak geniş bir esenlik böyle soğuk bir kin halkasından nasıl kaynaklanabilir ki? Ama bizler de çoğu kere, aynı soğuk yüzü gösteriyoruz onlara.
Ortasınıfın en büyük özelliği, ufak bir aykırılıkta, bir gecikmede, dünyanın kendisine karşı bir suikasta giriştiğini sanacak kadar dünyayı kendi malı bellemesidir.