Esra Savaş

Esra Savaş
@TQueen_zihingecidi
"Kitapların huzurverici dünyasında yepyeni yelkenler açtığım zihin geçidime hoş geldiniz."
Öğrenci
AİÇÜ- English Translation and İnterpreting
48 okur puanı
Şubat 2025 tarihinde katıldı
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
6/10
·68 syf.··
2025 20. kitabı
Stefan Zweig’in bu kitabı beni en çok rahatsız eden eserlerinden biri oldu. Kendi içinde çok etkileyici, duygusal ve sarsıcı bir hikâye barındırsa da, benim için aşkın en tehlikeli boyutlarından birini anlatıyor: Takıntı. Kitap, adını bile bilmediğimiz bir kadının, hayatı boyunca bir adamı saplantılı bir şekilde sevmesini konu alıyor. Kadın, adamla sadece birkaç kez karşılaşmış olmasına rağmen, onu tüm hayatının merkezine koyuyor, onun için yaşıyor ve hatta onun haberi bile olmadan çocuğunu doğurup büyütüyor. Birini bu kadar karşılıksız, bu kadar çaresizce sevmek, gerçekten sevgi mi? Yoksa tamamen kendini yok eden bir saplantı mı? Kitabı okurken bu kadına üzülmekle, ona sinirlenmek arasında gidip geldim. Çünkü sevgi, insanın kendisini yok etmesi anlamına gelmemeli. Beni en çok rahatsız eden şey, onun bu adam için her şeyini feda etmesi, ama adamın onun varlığından bile habersiz olmasıydı. Burada büyük bir dengesizlik var. Gerçek aşk, bir insanı böylesine tüketen bir şey olmamalı. Zweig’in anlatımı her zamanki gibi muhteşem. O duygusal yoğunluğu öyle güzel işliyor ki, kitap bittiğinde bir süre kendime gelemedim. Ama bu hikâyeyi romantik bulmadım. Bana göre bu, aşkın en tehlikeli ve en sağlıksız hâllerinden biri.
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,7bin okunma
Reklam

Esra Savaş

, bir kitap okudu
6/10
·68 syf.··
2025 20. kitabı
Stefan Zweig
7.6/10 · 266,7bin okunma
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
10/10
·174 syf.··
2025 19. kitabı
Bu kitap, okurken içime umut veren nadir eserlerden biri oldu. Grigory Petrov’un yazdığı Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Finlandiya’nın nasıl geri kalmış bir ülkeden eğitim, kültür ve ahlak açısından örnek bir topluma dönüştüğünü anlatıyor. Kitabı okudukça, bir ülkenin değişmesi için önce insanların zihninin değişmesi gerektiğini daha iyi anladım. Kitap, Finlandiya’nın halkına ilham veren büyük bir lider olan Snelman’ın çabalarını anlatıyor. Ama aslında burada tek bir kişinin değil, bütün bir toplumun değişim süreci var. Eğitimciler, doktorlar, askerler, çiftçiler... Herkes bu dönüşümün bir parçası olmuş. En çok etkilendiğim şey, Finlandiya halkının "biz böyle geldik, böyle gideriz" demek yerine, kendilerini eğiterek, bilinçlenerek, kültürlerini geliştirerek ilerlemeyi tercih etmeleri oldu. Kitap boyunca düşündüğüm şey şuydu: Biz de böyle bir değişim yaşayabilir miyiz? Türkiye için bu kitabın neden bu kadar çok okunduğunu anlıyorum. Çünkü biz de toplum olarak değişmek, gelişmek istiyoruz ama çoğu zaman nereden başlayacağımızı bilemiyoruz. Bu kitap, işte tam da bu noktada bir yol haritası gibi. Dil olarak çok sade ve akıcı olması da büyük bir artı. Okurken sıkılmadan, ilgiyle takip ettim. Ama en önemlisi, kitabı bitirdiğimde içimde büyük bir motivasyon hissettim. Çünkü Beyaz Zambaklar Ülkesinde, sadece Finlandiya’nın değil, her toplumun başarabileceği bir değişimin hikâyesi.
Edebiyat
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Anonim Yayınları · 2002124,8bin okunma

Esra Savaş

, bir kitap okudu
10/10
·174 syf.··
2025 19. kitabı
Grigory Petrov
8.4/10 · 124,8bin okunma
Yaban
9/10
·214 syf.··
2025 18. kitabı
Yaban’ı okumak, hem hayranlıkla hem de iç sıkıntısıyla ilerlediğim bir deneyimdi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Milli Mücadele yıllarında Anadolu’nun içinde bulunduğu durumu, köylü ve aydın arasındaki kopukluğu öyle çarpıcı bir şekilde anlatmış ki, kitap bittiğinde derin bir düşünceye daldım. Kitabın başkahramanı Ahmet Celal, bir Osmanlı subayı olarak savaşta bir kolunu kaybetmiş ve Anadolu’nun ücra bir köyüne yerleşmek zorunda kalmış bir adam. Onun gözünden köylülerin cehaleti, savaşa ve değişime olan ilgisizliği anlatılıyor. Ama beni en çok etkileyen şey, bu köylülerin aslında cehaletten ziyade, yıllarca ihmal edilmenin, dışlanmanın getirdiği bir kaderi yaşıyor olmalarıydı. Ahmet Celal’in köylülerle yaşadığı çatışmalar, aslında yıllardır süregelen bir toplum sorununun yansıması gibi: Aydın ile halk arasındaki uçurum. Yakup Kadri’nin dili ve betimlemeleri öyle güçlü ki, köydeki yoksulluğu, umutsuzluğu, savaşın yarattığı yıkımı iliklerime kadar hissettim. Ahmet Celal’in çaresizliği, köylülerin ona karşı olan güvensizliği, her şey o kadar gerçekçiydi ki, sanki ben de onunla birlikte o köydeydim. Ama bir yandan da yazarın köylüleri tamamen olumsuz gösterdiğini düşünmüyorum. Kitabın asıl mesajı, halkın ihmal edilmesinin, eğitimsiz bırakılmasının sonuçlarını gözler önüne sermek. Bugün bile düşündüğümüzde, hala Ahmet Celal gibi düşünen aydınlar ve hala dışlanmış, unutulmuş halk kesimleri var. Kitabı bitirdiğimde içimde bir burukluk vardı. Çünkü Ahmet Celal, köylüleri anlamaya çalışsa da, onlar tarafından hep “yaban” olarak görülmeye mahkûm kalıyor. Bu bana toplum içindeki ötekileştirmenin ne kadar derin ve yıkıcı olabileceğini gösterdi.
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma