Kayıp bir coğrafyanın izinde yürürken insan sadece yol almıyor; vicdanıyla da yüzleşiyor.
Gazeteci ve Yazar Taha Kılınç’ın yazdığı“Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesini” okurken satırlar ilerlemedi, içimde ağır ağır kanadı. Doğu Türkistanlı Müslüman kardeşlerimizin yıllardır maruz bırakıldığı zulüm, sadece bir halkın değil, insanlığın hapsedildiği bir zindanı anlatıyordu. Orada hayat, nefes almaktan ibaret; umut ise sürekli sorgu altında.
Bu kitap bir anlatıdan çok, bir şahitliktir. Taha Kılınç Hoca’nın tüm riskleri göze alarak gördüklerini saklamadan aktarması, kelimelere cesaret, okuyana ise mesuliyet yüklüyor. Her sayfa, “Biliyor musun?” diye sormuyor; “Bildikten sonra ne yapacaksın?” diye yüzümüze bakıyor.
Okurken yalnızca acı çekmedim; ağır bir sorumluluk duygusu da omuzlarıma çöktü. Anladım ki bizim tembellik etme gibi bir lüksümüz yok. Ne ilimde, ne ahlakta, ne de çalışmakta.
Ümmete ve ülkemize hayırlı bireyler olabilmek için; dua ile birlikte emek, gayret ve istikrarla çok çalışmamız gerekiyor. Doğu Türkistan’ın sessiz çığlığı artık bize daha çok çalışmamız gerektiğini fısıldamıyor; haykırıyor.