Günümüzde insanların dünyadaki kaliteli yaşamdan kastı, aslında hayvanların kaliteli yaşamıdır. At ile efendiyi ayıramayan insan, cesedi beslemekle ruhu da beslediğini zanneder. Oysa Efendi'yi yani ruhu beslemek başka bir şeydir. Cesede yapılan bakımla ruha yapılan bakımı tartıp tam ortaya koymanın adına "İnsaf" denir. Allah bize İnsaf versin Vicdan versin. Âmin...
Mesela bir gün bir arkadaş bana "Ben hayatı kaliteli yaşamayı çok seviyorum. Sırf çorba içmek için bile Gaziantep'e giderim" dedi. Oysa insan çorba içmek için başka bir şehre giderken namaz için camiye gidemiyorsa kaliteli hayat yaşamıyordur. Bir kişi nefsi için kilometrelerce yol giderken Allah için bir adım atmıyorsa bunu övünerek değil, utanarak söylemesi gerekir. Çünkü ruh efendi; ceset ise efendinin bindiği attır.
İnsan ruhunun ihtiyaçlarını karşılamadan sadece cesedine yatırım yaparsa bu durumda kaliteden bahsetmek mümkün değildir.
Sa'di Şîrâzî' nin Gülistan kitabında geçen bir rivayete göre, bir gün adamın biri kerpiçten bir ev yapar ve evin karşısına geçerek, "Yıkılacağın zaman bana söyle ki hanımımı, çocuğumu içinden çıkarayım, altında kalmayalım." der. Ev, "Tamam söyleyeceğim" deyip söz verir ve bu şekilde anlaşırlar. Bir gün evin duvarında bir yarık oluşur. Adam bir avuç çamur alır, yarılan yere sürer. Bir süre sonra duvarda bir yarık daha açılır. Adam, yine çamur sürer ve bu böylece devam eder. Sonunda ev dayanamaz, yıkılır. Adamın ne sevdikleri ne de malı mülkü kalır. Bunun üzerine adam eve, "Biz seninle böyle mi anlaştık? Hani yıkılmadan bana söyleyecektin?" diye sorunca, ev "Ben lisan-ı hâl ile söyledim ama her söylediğinde bir avuç çamurla ağzımı kapattın. Ben daha ne diyeyim." diye ibretlik bir cevap verir.
Hani bir kitap okursunuz da bazen aynı sayfayı defalarca okumanıza rağmen tek kelimesini anlamadığınızı fark eder, kenara bırakırsınız ya öyle bir yılgınlık benimki...