“Felsefe yapmak, kişinin,
gelmeyeceğini bildiği birisini
beklemesine benzetilebilir.” - Oruç Aruoba
1906’da Dublin’de doğuyor Samuel Beckett . 1928-1930 yılları arasında İngilizce okutmanlığı yapıyor ve eserlerini İngilizce yazmaya başlıyor. Ardından aynı kolejde Fransızca okutmanlığı yapmaya devam ediyor. 1945’ten sonra eserlerini Fransızca yazmaya başlıyor. Buna gerekçe olarak da İngilizce dışında yazmanın ona daha sade bir üslup kazandırdığını söylüyor.
Eşlik, Mercier ile Camier, Murphy, İmge, Hiç İçin Metinler gibi yapıtlarıyla edebiyat dünyasında ses getiren Beckett, kendi edebi üslubunu oluşturan ve imgesel bir anlatım yakalayan yazarlar arasında gösterilmeye başlanıyor. 1949’da Fransızca olarak yazdığı Godot'yu Beklerken isimli bu eşsiz yapıt, yazarın ününü Fransa ve İngiltere’nin ötesine taşıyarak onu tüm dünyada şöhretli bir yazar haline getiriyor. Nitekim 1969’da ise Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülüyor Samuel Beckett.
+ “Pişman olursak.”
- “Neden ötürü?”
+ “Şeyden… (Bulmaya uğraşır.) Ayrıntılara girmeye gerek yok.”
- “Doğduğumuza mı?” (Sayfa 13)
Eser ilk olarak 1953 yılında Paris’te sahneleniyor. Büyük beğeni topladığını gören Beckett derhal birkaç değişiklik yaparak kendi eserini İngilizce’ye çeviriyor ve böylece tüm dünyada en çok sahnelenen ve en beğenilen oyunlar arasına girerek 70 yılı aşkın bir süredir varlığını sürdürüyor.
Hatta Godot’yu Beklerken’in tüm zamanların en iyi oyunu olduğunu iddia edenler de yok değil. Son derece iddialı olan bu görüş için net bir sonuca ulaşamayız elbette fakat her edebiyatseverin mutlaka okuması gereken çok güçlü bir eser olduğu rahatlıkla söylenebilir. Samuel Beckett, edebiyat tarihine adını altın harflerle yazdıran tüm oyun yazarlarını okumuş ve hepsini karşısına koyarak onlara birer saygı duruşunda bulunmuştur adeta.
Sophokles, Euripides, Aiskhylos,