Röya Abraham

"Hərdən insan olmaqdan yoruluram..."
Puan vermedi·160 syf.··
Beğendi
·
2022 39. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2022 13:01
2 il sonra belə bir yazı yazıram, buna təhlil demək düzgün olmaz. Təhlil çox dərin araşdırma və təhlil edilən haqqında məlumatları tam əhatə etməyi tələb edir. Bu yazı kitabın proqramda ilk oxucusu olduğum və oxumağı düşünəcək insanlarda fikir yaratmaq üçündür. Ayxan Ayvazı yazıçı kimi 2 il əvvəl bir kitabını bura əlavə edəndə tanımışdım. İlkin təəssürat olaraq nədənsə ciddi yazıları olacağını düşünməmişdim, amma "Pəncərəsiz" əsəri bu fikrimi dəyişdi. Kitabda "qeyri-adi bir tələbə" olan İsanın həyatı təsvir olunur. Bu İsa həm insanlara, həm də həyata qarşı dəyişkən münasibəti ilə seçilir. Üsyankar ruhu, sərt fikirləri, vecsizliyi oxucuda maraq oyadır. Hər birimizi narahat edən, amma dilə gətirməkdən çəkindiyimiz həqiqətləri İsa hər kəsin üzünə birbaşa deyir. Belə açıq sözlü olmağına səbəb isə keçmişindəki bədbəxtliklərdir, hər gün artan intiqam hissidir. Həyat onu sərtliyə məcbur etmişdir. Hekayəni nəql edən Mahir isə onun tələbə yoldaşı və dostu olmasına baxmayaraq, haqqında çox az məlumatlıdır. Bu qədər maraqlı həyatı olan İsanın davranışları Mahirin darıxdırıcı həyatına rəng qatır. İsa haqqında hekayələr hamıda maraq oyadır, düzgün olmayan xəbərlər ağızdan-ağıza yayılmağa başlayır. Amma İsa bu xəbərləri belə vecinə almır, deyilənləri nə inkar, nə də təsdiq edir. Ayxan Ayvazın İsanı bu qədər müəmmalı və qeyri-adi təsvir etməsi bir yerdən sonra mənə adi və sıxıcı gəlməyə başladı. Buqələmuna bənzədilən İsa hər gün başqa bir məşğuliyyəti ilə, fərqli bir əqidəsi ilə ətrafındakıları təəccübləndirməyi bacarır, özü haqqında bütün fikirləri alt-üst edir. Sevgidə də bəxti gətirməyən İsa gah hamını çox sevən bir dosta çevrilir, gah da insanlara düşmən olan bir yada. İntihar İsa üçün ən önəmli anlayışdır. O, intiharın da digər seçimlər kimi normal qarşılanmağının tərəfdarıdır.
Edebiyat
PəncərəsizAyxan Ayvaz · Qanun Nəşriyyatı · 20229 okunma
"Mutluluğu, sevgiyi yanlış simgelerde arıyoruz biz."
Puan vermedi·1788 syf.··
Beğendi
·
2020 133. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2020 18:52
İnsan her zaman annesini sever mi? Babasızlık nasıl bir duygudur? Ya da annesizlik? Sevdiğiniz halde başkaları için sevmiyormuş gibi davranmak zorunda kaldınız mı hiç? Geçmiş her zaman geçmişte kalır mı? Fakirlik utanılacak bir şey midir? Aşk var mıdır? Adalet nedir? Namuslu olmak ne demek? Yaşadığı yeri değişince insan da değişir mi? Her istediğimizi unutabilir miyiz? #65044685 #75680968 #64437606 #77929871 #65102591 #64559760 #77283938 ... Yazmış olduğum soruların kaçına cevap verebilirim bilmiyorum. Ama eminim okuduklarımız ve yaşadıklarımız hepsini olmasa da birkaçını cevaplamamıza yardımcı olur. Daha çok yaşadıklarımız. Çünkü insan bazı şeyleri ancak yaşayarak gerçekten anlayabilir. Füruzan bana bir çok sorunun cevabını verdi bence. Bu muazzam kitaba dair bir şeyler yazmak benim için oldukça zor. İnceleme demek istemiyorum buna. Sadece okuduğum satırların bende bıraktığı düşünceleri azda olsa paylaşmak istiyorum sizlerle o kadar. Altı hikaye kitabı ve iki romanının bulunduğu bu kitap hem uzun hem de keyifli bir okuma oldu benim için. Açıkçası yazardan sadece "Parasız Yatılı" kitabını duymuştum daha önce ve onu okumayı düşünmüştüm. İyi ki bu kitap oldu seçimim. Çünkü hepsi birbirinden değerli, farklı hayat hikayeleri ve okunmaya değer. Ama kitaplara geçmeden önce kıymetli yazar hakkında yazmasam olmaz. Füruzan (Feruze Selçuk (Çerçi)) küçük yaşlarında babasını kaybetti. İlköğrenimini farklı yerlerde bitirse de ortaokulu bitiremedi. Ki buna sebep ailesinin maddi durumu oldu. Bu yüzden yazar kısa süre tiyatro oyunculuğu yaptı ve sonrasında tamamen edebiyata yöneldi. Bir
Toplu Öyküler - Toplu RomanlarFüruzan · Yapı Kredi Yayınları · 200919 okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2020 122. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2020 13:39
"Toplum, kadının özgür gelişimini kabul etmeyecekse, toplum yeniden şekillenmelidir." Istırabım daha ne kadar sürecek? Dünya beni ne zaman azat edecek? Adaletin evi nerde? Kaderimi kim yazdı? Söyle ona Söyle ona Söyle ona Dünyada her şey olmak isterdim Ama kadın olmak değil Afgan kadını değil. Bu şiirle başlıyor yaşamayan kadınların "Yaşam hikayeleri". Bu konuyla ilgili çok iyi kitaplar yazılabilir. Ama hiçbiri gerçeklerin yerini veremez. Çünkü olduğu gibi anlatmak mümkün olmaz her şeyi. İsveç'li gazeteci olan Jenny Nordberg, uzun araştırmalar yaparak bu gerçekleri mükemmel bir şekilde sunmuş bize. Afganistan'ın başkenti olan Kabil ve benzer vilayetlerdeki hayatı az çok herkes biliyordur bence. Ama köle halinde yaşayan kadınlar ve onların yaşam mücadelesini merak edenler bu kitabı okusun. Bir erkek olmadan sokağa bile çıkamayan kadınların hikayelerini kendilerinden dinlemek daha farklı çünkü. Azita, Zehra, Şükriye, Nader. Bunları birleştiren ortak kaderleri. Hepsinin hayatı onlar dünyaya geldiği andan itibaren mahvolmuş. Çünkü kız olarak geldiler dünyaya. Bir çok vilayetlerde olduğu gibi onların doğduğu Kabil’de de kız çocuğu istenmeyen evlattır. O ailede erkek çocuk yoksa zaten hayatları cehennemden farksız olacaktır. Sadece köle, hizmetçi gibi faydaları olur belki. Ama koca evine gidene kadar. Bundan sonrası ise yeni kölelik dönemi başlayacaktır. Anne, diğer kadınlar tarafından "kötü bir eş" olarak kabul edilecek. Gelecek sefer erkek çocuk olsun diye durmadan dua eder kadın. Belki bununla az da olsa görevini yerine getirir. #77448235 Bir tek şey o kızların hayatını kurtarabilir. Bacha posh olarak yetiştirilmek. Ya da ailedeki başka bir kızın bunun için seçilmesi. Bacha posh nedir peki? Afganistan ve Pakistan'da uzun
Kabil’in Gizli KızlarıJenny Nordberg · Yapı Kredi Yayınları · 201687 okunma
"Hayatı sevdim. İnsanları sevdim. Ama yenildim ..."
9/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2020 118. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2020 15:45
İlk okumadan kalemine hayran kaldığım bir yazar daha... Sevgi Soysal. İsmi gibi herkese sevgisini vermiş, kendisine hiç sevgi kalmamış gibi yazan Sevgi Soysal. Bu nasıl yazmaktır? Bu nasıl düşündürmektir insanı, Sevgi Hanım? Sizi tanıdığım için çok mutlu oldum kendi çapımda... Sevgi Yenen, 1936 yılında mimar-bürokrat bir babanın ve Alman bir annenin ailesindeki altı çocuktan üçüncüsü olarak dünyaya geldi. Kısa denecek, kırk yıllık bir yaşama sığdırdı her şeyi. Yaşama sevgisi, yazmak tutkusu onu hiçbir zaman terk etmedi. Bu yüzdendir ki, arkasında bir birinden değerli hikayeler, romanlar bıraktı. İyi ki de bıraktı. Hiç olmazsa bu kadar tanıyabiliyoruz onu. Ama bu güzel yürekli kadın için yaşamak ve yazmak kolay olmamıştır maalesef. Fikirleri kendi zamanı için alışılmadık olduğundan sert tepkilere maruz kaldı. Gözaltı, sıkıyönetim mahkemesi, sorgu, hapis, hepsini görmek zorunda kaldı Müstehcenlikten bile yargılandı.Tabii ki sessiz kalmadı bunların hiçbiri karşısında. Ama insan hep mücadele ederek de yaşayamaz ki. Yaşasa bile bir zaman sonra yorulur. Sevgi Soysal da böylelikle istemeden de olsa uzaklaştı bazı şeylerden belki de. 1968 yılında yayınlandı "Tante Rosa" . "Bu, Sevgi Soysal’ın ilk kitabı değil, ne de en başarılı, en bilinen romanı. Ama Tante Rosa, Sevgi Soysal ile ilk kez buluşacak okura, onu tanıtmak için en doğru kitap olabilir." Böyle yazıyor kitabın evvelinde kendi kızı Funda Soysal. Bence de yazara başlamak için çok doğru bir seçim oldu. Kısa on dört hikayede Tante Rosa karakteriyle ben Sevgi Soysalı tanıdım. Kendi hayal dünyasında yaşayarak her şeyin güzel olduğu bir hayata inandırdı kendini Tante Rosa. Ama gerçekten de öyle miydi? Sizlerle Başbaşa dergisindeki hikayelerle büyümüştü prenses. Oradaki insanları tanıdıklarından daha fazla
Tante RosaSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20195,3bin okunma
Yaşamak istiyordu ama onu da nasıl yapacağını bilmiyordu.
8/10
·736 syf.··
2020 116. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2020 15:10
Son zamanlarda okuduğum en farklı hikayeler oldu... Ama ilk önce yazar hakkında birkaç cümle yazmak istiyorum Isaac Bashevis Singer kimdir? Yazdığı kitaplarındaki esas konular hangileridir? Başlıca konusu Yahudiler ve onların yaşamları olduğu için yazar çok dikkatimi çekmişti daha önce. Açıkçası kitaplarını uzun süre bulamadım ama YKY tarafından basılmış "Toplu Öyküleri" ni görünce kendisini tanımak için uzun olsa da okumak istedim. İyi ki de okumuşum. Isaac Bashevis Singer, 1904'te Polonya'da bir haham ailesinde dünyaya gelmiş Amerikalı bir yazardır. Ve ilerleyen zamanlarda kendisi de Varşova'da hahamlık eğitimi almıştır. Singer, 1978 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır. Bunun başlıca sebebi ise eserlerinin birbirine çok benzemesine rağmen evrensel konulara hâkim olmasıdır. Yalnız Yahudiler ve onların yaşamlarını anlatmıyor bize yazar. Bununla birlikte diğer dünya halklarına da sesleniyor, birçok şeye değiniyor. "Toplu Öyküler" kitabında yüz küsur hikaye arasından seçtiği kırk yedi hikayeyi okuyoruz. Ama öyle diğer hikayeler gibi değil hiçbiri. Kendisi de bu hikayeleri seçerken ne kadar zorlandığını söylüyor zaten. "Edebiyat, absürd olanı gayet iyi tanımlayabilir ama kendisi absürd olmamalıdır." Bu cümle hem Singer'a hem de onun gibi yazan birçok yazara aittir. Yine hikayelerini çok sevdiğim başka bir yazar Edgar Allan Poe gibi mesela. Ne kadar gerçek dışı olayları kaleme alsalar da bunu gerçekmiş gibi yansıtmalı okura. Bu zaman iyi bir yazar olunur bence. İşin zor kısmı bunları hikayelerle yapabilmeleri. Yazdığın roman ise bunu başarma ihtimalin daha yüksek. Ama kısa öykülerde bile okuru sıkmadan tüm düşüncelerine hâkim olmak en zoru. Bunun için hikayeleri severim ben. Ve bir yazarı
Toplu ÖykülerIsaac Bashevis Singer · Yapı Kredi Yayınları · 20037 okunma
"Ama neden birbirimizi bu kadar yanlış anladık? ..."
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2020 106. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2020 21:00
Uzun zamandır dikkatimi çeken yazara sonunda bu kitabıyla başlamak istedim. Açıkçası ilk defa için yanlış kitap olabilir diye düşünmedim de değil. Ama benim gibi hiç okumayanlar varsa tereddüt etmeden bu kitapla başlasınlar bence. Sayfa sayısı az olsa da yazarın tarzını anlamak ve düşüncelerimi sorgulamak için yeterli oldu diyebilirim. Diğer kitaplarında olduğu gibi varoluş üzerine aforizmaların bulunduğu, güzel bir kitap. Bununla birlikte kitaptaki esas karakterler aslında Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre da diyebiliriz. Hayatında çok önemli yeri olan Sartre’ ın ve kendisinin zamanla değişen fikirlerini gösteriyor bize yazar. Bunu yazarak anlatmakta da oldukça başarılı olmuş. Simone de Beauvoir, 1966-1967 yıllarında kaleme aldığı, anlatı türünde olan, uzun öykü "Moskova’da Yanlış Anlama"da yaşlanma yolundaki emekli öğretmen çift Nicole ile Andre'nin Moskova' ya yaptıkları bir seyahatte kendi hayatlarını ve sevgilerini sorgulamalarını anlatıyor bize. "Üçüncü bir kişi" olan Macha bu sorgulamaların tam merkezindedir. Peki bu sorgulama neden ve nereden başlıyor onların hayatında? Anlatılmak istenen esas konu bu. Yalnız kitaptaki kahramanlar değil, biz hepimiz yaşamımız boyunca kendi düşüncelerimizi, sevgimizi, ilişkilerimizi sorguluyoruz. Ama bir sonuca varamıyoruz pek çok zaman. Çünkü sonunda yine kendimizi kandırıyoruz. "Durumlara kendini kandırmadan bakma cesaretini göstermek gerekir." Bunu yapabilen ne kadar insan vardır gerçekten? Çok az. Çünkü kendini kandırmak kadar kolay bir şey yok hayatta. En zahmetsiz iş belki de. Yazar yaşlanmaktan bahsediyor. İnsanların kabul etmediği, yüzleşmekten kaçtığı "yaşlanmak". Ama her insan yaşlanır, bunda abartılacak bir taraf yok ki, diyebilirsiniz.
Moskova'da Yanlış AnlamaSimone de Beauvoir · Yapı Kredi Yayınları · 2019487 okunma