Norbert Elias'a göre medeniyet denilen şey aslında saray kültürü­nün toplumsallaşmasıdır.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
cemil usta, onu mutlu etmek için duymak istediği soruları soran bitanecik oğlu cihan'a bakıyor. ''allah her şeyi biliyor, değil mi baba?'' cemil usta'nın ağzından bir çöl kadar kuru ''evet'', kelimesi çıkıyor. her şeyi oluruna bırakan katı inancında sığınacak yer kalmamış. yıllar boyu, büyük bir sadakatle bekledi. ona bir kurtuluş ya da iç huzur vaat edilmiş miydi? artık hatırlamıyordu. allah ise her şeyi biliyordu belki ama çoğunu kendine saklıyordu.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Rasûlüllah(s.a.v):“Herhangi biriniz, imam olarak halka namaz kıldırıyorsa, hafif kıldırsın. Çünkü halkın içinde ihtiyaç sahibi, yaşlı ve zayıf kimseler bulunabilir.” buyurmaktadır. Fakat kişi, tek başına namaz kıldığı zaman istediği kadar uzatabilir.
Yatağına abdestli girerdi.
Sayfa 29 - Erkam Yayınları, Genç Kitaplığı, İstanbul 1433 / 2012·Kitabı okuyor
Hz. Muhammed (s.a.v.)
Yapamayacağın bir şey için sakın söz verme. Senin insanlara yardımın, verdiğin sözle değil yaptığın işle olmalıdır. Söz verirsen de mecbur kalmadıkça verdiğin sözden geri dönme. Çünkü verilen sözde durmamak hem münafıklık alameti hem de kötü ahlak belirtisidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) konuyla ilgili olarak bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Konuştuğunda yalan söyleyen, söz verdiğinde sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden, namazını kılıp orucunu da tutmuş olsa münafıktır."
Buhârî, İman, 24: Edeb, 69; Tirmizî, İman, 14; Müslîm, İman, 25. Bu hadiste geçen "münafık olur" sözüyle, kendisinde bu üç özellik bulunan kimsenin halinin münafığın haline benzediği kastedilmiştir.·Kitabı okudu
Din
Hatta haremi Saffet Hanım, saatini onun dönüşüyle ayar edermiş. Saffet Hanım ufak tefek yapılı, küçük ve yumuk gözlü bir kadınmış. Daima üşüyen ayaklarını kısa boyuna rağmen giydiği ökçesiz aba terlikler içinde ısıtarak, bütün İstanbul evlerine benzeyen hasırlı, keçeli, halılı, mangallı, sobalı evinde biteviye ellerini ovuştura ovuştura, sessiz sessiz bir odadan bir diğerine dolaşırmış. En büyük zevki avuçlarını mangalının üstüne uzatarak ısıtmak ve mangal kenarında birbiri üstüne sigara ve kahve içmekmiş. Ben onu hiç görmemişken bile bildiğimi sanırdım. Çünkü bizim eve sık sık gelip giden Şahsene Hanım'a pek benzediğini duymuştum. Saffet Hanım'ı ancak bir gün, Fahim Bey'le birlikte, Sultan Mahmut Türbesi'nin önünde gördüm. O zamanlarda kadınlarla görüşmek pek âdet olmadığından, Fahim Bey bana, bizzat biraz ayrılmış duran Saffet Hanım'ı göstererek, onunla doktora gittiklerini söylemekle ve o da bulunduğu noktadan bize bakmakla iktifa etmişlerdi. Saffet Hanım tıpkı kendisini görmeden tahmin etmiş olduğum gibiydi. Orta boylu olan kocasının yanında daha kısa ve daha tıknaz gözüküyordu. Bütün hüviyetinde, bakışlarında, çoktan beri hiç bozulmadarı devam ettiği belli olan bir sükûn ve sükûtun, üst üste, kat kat yığılmış ve kendisini biraz da ezmiş durgun havası, durgun hali vardı. Devlet hizmetinde ya doğumları iktizasıyla, ya cesaret ve gayretleriyle nice büyük işler görmüş ve nice heyecanlı maceralar geçirmiş eski dirilerin şimdiki mezarlarını kalabalık yoldan ayıran yüksek ve yosunlu bu duvar önünde bu mütevazı hayat arkadaşları, bilmem nedense, silik iki hayalete benziyorlardı.
Sayfa 37·Kitabı okuyor