Puan vermedi·384 syf.··
2026 14. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:39
Kitabım biterken savaş da bitimi dedim kendime ? Filistin’in İsrail’in eş anlamlısı olduğunu düşünen yazar ne kadar da şaşırttın beni … Kitap 1955 li yıllardan başlıyor. Filistin İsrail meselasi bu kadar geçmişe dayanırken bukadar insan kıyımına nasıl göz yumuldu diye düşünmeden edemiyor insan.? İlk sayfadan beni içine çeken bir kitap oldu bu kadar acı bu kadar ızdırap var bu dünya nasıl durmadı… küçücük bir çocuğun bedeninin mayında patlamasından tutun bir annenin ölmüş bebeğine sarılarak sabahı etmesine benim yüreğim dayanmadı. Kitapta aynı aile iki farklı kardeş ama aynı amaç için ödedikleri bedelleri anlatıyor. Ahmet hamdi ve Abbas…. Ahmet hamid çocukluğundan beri keskin bir zekaya sahip olmasıyla babasının dikkatini çekmiştir ve ne olursa olsun okuması gerektiğini söylemiştir. Hayat onu çok büyük sınavlara tabii tutsada vazgeçmeyip okumuştur belki israilliler ile okudu onların üniversitesinde okudu ama amacı vardı. Abbas ise tam tersi onlarla alakalı hiç bir şeyi kabul etmeyip Gazze’de ömrünü adamıştır. Ahmet hamid yahudi üniversite hocası ile birlikte Nobel fizik ödülü kazanmış insanlığa halkına bir umut ışığı olmuştur ve bu konuda bilimin gerçek sevgiyi getireceğine inanamıştır ve bunu savunmuştur iyi şeyler seçim yapmayı zorlaştırırken kötü şeyler ise seçenek bırakmaz onun hayatının ışığı olmuştur her zaman ….
Badem AğacıMichelle Cohen Corasanti · Pegasus Yayınları · 20154,644 okunma
Necip Mahfuz , Midak Sokağı
Puan vermedi·304 syf.··
2026 27. kitabı
Necip Mahfuz , Midak Sokağı Nobel ödüllü (Nobel edebiyat ödülünü alan ilk ve tek Müslüman -Arap yazardır Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un ikinci Dünya Savaşı sırasında Kahire’de Midak sokağı sakinleri arasında geçen toplumsal gerçeklik türünde yazdığı bir romandır. Necip Mahfuz ulusal solcu El-Akram gazetesinde 40 dile yakın yazı yazmıştır Romanlarında eserlerinde kahve kültürü önemli bir yer edinir Midak Sokağında da olaylar bir kahve etrafında şekillenir ki Necip mahfuzda sürekli gittiği iki kahve bulunmaktadır ve Necip mahfuz çok fazla gezmeyi sevmez kahire dışına da çıkmamıştır Kendisine Mısır’ın Balzac ı ve Mısır’ın Yaşar Kemal’i de denilmektedir Romanlarında genellikle sade bir dil kullanmıştır ağdalı dilden oldukça uzaktır Roman belli karakterleri odaklamak yerine sokakta yaşayan sokağın önde gelen tüm sakinlerine odaklanarak farklı bir deneyim sunar, bir nevi sokağı canlı bir organizmaya sokak sakin yerinde canlının uzuları gibi anlatmıştır. Kitabı okurken bir Kızılderili atasözü geldi aklıma” bir derede iki balık kavga ediyorsa oradan İngilizleri geçmiştir.” Savaş ve İngiliz askerlerinin varlığı babanın Oğla geçen geleneksel meslek anlayisini değersizleştirerek İngilizlere hizmet ederek daha iyi yaşam standartları sunarken onları köklerinden koparır İngilizlerin varlığı gençlerin batıya açılma isteği doğu batı çatışması beraberinde getirir yani gelenek ve medeniyetin çatışmasıdır, çünkü Midak sokağı sakinleri geleneksel yaşam biçimlerine bağlıdır ancak savaşın etkisiyle dış dünya sokan içine girer ve nüfuz eder bu da bir gerilime neden olur Kitapla işlenen diğer bir konuda sınıf atlama arzusudur kültürel uzlaşma karakterleri incelerken bunu daha net bir şekilde göreceğiz Kitap temel çatışmalar üzerinde kurulmuştur İnançlar ve kültürel uzlaşma Kanaat etme ve
Midak SokağıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20201,768 okunma
Reklam
Sınanmamış Masumiyetlerin Çöküşü: Midak Sokağı
Puan vermedi·317 syf.·
2026 12. kitabı
​Midak Sokağı’na baktığımda gördüğüm şey, Necip Mahfuz’un insanı tekil bir karakter olarak değil; arzularının, çevresinin ve içinde bulunduğu toplumsal düzenin ortasında sürekli dönüşen bir varlık olarak anlattığı bir dünya. Burada hayat hiçbir zaman sabit bir çizgide ilerlemiyor. Sürekli bir hareket var ama bu hareket bana bir ilerlemeden ziyade bir savrulma gibi geliyor. Sokağın kendisi de tam olarak bu yapının aynası: Olayları içine alıyor, büyütüyor, sonra hızla tüketip unutturuyor. ​Romanın merkezinde insanı yöneten temel gücün arzu olduğunu fark ediyoruz. Hamide’nin hikâyesi ise bu arzunun en çıplak, en çiğ hâli. İçinde yaşadığı hayatı o kadar dar, yetersiz ve sıradan buluyor ki, Abbas’ın temsil ettiği o güvenli ama küçük düzen ona yetmiyor. Bu yüzden yönünü daha geniş, daha yüksek bir hayat ihtimaline, İngiliz kamplarının vaat ettiği o parıltıya çeviriyor. Ancak bu yönelişin bir özgürleşme değil, kimliğin tamamen çözülmesiyle sonuçlandığını görüyoruz. Çünkü Hamide’nin aradığı şey sadece bir erkek ya da bir ilişki değil; bambaşka bir varoluş biçimi. Fakat o varoluşa doğru yürürken eski hayatından kopmuyor, adeta onu parçalayarak geçiyor. ​Burada insanı yakalayan çok bıçak sırtı bir vicdani muhasebe var: Kitabı okurken Hamide’nin başına gelenlere, o kör hırsına ve nihayetindeki trajedisine oturup saf bir acıma duygusuyla üzülmüyoruz. Ama diğer taraftan içimden şu cümle geçiyor: Kimse sınanmadığı günahın masumu değil. Hayatta sınanmadığımız her anın kazananı ilan edemeyiz kendimizi. Hamide, sokağın duvarlarını aşacak o cüreti gösterdiğinde hayatın en vahşi pazarlıklarıyla sınandı ve kaybetti. Belki de sokakta kalıp "temiz" ve "masum" kalanlar, sadece o kirli fırsatla hiç karşılaşmamış olanlardı. ​Abbas ise bu hırslı savrulmanın tam karşısında duran trajik bir
Midak SokağıNecib Mahfuz · Sabah Yayınları · 19901,768 okunma
Yılkı Atı
Puan vermedi·112 syf.··
2026 10. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 11:01
Öğretmenimin tavsiyesiyle yakın zamanda elime alıp okuduğum bir kitaptı Abbas Sayar’ın Yılkı Atı. Doğrusunu söylemek gerekirse, kitaba başlarken beklentim biraz daha farklıydı ama okuma sürecim beklediğimden biraz daha mesafeli geçti. Kitap, genel olarak çok beğenerek, elimden düşürmeyerek okuduğum bir eser olamadı maalesef. Hikayenin özü aslında çok derin ve etkileyici. Yaşlandığı, kışın ona bakmak masraflı geleceği için sahibi tarafından doğaya, ölüme terk edilen emektar bir atın (Dorukısrak’ın) hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Bu yönüyle bakıldığında insan doğasının ne kadar acımasız olabileceğini, vefasızlığı ve sadakatsizliği çok net yüzümüze çarpıyor. Dorukısrak’ın o sert kış koşullarında doğayla ve kurtlarla mücadelesi gerçekten iç burkan, insanı düşündüren bir dram. Ancak beni kitaptan biraz uzaklaştıran ve okurken zorlayan kısım kesinlikle yazarın dili ve anlatım biçimi oldu. Yazım dili bana biraz karmaşık ve ağır geldi. Dönemin, bölgenin yerel ağızlarına, eski ve yoğun kelimelerine fazlaca yer verilmiş olması okuma akışımı sürekli böldü. Cümlelerin yapısı ve anlatım tarzı o kadar katmanlı ve yerel ögelerle doluydu ki, hikayenin duygusuna tam anlamıyla konsantre olamadım. Kendimi konunun akışına bırakmak isterken, sürekli dilin o karmaşık yapısına takılıp kaldım. Ama tüm bu dil karmaşasına ve mesafeli duruşuma rağmen, kitabın bende bıraktığı o buruk hissi ve doğanın ortasındaki hayatta kalma direnişini kolay kolay unutamayacağımı biliyorum. Yazarın kelimeleri ne kadar ağır gelirse gelsin, bir canlının özgürlük ve yaşam uğruna verdiği o asil mücadeleyi içimde hissetmek, insana dair çok derin bir muhasebe yapmamı sağladı. Belki okurken yoruldum ama kitabın kapağını kapattığımda, Dorukısrak’ın o mağrur duruşunun ruhuma dokunduğunu ve bana çok
Edebiyat
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
Savaşın Savurduğu Hayatlar ve Umuda Yolculuk
Puan vermedi·267 syf.··
2026 294. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 01:55
Savaşın getirdiği kayıplar,mübadele,göç ve büyük umutlarla tekrar ayağa kalkan bir ada.Sarıkamıştan sağ kurtulup Arabistan çölünde türlü maceralara giren Abbas,ölümden kaçmak için adını değiştirerek Rum mübadillerin boşalttığı Karınca adasına gider.Adı artık Poyraz Musa’dır. Yaşar Kemal’in kendine has dili ve eşsiz dağarcığından çıkan kelimeleriyle yarattığı dörtlemeyi ayrı ayrı incelemeyi tercih ediyorum. 1- Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana Dörtlemenin ilki o kadar geniş coğrafyalarda geziniyor ki savaşın olduğu her yeri geziyormuşuz hissiyatı veriyor.Poyraz Musa ve sonradan can yoldaşı olacak Vasili ile adada birbirlerini yoklarken yaşadıkları gerilimin sonucunu uzun süre merak ediyoruz.Sarıkamış,Çanakkale,Sakarya,Urfa,Antep,Arabistan özellikle de Sarıkamış o kadar sıklıkla ve vurucu cümlelerle tekrarlanıyor ki insan insanlığından utanıyor.Bence dörtlemenin en iyisi değil ama ikinci iyisi denebilir. 2- Karıncanın Su İçtiği Artık Poyraz Musa ve Vasili’nin hikayelerini dinlemiş bulunuyoruz ve şimdi de Karınca adasının geleceğini merak ediyoruz.Önceleri Adaya gelen mübadiller ve Anadolu’dan göçenler adayı beğenmeyip geri gidiyorlar ama Poyraz ve Vasili adayı yaşanılabilir hale getirmeye kararlı.Bir zaman sonra perişan haldeki insanlar adaya gelmeye başlıyor ve Poyraz İstiklal madalyalı kahraman kimliğiyle onlar için kasabadan ne gerekiyorsa temin ediyor.Bana göre dörtlemenin üçüncü iyi kitabı. 3- Tanyeri Horozları Dörtlemenin en iyi kitabı.Savaş tasvirlerinin Anadolu efsaneleriyle birleştiği,adanın dolmaya başladığı,düşmanlarının Poyraz Musa’nın izini bulup adaya geldiği,yan karakterlerin hikayelerinin olgunlaştığı ve Yaşar Kemal’in hayalgücümüzü zorladığı kitap.Artık savaş nedir,mübadele nedir,yeniden doğuş nedir,umut nedir,aşk nedir,ölüm korkusu nedir,iliklerimize kadar hissediyoruz bu bölümde. 4- Çıplak Deniz Çıplak Ada Hacmi en
Çıplak Deniz Çıplak AdaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20253,156 okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:35
Abbas Sayar - Yılkı Atı Yılkı Atı’nı okudum. Bozkırda geçen kitapları da başrolünde hayvanların olduğu kitapları da çok severim. Bu kitapta ikisi de olduğu için kitap çok ilgimi çekti. Çok sevdiğim birisi de okumak istediği kitaplardan birisi olduğunu söyleyince eş zamanlı olarak okuduk. Kitap, Dorukısrak adlı eski bir yarış atının zamanla hızını ve gücünü kaybettikçe gözden düşmesini, ilk başta yük hayvanına dönüşmesini sonra onu da yapamamaya başlayınca gözden çıkarılarak kış vaktinde doğaya salınmasını anlatıyor. Dorukısrak’ın bu süreçte başından geçenler hem kendi gözünden hem de insanların gözünden anlatılıyor. Bu yüzden okuması güzel bir kitaptı. Ayrıca daha önce Yılkı atlarını duysam da detaylarına vakıf değildim, bu kitap sayesinde bunları da öğrenmiş oldum, bu sayede kitabın benim için öğretici bir tarafı da oldu. Kitapta köylü karakterlerin diyalogları çok başarılı bir şekilde yansıtılmış, kendimi onların yanında hissettim ve öyle konuşmak istedim. Betimlemeler de güzeldi, gözümde canlandırabildim. Kısa bir kitap olduğu işin kurgu biraz zayıf kalmış ama ona da yapacak bir şey yok. Kitabı genel olarak beğendim ve okunmasını tavsiye ederim.
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
Reklam
Reklam