2.Dünya Savaşı sırasında Kahire'de geçen bu kitabın kahramanı bir sokak; Midak Sokağı... Gece olduğunda genç erkeklerin peşinde koşan eşcinsel uyuşturucu satıcısı kahveci Kirşa, kendisine gelip dilenci olmak için yardım isteyenleri sakatlayıp dilenciliğe hazırlayan Zaita, dişçi çıraklığı yaptığı dönemden sonra sokak sakinleri tarafından 'dişçi' ünvanı verilen Buşi, en acısı evlatlarını kaybetmek olmak üzere hayatında türlü acılar yaşamış iyilksever Rıdvan Hüseyni, yaşadığı sokağa sevdalı, azla yetinmeyi bilen genç berber Abbas ve 20 yaşındaki genç ve güzel gözü yükseklerde Hamide... İngiltere'nin ülke üzerinde hüküm sürdüğü o yıllarda; sokaktakilerin zengin olma hayalleri, nefislerine söz geçirememeleri, ölümün kavramına bakışları ve dahası yer alıyor kitapta.
Yazarın müslüman bir ülkede geçen bu kitaptaki hikayede kullandığı nükteli olmasının yanısıra eleştirel ve cesur cümleler oldukça dikkat çekici. Zira felsefe bölümü mezunu olan, Mısır'ın en ünlü romancısı Necip Mahfuz, gelenekçiliğe baş kaldıran bir yazar olması ile tanınıyor. Ben okumaktan çok çok keyif aldım Midak Sokağı'nı. İyi ki bu ayın Nobel Ödüllü yazarı olarak okuduğumuz Necip Mahfuz'un bu kitabını seçmişim.
Bu arada bu serinin çoğu kitabı mevcut bende. Vakti zamanında gazetenin kuponla verdiği seri Cem Yayınevi tarafından dilimize çevrilmiş. Çeviri son derece başarılıydı. Kitabın film uyarlaması da var ancak maalesef dilimize çevrilmiş halini veya İngilizcesini bulamadım.
Değersiz Yaşamları Anlatma Sanatı. Böyle bir kitap olsa (yoksa var mı) 3 isim söylerim. Bu 3 isimden biri Necib Mahfuz olurdu. Adam anlatıyor yani bunun sağa sola çekilecek yanı yok. Kısa kısa hikayelerden oluşması da okuma kolaylığı açısından güzel. Farklı hikayeler yazabilmekse yani bir yazarın tek bir kitaba birçok hikaye sığdırması ve bunların hepsinin ayrı mesajlar içermesi ile bu mesajların toplumsal mesajlar olması beni düşürür. Ben buna düşerim.
Bende sabah yayınlarının 30 senelik baskısı var bu hikayeler tek tek ayrılmamış, isim isim verilmemiş de birinci bölüm, ikinci bölüm şeklinde ilerlemiş. Bir sözüm yok ama karmaşık gelebilir. Keşke daha net bir ayrım olsaydı, erinmez hikayeleri tek tek yazardım da. Sağlık olsun.
Hepimize iyi okumalar dilerim..
Midak SokağıNecib Mahfuz · Sabah Yayınları · 19901,770 okunma
"Necib Mahfuz, Arap diline yeni düşünceler, yeni ufuklar taşıyan, gelenekçiliğe başkaldıran bir yazar olarak tanınıyor."
Sayfa 315'de geçen bu cümlede olduğu gibi toplumsal,siyasal,dinsel olayların tümüne karşı bir sorgulama içeren ve bu neden böyle dedirten bir kitaptı.Midak sokağındaki insanların başından geçenler anlatılırken hep aklımızda olan ama asla dile getirmediğimiz sorular önümüze çıkıyor, daha doğrusu yazar tarafından gözümüze gözümüze sokuşturuluyor.Okuduğum için mutlu olduğum bir kitaptı.Tavsiye ederim.
Midak Sokağı ya da diğer adıyla Ara Sokak. Ama öyle bir sokak ki, orada yaşayan her sakin ayrı bir romana konu olur. Kocasını döven fırıncı kadın, genç oğlanlara düşkün kahveci, antropoza girip genç bir kızı almak için karısı ve oğullarıyla karşı karşıya gelen şirket sahibi, aşkı için yaşamını değiştiren genç berber, nebbaş dişçi, paraya düşkünlüğüyle yolunu şaşıran genç kız ve ona çöpçatanlık geliriyle annelik yapmış bir kadın... Bu kadar da değil aslında, daha ne karakterler var nev-i şahsına münhasır. Bay Mahfuz Mısır'ı, Mısır insanını anlatmış ama ben kitabın her satırında bizi okudum. Yazarın çok sevilmesinin sırrı da burada sanırım, bize ait çok şey var içinde. Tavsiye ederim. =)
Midak SokağıNecib Mahfuz · Sabah Yayınları · 19901,770 okunma
Necip Mahfuz Nöbel ödülünü kazanan ilk Arap olarak biliniyor. Aynı zamanda kendisi “Ortadoğu’nun Balzac’ı” olarak nitelendiriliyor. Yaşadığı döneme oldukça fazla eser bırakan Necip Mahfuz , üretken ve nitelikli eser vermeyi başaran yazarlarımız arasında.
Midak Sokağı 1988 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Necip Mahfuz’a kazandıran eseri olmuştur. Necip Mahfuz yaşadığı sokağı çok sevmekte olup , birçok kez yaşadığı alandan ayrılmayı zorunlu nedenlerle bile olsa kabul etmeyen bir yazardır. Midak Sokağını da kendi sokağıyla özdeşleştirdiği aşikardır.
Midak Sokağında yaşayan her birey ilmik ilmik işlenmiş. Karakterleri bu romandan çıkarsanız bile , o karakterlerin tek başlarına bir romanı yazılabilir. Çok yönlü , kendi içlerinde değişen ve gelişen karakterlerin bolluğu tabii ki biz okuyucuya bir başka tat veriyor.
Romanın ele aldığı konulara çok da yabancı değiliz aslında. Bir sokaktaki insanların birbirinden ayrılan duvarlarla nasıl değiştiği ya da ortak çıkarlar doğrultusunda nasıl birleşebildiğini , aynı dedikodu etrafında nasıl şekere koşan karınca kolonisi gibi koştuklarını , “namus” adı verilen saçma sapan bir kavram ardına nasıl düştüklerini mükemmel bir dille anlatmış.
Hamide ve Abbas romanın iki zıt karakteri zoraki bir aşk çerçevesi altında buluşturuyorlar. Hamide tüm değerlerin yıkımını sembolize ediyor. Anne olmayı , evlenmeyi reddeden , erkeklerden hoşlandığını kabul eden ve kaderinin ayağına gelmesini değil de kaderini oluşturmayı tercih eden , halk arasında adı “Orospu” olan oldukça dinamik bir karakter. Abbas ise mahallesine aşık, saf ve Hamide için yanıp tutuşan bir delikanlı. İkisinin arasındaki ilişki çoğu zaman ilkel benlikle toplumun savaşını bize izlettiriyor ve biz bir taraf tutmakta çok zorlanıyoruz. Vicdanımız ve gerçek benliğimiz arasında sıkışıp
Midak SokağıNecib Mahfuz · Sabah Yayınları · 19901,770 okunma
Midak Sokağı’na baktığımda gördüğüm şey, Necip Mahfuz’un insanı tekil bir karakter olarak değil; arzularının, çevresinin ve içinde bulunduğu toplumsal düzenin ortasında sürekli dönüşen bir varlık olarak anlattığı bir dünya. Burada hayat hiçbir zaman sabit bir çizgide ilerlemiyor. Sürekli bir hareket var ama bu hareket bana bir ilerlemeden ziyade bir savrulma gibi geliyor. Sokağın kendisi de tam olarak bu yapının aynası: Olayları içine alıyor, büyütüyor, sonra hızla tüketip unutturuyor.
Romanın merkezinde insanı yöneten temel gücün arzu olduğunu fark ediyoruz. Hamide’nin hikâyesi ise bu arzunun en çıplak, en çiğ hâli. İçinde yaşadığı hayatı o kadar dar, yetersiz ve sıradan buluyor ki, Abbas’ın temsil ettiği o güvenli ama küçük düzen ona yetmiyor. Bu yüzden yönünü daha geniş, daha yüksek bir hayat ihtimaline, İngiliz kamplarının vaat ettiği o parıltıya çeviriyor. Ancak bu yönelişin bir özgürleşme değil, kimliğin tamamen çözülmesiyle sonuçlandığını görüyoruz. Çünkü Hamide’nin aradığı şey sadece bir erkek ya da bir ilişki değil; bambaşka bir varoluş biçimi. Fakat o varoluşa doğru yürürken eski hayatından kopmuyor, adeta onu parçalayarak geçiyor.
Burada insanı yakalayan çok bıçak sırtı bir vicdani muhasebe var: Kitabı okurken Hamide’nin başına gelenlere, o kör hırsına ve nihayetindeki trajedisine oturup saf bir acıma duygusuyla üzülmüyoruz. Ama diğer taraftan içimden şu cümle geçiyor: Kimse sınanmadığı günahın masumu değil. Hayatta sınanmadığımız her anın kazananı ilan edemeyiz kendimizi. Hamide, sokağın duvarlarını aşacak o cüreti gösterdiğinde hayatın en vahşi pazarlıklarıyla sınandı ve kaybetti. Belki de sokakta kalıp "temiz" ve "masum" kalanlar, sadece o kirli fırsatla hiç karşılaşmamış olanlardı.
Abbas ise bu hırslı savrulmanın tam karşısında duran trajik bir
Midak SokağıNecib Mahfuz · Sabah Yayınları · 19901,770 okunma
Evett sonuna hem üzüldüğüm hem de şaşırdığım bir kitap incelemesi ile sizinleyim. Necip Mahfuz duyduğum bir yazar değildi kitapları da yanımda bulunmuyordu( öyle sanıyordum en azından:-). Bugün kitaplarımı yerleştirirken böyle bir kitabımın olduğunu farkettim. Ve okumak için bir kenara ayırttım. Okurken hem zevk aldığım hem de üzüldüğüm bir kitap oldu. Kitabın genel konusuna geçersek;
Kitap Mısır'da bulunan bir sokakta ve sokağın sakinlerinden bahsetmekte. Bu sokakta bulunmaktan mutlu olan kişiler de var mutsuz olup nefret eden kişiler de var. Kitap kahramanlarını detaylandırarak her bölümde bir kahramanın veya o kahramanın sokakta yaşadığı veya günlük işleyişini akılda kalıcı şekilde betimliyor. Mesela kamil amca ile ilgili olan bölümlere baktığınızda ki bir dipnot düşmek isterim bölümlerde kahramanların hayatları sokaktan veya sokağın sakinlerinden ayrı olarak anlatılmıyor tamtersine kamil amcayı anlatılırken berber Abbas da yanı başında bulunuyor. Kamil amcayı yazar anlatırken gözünüzde canlandırabiliyor ve nasıl biri olduğunu anlayabiliyorsunuz. Kitap ikinci dünya savaşı etkisinde olan ve gençlerinin İngiliz donanmasına katıldığı Mısır halkının bir tabakasının fakirlik ve yoksulluk içinde olduğunu bir diğer tabakasının zenginlik içinde yaşadığını gözler önüne seriyor. Ki bu fakir tabaka daha elektrik bile sokaklarına gelmemiş mumlar ile aydınlatılması sağlanıyor. Kendi içlerinde huzurlu bir şekilde yaşarken bazı olayların onları etkilemesini şöyle tasvir ediyor "bu yüzey durgundu yada çamurlu, ve sabah olan, akşam unutulurdu burada." Gerçekten de sabah olan olay burada unutuluyordu. Yas süreclerinin bu kadar kısa ve derin olması beni şaşırtmıştı. Bazı kahramanlarımız dan bahsetmek istiyorum. Beni etkiyen kişi Hamide idi kafamda şu soruyu getiriyordu. Aşk mı?
Necib Mahfuz, Nobel ödülü kazanan ilk Müslüman ve tek Arap yazardır. "Ortadoğu'nun Balzac'ı" olarak tanınır. Kendisine Nobel kazandıran bu kitapta bizim eski mahalle kültürümüze benzer şekilde bir mahallenin sıcak insanlarını ve günlük yaşantılarını anlatmış.
Ortadoğu'nun o kendine has masalsı ve büyülü anlatımıyla birlikte felsefeyle de harmanlandığı satırlarını okumaktan büyük bir keyif aldığım Necib Mahfuz'un, Midak Sokağı romanı, adından da anlaşılacağı üzere bir sokak ve bu sokakta yaşayan karakterler üzerinden okuyucuya, İngiliz egemenliğinin hüküm sürdüğü bir dönemde, hayatının tamamını geçirdiği ve Nobel ödülünü almak için bile ayrılmadığı Kahire'nin arka sokaklarının panaromasını sunmaktadır.
Hamide, Kirşa, Abbas, Zaita, Rıdvan Hüseyni ve daha nicesi. Midak Sokağı’nda yaşayan birbirinden farklı insanlar, farklı yaşamlar. Mısır’da Midak adında bir sokakta yaşayan insanların yaşamlarını konu ediyor. Bu sokakta yaşayan insanlar dillerinden peygamber ve Allah kelimesini düşürmez. Ancak her türlü pisliği ve fenalığı da yapmaktan kendilerini alıkoymazlar. Kitapta her karakter ayrı bir günahı ve kokuşmuşluğu temsil ediyor.
Küçük bir sokakta, Mısır'ın küçük ve eksiksiz bir kopyasını yaratan yazarımız, romanında tek bir karakterle yetinmemiş ve okuyucuya birçok ana karakter sunmuş, bu insanların hikayelerini de sade ve gerçekçi bir üslupla anlatmıştır.
Midak Sokağı hep dinamik hep hareketli. Arap kültürü, yaşayış şekli, karakterlerin portreleri çok güzel anlatılmış. Para hırsı olan Hamide'nin mahalle baskısına direnmesi, toplumun ona biçtiği rolü kabul etmemesi ve akabinde gelişen olayları severek okudum.
Midak SokağıNecib Mahfuz · Sabah Yayınları · 19901,770 okunma
Yazarın okuduğum tek kitabı. Midak isimli fakir bir sokakta yaşayan insanların hayatından bir kesit anlatıyor kitap. Dil çok yalın, çok sıradan, hikaye çok yalın, çok sıradan, karakterler çok ama çok sıradan. Peki bunlar eleştiri mi? Değil işte! İsteseydi yazar karakterlere daha fazla odaklanırdı ve ilginç malzemeler verebilecek en az 3 karakter vardı bana göre kitapta. Ama Necip Mahfuz belli ki bize birilerini değil de bir yeri sokağı anlatmak istemiş ya da benim anladığım şey doğruysa eğer, yaşamı. Sokak ve orada olan olaylar, bu dünyanın küçük bir özeti aslında. Para peşinde koşanı da var, ahlaki değerlerden yoksun olanı da; toplum için yaşayanı da var, salt kendi çıkarı uğruna yaşayanı da. Aşka, Allah'a inananı da var, inanmayanı da ya da inandığını söyleyip sonra da yokmuş gibi davrananı da. Ve hepsi öyle ya da böyle bir mücadelenin bir savaşın içinde kendi inandığı değerler uğruna.
İşte ben bu yüzden sevdim kitabı. Tek bir karakterin analizine girip de enteresan bir kitap yaratmayı denemek yerine doğunun her coğrafyasında olabilecek sıradan bir sokağı, hiç süslemeden olduğu gibi anlattığı için sevdim. Nobeli olan doğulu bir yazardan bahsediyorsak eğer elbette oryantalist(doğuya batılı bir gözle bakma denebilir, hatta ufaktan bir aşağılama,hor görme de denebilir) bir tavrı olduğunu kabul etmek gerekiyor en başta ama yine de gerçek olandan daha farklı hiçbir şey yazdığını düşünmüyorum ben Necip Mahfuz'un. Anlattığı sokağı bilmiyorum ama benzer sokakların bu ülkede, hatta bu ülkenin her şehrinde görülebileceğini biliyorum. Yine kitaptaki karakterlerin her cümlelerinde Allah kelimesini kullanmaları ama her eylemlerinde sanki o yokmuş gibi davranmaları da direkt bizim ülkemizin insanlarını anımsamama neden oldu.
Dediğim gibi yazarın okuduğum ilk romanı ve tek olarak
Midak SokağıNecib Mahfuz · Sabah Yayınları · 19901,770 okunma
Necib Mahfuz, (Arapça: نجيب محفوظ) 1988 Nobel Edebiyat Öülü sahibi Mısırlı yazardır. Nobel ödülü kazanan ilk müslüman ve tek Arap yazardır. "Ortadoğu'nun Balzac'ı" olarak tanınır.
Hayatı Mahfuz, Kahire'nin Cemaliye bölgesinde 6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir tüccarın oğlu olan Mahfuz, adını kendisini doğurtan Profesör Necib Paşa Mahfuz'dan aldı. 70 yıllık kariyeri boyunca 34 roman, 350 küsur kısa hikaye yayımladı. Kitaplarının çoğunda, hayatının tamamını geçirdiği ve Nobel ödülünü almak için bile ayrılmadığı Kahire'nin tarihi mahallelerindeki yaşamı; modern ve geleneksel yaşam arasında denge kurmaya çalışan sıradan insanları anlattı; pek çok kitabı Arap filmlerine konu oldu.
Edebiyata olan ilgisi, 1920'lerde Mustafa Lutfi el-Manfuluti'nin makale ve şiirlerini okumasıyla başlanıştı. Abbas Mahmud el-Akkad, Taha Hüseyin, İbrahim el-Mazini, M. Hüseyin Heykel, ilk dönemde kendilerinden en çok etkilendiği yazarlar arasındadır.
Yazı hayatına, 1928'de Selame Musa'nın çıkardığı el-Mecelle el-Cedide dergisinde yayımladığı değini yazıları ve öykülerle başladı. Kahire Üniversitesi'nde felsefe öğrenimi gören Mahfuz'un ilk romanı Abes el-Akdar 1939'da yayımlandı. 1957'de yazdığı Kahire Üçlemesi ile Arap edebiyatının tanınmış bir ismi oldu. Bu üçlemede Kahire'de yaşayan bir ailenin üç kuşağının 1. Dünya Savaşı ve 1952'deki Nasır darbesine kadar olan dönemde yaşadıklarını ve Mısır toplumunun değişimini anlattı.
Değişik kurumlarda çalışan Mahfuz, en son Kültür Bakanlığında müsteşar olarak görev yaptı. 1971'de söz konusu görevinden emekli olmasından sonra, el-Ahram gazetesinde yazar olarak çalışmıştır.
Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'a İsrail ile yaptığı barış antlaşmasında verdiği açık destekten ötürü birçok Arap ülkesinde kitapları yasaklandı. 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan sonra bu yasaklar kalktı.
1989 yılında Mısırlı köktendinci Ömer Abdülrahman tarafından hakkında ölüm fetvası çıkartılan Mahfuz, 1994 yılında Kahire'deki evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Saldırıdan yaralı kurtulan Mahfuz, sağ kolundaki sinirler zedelendiği için yazmakta büyük güçlük çekmeye başladıysa da ilerleyen yaşına rağmen edebiyattan kopmadı ve kısa hikayeler yazmaya devam etti.
2006 Temmuz'unda düşerek kafasından yaralandı. 30 Ağustos 2006 günü Kahire'de 95 yaşında vefat etti. Mahfuz, ülser, böbrek ve kalp rahatsızlıklarından mustaripti. 31 Ağustos 2006 günü Kahire'de devlet töreniyle uğurlandı.