Sofilerin büyüklerinden Ebu Abdurrahman Sülemi Kuddise sirruhu ayette geçen urvetül vuska’dan maksadın Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu söylemiştir.
Gözlerimle gördüm. Bir gün salonda, sosyetenin içinde, piyanoda Beethoven çalıyordu. Yerinden kalkan bir papaz piyanisti nazikçe durdurup "yanlış çalıyorsunuz!" dedi ve adamın şaşkın bakışları içinde piyanonun başına geçerek doğrusunu çalmaya başladı.
Eğer Cenâb-ı Hak, idrâk-i beşerin ihtivâ-yı tâmmı altına düşseydi, idrâk dâiresiyle ve müdrikiyetle mahdûd olması lazım gelirdi. Hakîkat-i gâiye, böyle bir hasr ve tahdîdden münezzehtir, çünkü nâ-mütenâhî ve mutlaktır. Itlâkın şerîta-i asliyesi ise kuyûd ve izâfât ile mahdûd ve mukayyed olmamaktır. Lâkin "be-heme-hâl bilinememek" de bir kayıttır. Bir şeyin "tamâmiyle ma'lûm olması" nasıl bir kayıt ve tahdîd ise "aslâ ma'lûm olamaması" da öylece bir kayıt ve tahdîddir.