Geçen her günü, her yılı,
Alıştım hep aynı düşünceyle uğurlamaya:
Hangisi gelecekteki ölümümün
Yıldönümü olacak acaba?
Ve ölümü nerede gönderecek bana yazgı?
Savaşta mı, yolculukta mı, koynunda mı dalgaların?
Ya da şu komşu ovada mı
Toprağa karışacak soğumuş tozlarım?
Ve duygusuz bedenimin
Fark etmese de nerede çürüyeceği,
Yine de sevdiğim yerlerin yakınında İsterdim sonsuz dinlenceyi.
Ve girişinde mezarımın
Oynasın genç yaşam tüm sevinciyle,
Ve umursamaz doğa
Parlasın sonsuz rengiyle.
Gönlünü tamamıyla yatırdığı ebediyete aklında büsbütün budayıcı bir vecd idrakiyle kapanamayan inandığını bile akıl zaviyesinden hala Bir tehlike gözüyle bakan yani sonuna kadar akla bağlı ve Yunanlı kalan Sokrates her şeye rağmen akılla aklı iflas ettirmenin hendesyle hendeseyi yıkmanın ve ilahi Vahdet eşiğinde dize gelmenin batıda ilk ve eşsiz örneği..
O, memleketinin putlarını devirmeye kalkıştığı ve (plastik) çerçevenin sinek kâğıdına yapışanları insan hayatının iç kesimine çağırdığı için öldürüldü ve bu bakımdan fikir tarihinin, Batıda ilk büyük mazlûmu oldu. Kaderini çok derinden sezmiş ve bunun bütün ruh soyluları için umumi bir nasip olduğunu anlamıştı, Müdafaasında, karşısındaki 501 heykele şöyle haykırmıştı:
«- Bu iş dünyada ne benimle başladı, ne de benimle bitecek!...
Hak ve hakikati günlük hayat kaygılarının üstünde tutanları, daima benim akıbetim kovalayacak!..» Bugün (Sokrates) öldürüleli, yani düşünen adam düşündüğü için toprağa tıkılalı tam 2363 yıl geçmiş bulunuyor. Acaba, o gün bugün,arkalarından aynı akıbetin kovaladığı kimseler kaçtır?.
“Neden yazmadan duramıyorum acaba? Bunun nedeni belli. Bir şey üzerine düşünmek için önce o şeyi yazmam gerekiyor çünkü.
Çocukluğumdan beri bu böyle. Bir şeyi anlamadığımda, ayağımın dibine saçılan sözcükleri birer birer alıp onları cümleye diziyorum. Eğer o cümle işe yaramazsa bir kez daha onu parçalara ayırıp yeniden, başka bir şekle sokuyorum. Bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra nihayet ortalama bir şeyler düşünebiliyorum.”