Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların
acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdığım
ayrılık şiirini okudukça
dalgalanır.
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında. Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi. Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.
Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı. Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgârın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti. Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman. Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
-uykusuzluğun sütlü inciri-
kovanlara sızmıyor. Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.
Bana yaşadığı kentin kumunu gönderen
bir sevgilim vardı
bense merak ederdim hep oranın rüzgarını
uslu mu deli mi sürekli mi
apansız mı çıkar gökte savurur
yerden aldığını
Paylaştığımız kentler oldu sonra
rüzgar usta ben acemi
esti geçti bir hışımla geldi geçti
kum doldurdu gözlerimi
Bir yandan müziği dinliyor, bir yandan da duyduklarımı aklımda, acemi parmaklarımın hayatta gerçek seslere dönüştüremeyeceği hayali parmak konumlarına çeviriyordum..