• Kadın odaya girince tüccar kapıyı üstlerine kilitlemiş ve kadını bayıltıncaya kadar dövmüş. Kadın adamın elini ayağını öpüp af dilemiş, bir daha sormaya tövbe etmiş. Bunun üzerine beraberce odadan çıkmışlar, onları gören aile bireyleri ve halk sevinmişler. Ve ölünceye kadar mutlu mesut yaşamışlar.
  • 267 syf.
    ·4 günde·10/10
    Murat Menteş, tanış olduğum en kıvrak zekalı yazar olabilir. Demoklesin kılıcı kadar keskin bir kurgu ve edebi bir şölenle mizahın sınırlarını zorluyor.
    Öncelikle ben gerçekdışı bir absürtlüğün bu denli olağan yansıtıldığı kurgulara hastayım. Bu tür kurgular öyle ki "hadi be ordan" diyeceğiniz anlar gelir de, kendinizi en yakındaki mantık çerçevesinde poz verirken bulursunuz. İşte öyle gerçekti bu eser. Öyle sapasağlam.
    Kitaptaki akış, son sürat giden freni patlamış bir kamyon gibi. Çoğunlukta roman arşivi olan biri olarak, uzun zamandır yakalayamadığım bir ritme tutulduğumu hissettim. 2 sayfa daha okuyayım, şu bölümü de bitireyim derken bir baktım saat sabah dört, son 15 sayfa. Bitirmek istemedim ve kendimi iki gün beklemeye aldım, en uygun anı kolladım. Son vuruşu yapıp kapağı kapattığımda ise sonsuz doygunluk kucak açtı. Çok samimi cümleleri, ara bilgileri, göndermeleri, beynimde kurulu film seti... Hepsi bir bütün olarak şok tedavisi gibiydi.
    Okurken en haz aldığım yerler, göndermeler ve teşbihlerdi. Nuh Tufan o kadar muazzam benzetmelerle anlatımı süslüyor ki, ağzım açık okuyorum:
    "Araba, kafası kesik bir kuğu gibi akarak sessizce durdu."
    "..peygamberin otlattığı kuzular kadar masumdu." Göndermeler zaten tartışmasız güzel. Kesim kesim anlaşılır olması, okuru özel kılıyor fikrimce (bkz: Alper Kamu). Dönemsel ve toplumsal atıflar da ayrıca çok eğlenceliydi.
    Uzun lafın kısası, bu şahane eser için müteşekkirim. Zaman zaman kapağını açacağım ve altını çizdiğim cümleleri (ki bir tomar var) okuyacağım. Dublörün Dilemması da Murat Menteş'ten okuduğum son kitap olmayacak umarım. Çağdaş Türk edebiyatında böyle yazarlar görünce inanılmaz seviniyorum.
  • 280 syf.
    ·279 günde·Beğendi·10/10
    Frans De Waal ile tanımaya başladığım hayvan zekası, insanla olan akrabalığı ve ortak paylaştığımız bir çok davranışı tanıdım ama bu kitabın her sayfası beni şaşırtıyor, sindire sindire, ağzım bir karış açık okuyorum. Gerçekten insanın evrimsel akrabaları hakkında bilinmeyen birçok şeyi anlatıyor. Doğal olarak sahip olduğumuz birçok değeri sorguluyor, yeni bir bakış açısı katıyor, benim için çok değerli kitaplar arasındadır.
  • Ahmet'in adına bir paket getirdi postacı; onun yerine, eşi, diye imzalayıp aldım.

    Orasını burasını elleyip yoklarken dayanamadım açtım paketi. İçinden Ahmet'in el yazısıyla bir tomar mektup çıktı. Aşk mektupları ! Bana yazdıklarının tıpkısının aynısı ama
    bana değil Handan hanıma yazılmışlar! İsmet'in yengesi
    Handan! Yanlış mı okuyorum diye kaç kez bakmak zorunda kaldım: aynı tutku, aynı gözyaşları, istekler, özlemler,
    korkular, sitemler, tehditler, aynı aşk ! Ağzım açık kaldı; dönüp dönüp okudum inanamayarak kendi gözlerime. Kadından, kocasından ( Kadri beyden) ayrılıp kendisiyle evlenmesini istiyor, o da yaşamını zindan eden beni, en kı­sa zamanda sepetleyecekmiş!

    Jale
  • 472 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Londra Caddesi
    Samantha Young
    Jo Jo Jo
    İlk kitapta onu görüyoruz ama burada yaşıyoruz resmen
    Bu nasıl bir kitaptı ağzım açık okudum çoğu yerde delirdim bazı yerde göz yaşımı tutamadım. Bir tek şey den eminim kadının kaleminden hoşlandım.
    Bir yerde konu tıkanıyor sanıyorsunuz ama öyle olmuyor tak beklenmedik bir şey ile karşınızda bu kitapta da öyleydi.
    Jo küçük kardeşi Cole için yaşıyor adeta. Sarhoş bir annesi berbat bir babası var. O ise her şeyi sırtlıyor. Malcom ile bir ilişki içinde gelin görün ki onunla yaşamak sadece güven açısından mükemmel ama Cam tam tersi gördüğü an çekim onu delirtiyor.
    Bu sayfalarda gerçekten ne okuyorum böyle diye devam ettim ama sonrasında hersey bir şeyle çatışıyor. Garip ama öyle çekici devam ediyor ki insanı kendine bağımlı ediyor. Bazı yerlerde delirdim delirdim yeminle kıza öyle acıdım ki öyle kırılgan o an Cam 'i boğmak istedim bazı yerlerde nasıl affeder diye kendimi yedim ama yazar mükemmel bağlamaları yapıyor tabi. Ama siz öylece bakıp kalıyorsunuz . İlk kitaba göre biraz düşük kasada iyiydi. Aşk kısmında eksik hele ki Blair geldiği an ve sonrası tamamen kopuk ama aile bir abla olmanın güzelliğini ve gerekliliğini harika anlatmış bazı doğru gördüğümüz şeylerin aslında yanlış olmasını özetlemis yani güzel bir kitap çıkmış ortaya beni deli etsede. Ben cam' i sevmedim yazar ne kadarda iyi çıkarmaya çalışsa da ama Jo harikaydı kitap yazar konu beğendim .
  • 144 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Öncelikle bana bu kitabı hediye etme nezaketini gösteren İbrahim Beye teşekkürler ederim :) (İbrahim Yusuf Pala)

    Kitap baya bi' uğraşın sonucunda elime geçti :D Tabi bugün okumaya biraz yoğunlaştığım için açıkçası bu kitabı da aradan çıkarıveriyim diye okumaya başladım.

    Kitabı okurken inceleme yazacağım zaman neler yazacağımı kafamda kuruyordum yavaş yavaş...

    Bu noktada söylemek istediğim birkaç şey var.
    Öncelikle kitabın kötü olmamasını umuyordum. Çünkü her zaman dürüstlükten yana olmayı tercih ederim ve yazarın da söylediği gibi kitabı da eleştireceğim zaman çekinmeyecektim.

    Bu noktada da yazarı kıracağımı hissediyordum çünkü kötü olsaydı kötü derdim :D

    Neyse kitap kötü değil ama ben bugün Tezer Özlü okudum...
    O yüzden de onun yanında aşırı vasat kaldı :D

    Ama yine de söylemek istediklerim sadece bunlar değil.
    Kitabın olay örgüsü çok farklı ve anlaşılmaz. Hani felsefe okuyan birisi olarak alır yanıma kağıdı kalemi, kahvemi de yudumlayarak okurum kitabı.

    Ama bu kitap beni hazırlıksız yakaladı ve birkaç yeri hiç anlayamadım. Olaylar kopuk ilerliyor gibiydi sanki.

    Ve sonlara doğru "İçinde Yaşadığım Deri" adlı filmde geçen olay karşıma çıktı ve buna da hazırlıksız yakalanmıştım, ağzım açık kaldı resmen :D

    Şizofren bir bireyi anlatıyor gibi ama kafasında kurduğu kişi de şizofren galiba...
    Neyse işte ben kitabı çözemedim ya :D

    Önceleri kitabı okuyup bitirmek için okuyordum ama bir süre sonra fark ettim ki hikayenin içine girmişim ve sonunu merak ettiğim için hızlıca okuyorum... Tabi kitap 140 sayfa ve ayraç kullanmadan okuyabiliyorsunuz.

    Yukarıda da dediğim gibi kitap kötü olsa kötü derdim ama cidden kötü değil.

    Yazarın henüz profesyonellik aşamasına erişemediği gözüküyor ama bence yetenek var :)

    Yazarın bol bol okuru olması dileğiyle,
    Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim... :)
  • 368 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitaba ilk başladığım zaman aşırı mutluydum. Çünkü Kan ve yıldız ışığı Günlerinden sonra bu kadar akıcı bir şey okumak (okumaya başlamak) çok iyi hissettirmişti. Ben ilk kitabı 1.5 yıl önce okumuştum ama genel olarak detaylar hariç kitabı hatırlıyordum ve sevmiştim. Genel olarak serinin ilk kitaplarını hep severim. Çünkü ilk kitapta karakterler yeni tanışır, böyle ilk heyecanlar, ilk öpüşmeler… kısaca bunlar beni hep heyecanlandırır.

    Neyse sonra Sarai bittikten sonra, ilk çıktığı zamanlar okuduğum için henüz diğer kitaplar yoktu ve biri gelip sorsa bu serinin bu kadar devam edeceğini tahmin eder miydin?

    Hayır, derdim hiç düşünmeden. En fazla 3, taş çatlasın, çok zorlasam 5 derdim ama maşallah Sarai bastı gaza gidiyor. En son 7. Çıktı galiba. Neyse bu kadar fazla birikince ben de pahalı oldukları için bir daha almamıştım ve Zehra teyze verebileceğini söyleyince ben de olur demiştim. Öyle yeniden bulaşmış oldum yani seriye.

    Izabel’e başladığım an yine heyecanlıydım. Kayıp gidiyordu kitap. Yazar da başlarda bir yerde, klişelerden uzak durmuştu. Victor soğuk ve sert bir karakter olmasına rağmen Sarai’yi aylar sonra gördüğünde özlemini yenememiş ve onu öpmüştü. Odanın içinde ‘helal be sana!’ diye bağırmıştım. Ancak kitap ilerledikçe gerçekten beni bir şok dalgası aldı götürdü…

    Soruyorum sana yazar. İnsanlar bu kadar kısa bir süre de bu kadar çok değişebilir mi?

    Önce Victor’den başlayalım. Kendisi bir tetikçi. Sert. Soğuk. Acımasız. Yazar bu adamı ne yapmış, biliyor musunuz? Tek bir söylediği sözle size durumun kötülüğünü anlatacağım.

    Victor, Sarai’nin oyununa gelerek ona aşkını ilan ediyordu.

    “GİDEMEZSİN SARAİ! SANA İHTİYACIM VAR!”

    Gerçekten ağzım açık okudum. Bu mudur yani?

    Ben Sarai’ye insan değilmiş gibi, kadınları ezer biçimde kullansın demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Böyle bir karakterin bu kadar kısa sürede bağıra ağlaya bu tür şeyler söylemesini baya gerçeklikten uzak buluyorum sadece.

    Sarai’ye ne demeli peki? Sen nasıl bir insansın acaba? Bir insan adam öldürmeye bu kadar çabuk alışabilir mi? Daha kötüsü, buna bu kadar meraklı olabilir mi? Resmen okurken çıldırdım.

    Bildiğiniz gitti. Ben adam öldürmek istiyorum, dedi. Bu hayatı seçtim, dedi.

    Sonra birde gidiyor Victor’e beni eğit diyor. Adam ‘okey, eğitiriz, sıkıntı yok,’ diyor. Gerekli olan şeyleri yapıyor. Sonra Sarai hanım çok biliyormuş gibi, ‘bana bu saçma şeyleri neden yaptırıyorsun, ben senden beni eğitmeni istemiştim,’ diyip çemkirmeye başlıyor. Ya sen bir sussana, diyorsunuz. Adam zaten onu eğitmek için yapıyor ama bizim Sarai’miz direk öldürmek, vakit kaybetmek istemiyor.

    Yıldım gerçekten.

    Sarai & Victor tartışmaları beni zaten benden aldı. Kitabı yarısında şu kavgayı okuduk.

    ‘’Bana hiç güvenmiyorsun, Victor. Bunu yapabilirim.’’

    ‘’Tamam, güveneceğim.’’

    ‘’Bırakıyorum, Victor. Benim yüzümden herkes ölüyor.’’

    ‘’Bırakma. Hata yapabilirsin.’’

    ‘’Bana yalan söyleme, Victor. Yapamayacağımı biliyorum.’’

    Anlayacağınız La havle çeke çeke okudum. Kitabın dörtte üçü buydu.

    İyi ki para vererek okumuyorum seriyi. Yoksa daha da sinirlenirdim.

    Diyeceklerim bu kadar. Şuan 3. Kitabı okuyorum ve hala sıkılıyorum. Resmen eziyet.

    Umarım düzelir. Başka bir şey istemiyorum…