"Hancı rolünü öyle iyi oynamışsın ki sana başka bir gözle bakamıyorlar." Boş ortak salonu işaret ettl. "Oğlanı ordudan uzak tutmak için hayatını böyle tehlikeye atmana şaşırdım açıkçası."
"Fazla bir tehlike yok," dedi hancı. "Çünkü fazla bir hayat yok." Doğrulup barın etrafından dolandı ve Tarihçi'nin oturduğu yere gitti, "Bu aptalca savaşta can veren herkesten ben sorumluyum. En azından bir kişiyi kurtarayım dedim. Demek bu kadarını bile yapamıyormuşum."
"İnsanın nefret ettiği bir şeyi yapmak zorunda kalması ne zordur değil mi?"
"Evet hocam, ödev yapmak bana işkence gibi geliyor ve be her gün o işkenceyi çekmek zorunda kalıyorum. Ailem beni hiç dinlemiyor ki, birkaç defa anneme anlatmak istedim, daha ağzımı açar açmaz Ödevlerini bitirdin mi, dersini yap sonra konuşalım? diye lafi ağzıma tıkadı. Kendimi evde yalnız, sahipsiz, anlaşılmamış, gereksiz biriymişim gibi hissediyorum. Bazen bir eşyadan farksız olduğumu düşünüyorum.
Dersler, ödevler, notlar benden daha önemli"
Onu son gece bodrumda ağlarken hayal ediyorum ve her şey karanlığa gömülmeden önce "İyi geceler anne," derken. O zaman kendi kendime tuhaf sorular soruyorum, başka bir ailede ve başka bir dünyada olsaydık, o kendisi olabilseydi ve ben kendim olabilseydim, ağabey ve kız kardeş gibi olabilir miydik, demek istiyorum ki olduğumuz kişiler olmasaydık, o kendisi olmasaydı ve ben kendim olmasaydım, olmuş olacağımız o başkaları, ağabey ve kız kardeş olabilir miydi?
Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım. Tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. Beni uyandır.