1905te başlayan Yemen isyanını müteakip bölgeye giden Rüştü Paşa’nın, kendi kalemiyle yaşadıklarını anlattığı ve çözüm için önerilerini paylaştığı bu hatıratı, çok değerli bir tarihi kaynak. Hamasi laflar ardına saklanmadan, yönetimin şerrinden korkmadan, ona-buna yalakalık yapmadan, kişisel husumetleri ön plana çıkarmadan olanı, olduğu gibi anlatmış Rüştü Paşa. Üstelik bu hatıratı daha İmparatorluk yıllarında, 1911de yayınlanmış. Kitaptaki tespitler o kadar net, çözüm önerileri o kadar açık yazılmış ki; günümüzde bir paşa çıkıp bu kadar açık bir dille gerek hükümetteki, gerekse askeriyedeki aksayan yönleri listelese ve çözüm önerilerini paylaşsa; ne bileyim, en basitinden mahkeme önlerinde epey mesai harcar gibi geliyor.
Tabii böyle sözünü sakınmayan memurlar devletlularımız için her daim risktir; Rüştü Paşa da II. Meşrutiyet ile birlikte Midilli’ye sürülmüş. Kendisinin Fatih Rüştü Zorlu’nun babası olduğunu ve 1916da, oğlu henüz 6 yaşındayken vefat ettiğini de not edelim.
O Yemen’e gidenlerin neden dönmediğini anlamak için bu kitabı okumak yeterli. Baştan sona, gerek yönetimde, gerekse askeriyede yapılan hataları sıralıyor Rüştü Paşa. O gencecik vatan evlatları daha Karadeniz’den gemiye bindiklerinde, küflü peksimetler nedeniyle İstanbul’a gidene kadar ölmeye başlıyorlar. Bu peksimet sorunu Yemen’de dahi devam ediyor; zira hayvanlara bile verilemeyecek kadar küflü olan peksimetler, tabii ki rüşvet mekanizmaları sayesinde, yüksek fiyatlarla orduya satılmış, başka yiyecek almaya da para kalmamış.
Kızıldeniz’de askerleri gemide güneşe ve sıcağa karşı koruyacak bir şey yok. Kolorduları taşıdıkları gemiler, insan değil yük gemileri. O sıcakta, üstelik kapasitenin üzerinde asker alınan ambarlarda da, bu sefer havasızlık, sıcak ve susuzluk sebebiyle ölüm var. Bu yetmezmiş