• İ seçmek durumunda bırakılıyorlar, zorlanıyorlar dedim. Kim tarafından mı? Sadece her çeşidinden fanatikler ve yabancı düşmanları değil, sizin ve benim tarafımdan da, aramızdaki herkes tarafından. Gerçekten de hepimizin içinde köksal ‘mış bu düşünce ve ifade alışkanlıklar yüzünde, bütün bir kimliği, öfkeli ilan edilen tek bir aidiyeti indirgeyen aidiyet indirgen O dar, o sığ, Yobaz, Kolaycı yaklaşım yüzünden.
  • Anladım ki aidiyet,kan bağından önce gelen bir şeydir.
  • “Coğrafyaya, mekâna dair bir bağlanma, bir aidiyet duygusu yok bende.”
  • Allah doğru yolu seçenleri, daha derin bir doğru yol bilinci ile destekler.” Meryem/76

    güneş batıyor onbinküsuruncukez
    ve doğuyor sabahı garantiye alan ümit akşama
    radyoyu açıyorsun kuşlardan kalan bir şarkı başlıyor bize
    gök hapsinden kaçıp kaçıp konduğumuz kadar özgürlük
    biliyorum sen de yıldızları sevmiyorsun öylece duruyorlar
    o iyi dilekler de kaçırdığımız demlerin içinde duruyorlar
    derken hiç tanımadığımız bir yerden es(!) 
    hayat bu kadar tutuk işte biz bu kadar çaresizken
    ağlıyorsun
    onbinküsuruncukez

    göle yeni bir gemi gibi indirilirken
    o ressamın yaptığı o resimde olmayan
    ve yeterince yontulmayan bir heykelse taş
    ancak bir şarkıyla tamamlanandan
    kulaklarımıza dönerken işimiz hep mi bu kadar yaş! 
    durdurmam imkan dahilinde değil kalbimi ve sen…
    varsın bir zaaf olarak geçsin kayıtlara
    evden kaçmak isteyen çocuklarla büyüdüm ben

    sorun değil kaldırımları şehirlerin içinden tartışabiliriz
    bu da bizim kusurumuz olsun: açlığımıza kavgamızı bahane etmek
    oh ki borsayı bombalamak isteyen adamlar bizim cemimizden
    anahtar uydurulamaz kilidimize
    normal şartlar altında bildiğin anormaliz
    siparişin gecikmesi en çok garsonla tanışma imkanı sunar bize
    sen durmadan gidersin ben tutar döndürürüm kalbini
    uçak düşer kara kutu sehpa olur iki dem muhabbete
    iplerinden boşanmış süratli bir trapez
    kadar yangının var çadırı yırtıp çıkmaya
    kanıyorsun
    onbinküsuruncukez

    affettikçe dertlenen
    dertlendikçe affeden
    iki ara bir dere
    fasit bir dairede oturuyoruz sevgilim
    söylenmeyen şeyler söyleyemediklerimiz
    ağlanmayan şeyler ağlayamadıklarımız
    babası ölen çocuklarla unutanlar köprüsünde
    sürekli mektup bekleyerek yaşamaktan vazgeçmedik hiç
    iyiydi işte
    sahnenin dar mikrofonun bozuk üstümüzün yırtık olması
    başka şarkılardan bu şarkıları söylememiz iyiydi

    derdi olan ceketini çıkarmaya vakit bulamaz sanki
    öpüşlerin hayali uykuların ninnisidir
    bu kadar dağ bu kadar çıkılmak için sevda
    evlerini yamaçlara kuranların rahatlığı rahatsız edicidir
    ömrümü seninle bir otelde aidiyet kusarak
    havluların ve yalnızca kapıların altından esen rüzgarların şahitliğinde
    ömür seni seviyorum demek kadar geçicidir
    topu topu bir gün çatallanıp çatlayarak susacak bir ses
    anlıyorsun
    onbinküsuruncukez

    ne olacak kime ne
    bir yerimizden yakalanmışız işte
    anlamak en yapışkan yükü bu hayatımızın
    yangında ilk yakılacak! 
    zihnin hayaletler doğuran arsız gebesi
    sırat’ta ilk atılacak! 
    beni anlamanı öldür seni anlamamı bağışla
    gözlerimiz ne kadar güzel ne kadar nefes nefes
    herkeslere bakma herkesler havamıza astım
    uzan tut kendine kalbinin tozlarını alacak bu bez
    kalıyorsun
    onbinküsuruncukez

    bir şu yalnızlığın bastırdığı kanlı geçiştirmeler…
    büyük sofranın içinde ne diye küçük sofralar açıyorsun? 
    çiçekleri öldürülmüş sanıyorsun onlar zaten ölüler
    çiçekleri canlanmış buluyorsun ki vallahi canlılar
    ara vermeden solan renklerin arasında
    benim giderek daha da kırmızı olan bir kırmızım var
    senin de olsun! 
    son sürat sana doğru koşarken beni vurdular
    sen vurdun demiyorum ama beni vurdular
    benim de bu kadarcık kurşundan geçmeyen bir yaram olsun

    kimsenin olamadım
    kimsem olmadı allah’tan ve anamdan başka
    şartsız şurtsuz kim affettiyse hepimiz onunuz esasında
    vurgunuz yarım kalana
    kendimizle dargınız
    ağlamak için insanın kendinden başka bir yari daha olmalı yarasında
    her türlü galeyana hazırım
    yeter ki düştüğüm zaman kalkmayayım
    trensizliğimi yutuyor her defasında bomboş kalan bir gar
    sabaha daha çok var ama biliyoruz ki bir sabah var
    ölüp gideceğiz işte yetmedi mi o güzelim şarkılar
    yetmedi mi bu kadar hayvanımıza bu kadar kafes
    radyoyu açıyorsun kuşlardan kalma bir şarkı başlıyor yine
    dönüyorsun
    onbinküsuruncukez.

    • Alper Gencer

    aslixan 'a teşekkür :)
  • Artık daha iyi anlıyorum, aidiyet toprakta değil, insanın içinde. Değişen; topraklar,renkler ve binalar değil, insanın kendisi.
  • Halk kütüphanesinde rastladığım bu kitap Beykent üniversitesi tarih bölüm danışmanı olduğunu öğrendiğim Prof.Dr. Hicran Yusufoğlu'na ait.Yazar hakkında bilgi sahibi değilim ancak kitabı okuyunca Macar göçmeni olduğu hissine kapıldım nedense.Önsözde bu kitaptan önce 1395'ten 1476'ya kadar olan dönemdeki Osmanlı Macar ilişkilerini anlatan bir araştırma yaptığından bahsediyor ancak yazarın bir başka bir eserinin izine ulaşamadım nette.
    Kitabın dili su gibi akıyor.Oldukça anlışılır ve hikâye gibi.İçeriğe gelince biz genelde kuruluş dönemini Osmanlı merkezli okumuşuzdur.Burada Macaristan ve Balkan devletlerinde neler yaşandığına teferruatlı değinilmiş.En başta yazarın Macar kökenli olduğu hissini uyandırdığını söylemiştim. Bunun bir sebebi kitapta Osmanlı devletine ecdadımızdır diye aidiyet hissi göstermemesi.Bizim fetih olarak gördüğümüz savaşlardan istila diye bahsetmesidir.Ve bir yerde Osmanlı'nın Macaristan'ı sosyal ve ekonomik açıdan
    zarar verdiğine, geri götürdüğüne dair Avrupıların görüşlerini desteklemesi.Bunun haricinde kitabın tamamında yansız, hakkaniyetli bir anlatım var.
    Ayrıca yazarın yararlandığı kaynaklar içinde Neşri, Müneccimbaşı,Ostrogosky,Gibbons vs. gibi bilindik eserlerin yanı sıra bir tarihçi olarak isimlerini ilk kez duyduğum yabancı yazarların eserlerinden çokça bahsediyor.
    (Brehiere,Muralt,Razso,Halkondil,Atiya vs.)
    Özellikle Macar kralı Sigismund'un faaliyetleri hakkında ilginç bilgiler var.Tam Ankara savaşı esnasında bu gözü kara Türk düşmanının esir edilip hapse düşmesi Allahu Teala'nın bu milleti koruduğunun en güzel delili olsa gerek.
    Velhasıl bu kitabı herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim..
  • Hiçbir şey hissetmiyorum, herhangi bir aidiyet duygum yok. Yaşamak istiyorum sadece.