• 232 syf.
    ·10 günde·Beğendi·7/10
    İnci Aral'ın "Şarkını Söylediğin Zaman" adlı romanı okuduğum türler dışında bir kitap. Bir arkadaş önerdi. Farklı bir şeyler de okumak gerekir diyerek okudum. Son da söyleyeceğim cümleyi başta söylemek gerekirse; kitabı beğendim. 1980 öncesi olaylar, yaşanmışlıklar, siyaset, aile ve bir günlükle devam eden olaylar. Deniz, Cihan, Ayşe ve çevresinin bugüne yansıması da kitabın içinde. Günlüğün samimiyeti içinde yitip giden zaman ve kişiler.

    Üçüncü şahıs anlatımla Ayşe'nin varlığından haberdar oluyoruz. Üniversitede tez hazırladığını da bu sayede öğreniyoruz. Konu buradan başlar. Anlatıcı bize olayları anlatıyor. Ama ileri de anlatıcıya ilave olarak karakterler de sahneye girer. Günlük devreye girer; geçmiş ve şimdiki
    zaman peşi sıra gelir. Anlatıcının gözünden iyi, kötü, güzel, çirkin kavramlarını okuyoruz. "Ayşe kendini hem güzel hem de özgür hissetti (s.13)". Acaba Ayşe kendini ifade etmekten aciz mi? Bu dış ses anlatım çoğu zaman hoş da olmuyor. Ama kitap
    dış sesle başlar.

    Devrim yolunda bazı gençlerin yaptıkları mücadele ama sonunda kendilerinin devrilmesiyle sonuçlanan olaylar. Anılar canlanıyor. Konuşma dilinin yazıya dökülmüş hali. O yüzden
    anlaşılmayan yerler ve kavramlar yok. Eskiye özlem, arkadaşlığa özlem, eski ev ve eşyalar hakkında aidiyet duygusu. Zaman değişir, anın gerisinde kaldığını düşünerek o eşyalardan da kurtulma planları yapılır. Günümüz ve geçmiş arası düşünceler. Bir çeşit anılar denizinde yüzülür. Sevgiler, kırgınlıklar, hüzünler, ayrılıklar, ait olma veya olamama, eşya ile zaman birlikte anlatılır. O anlatım ise okuyucuyu kitabın içine doğru çeker.

    Kendi düşlerini gerçekleştirmek için yola çıkan ama bu yolda ağır darbe alıp sonunda çeşitli yerlere savrulanlardan biri olan Deniz'in "günlükleri" bir çeşit 1980 öncesi ve sonrası olayların havuzu olur.

    Anıların, gerçeklerin, hayallerin ve zamanın birleştiği bir dönüm noktasında müzik de kendine yer bulur. Hatta müzik başlangıç da sayılabilir. Müziğin evrensel bağlayıcılığı sayesinde çocukluktan genç kadınlığa yükselen ve bir an da 'abi'likten 'ad'a dönüşen bir hikaye de günlükten günümüze gelir.

    Bir kadının çocuğundan bile üstün tuttuğu bir "sevda"dır, "devrim". O "devrim" yüzünden nice "Ayşe"ler ölmüş o da ayrı. Ama, tek yol devrim sloganından başka hiçbir şeyin yüceltilmediği bir yolun devamında kör bir saplanışın onu götürdüğü nokta ise karanlıktı. Ayşelerin bile devrim için göz ardı edildiği dogmanın içinde yaşanan derin buhranları da okuyoruz.

    Dün anlatılır. Kendi içinde yaptıkları. Doğrular, kendilerine göre. Yanlışlar, kendileri dışında herkes. Farklı düşünüldüğünde ise davaya ihanet. ideolojik çatışmaların ortasında üniversitede başlayan bir yere ait olma güdüsünün kişileri kendi özgünlüklerinden koparışı ve dogmaya doğru
    gidişatın hikayesi.

    Yaşanan acılar, kötülükler, hastalık, iyileşmek için yapılanlar, ailenin sahiplenmesi anlatılır. Ama kadının kendi içinde yaşadığı o gelgitler bir türlü yerine oturmaz. Aileden, evlilikten, yaşamdan, çocuğundan kopuşun derin hüznü yaşanır. Hata sorgulanamz. Onlar, kendi içinde doğrulardı.

    Akıcı, anlaşılır bir dil, konudan kopmadan ilerler. Sizi savurmadan ve sıkmadan içine çeker. Dün ve bugün içinde siyah beyaz ve renkli fotoğraf gibi kareler değişir. Siyah beyaz bir fotoğraf karesine bakarken daha sonra renkli bir kareye bağlanır. Farklı karakterlerin sesinden bütünlük sağlanır.
    Hayatın içinden kopup gelen olaylar, duygular, kişiler olduğu için daha kolay bir bağ kurabiliyor.

    Okuyanların - tabi belli bir yaşın üstündekiler - kendileriyle
    bütünleştirebildikleri yerlerde olabilir. Şimdiki zaman da e-postalar, cep telefonlarına karşın, zamanın kendi sesi olan günlükler ile olay anlatılır.
    Yitip gidenler bir rüzgar gibi geçer insanın gözü önünden.

    Devrime aşık olduğu kadar Ayşe'yi sevemez Deniz. 1980 öncesinde yaşanan hayattan kesitler sunulur. Daha iyi bir dünya kurmak için çıkılan yol da, yoluna devam edenler yanında yolda kalanların da bir hikayesidir.

    Kadının devrime aşkı, otoriteye itirazı ama kadınca duygularla bir eve, evde bir çocuğa da özlemi var. Çelişki içinde yaşadıkları da var. Kendisini güçlü hissetse bile kadın olduğu için ona atfedilen zaaflar, ayrıca kadınlığa duyulan bir özlem de var.

    Yaşananlar anlatılır. Yaşanacaklar ise şimdilik beklemede. Cihan geçmiş zaman ile şimdiki zaman içinde bir film şeridi gibi olayları yaşar. Zaman iç içe geçmiş. Kendisi geçmişle gelecek arasında bir köprü olmuş. Ayşe gelmiş, Deniz gitmiş.


    Üçüncü şahsın anlatımıyla başlayan daha sonra birinci kişilerin devreye girmesiyle ilerler. "Şarkını Söylediğin Zaman", yaşanan olayların farklı adlarla oluşturulması sonucu ortaya çıkan bir roman.

    Bir kadın, bir erkek ve bir çocuk. Yıllar sonra bir günlükle buluşur. Deniz, Cihan ve Ayşe yıllar sonra bir günlükte bir araya gelir.

    Not: Eğer bu kitabı anlatırken; şu oldu, bu oldu, şöyle oldu, böyle oldu dersek - günümüz tabiriyle spolier- kitabın arka kapak tanıtım yazısı okunsun yeter denilebilir. Ama okuyucu kendi gözüyle gördüklerini anlatacak ki, her gözün kendi açısıyla kitabın derinliğine bakılabilsin diye düşünüyorum. Yoksa arka kapak yazısında zaten kişilerden ve olaylardan kısaca bahsedilmiş.
  • Aidiyet ihtiyacını kaybeden kişi duygu dünyasının en önemli kısmını yitirmiş demektir.
    Adem Güneş
    Sayfa 34 - Timaş yayınları
  • Doğal aidiyet yönelişlerinın belki de en temel özelliği, kişiye ruhsal dinginlik, huzur yaşatmasıdır . Kendini kaybetmeden, başkalarıyla var olmaktan keyif almaktır.
    Adem Güneş
    Sayfa 33 - Timaş yayınları
  • Evde aynı mekânı paylaşmak aidiyetin görüntüsü olsa da önemli olan duygu paylaşımıdır.
    Adem Güneş
    Sayfa 31 - Timaş yayınları
  • Kız çocukları aidiyet kurmada daha başarılıdır. Çünkü kızların duygusal yakınlık eğilimi erkeklerden daha yoğundur....Ebeveyn kız -erkek arasındaki bu fıtrat farklılığını bilerek davranmalıdır.
    Adem Güneş
    Sayfa 31 - Timaş yayınları
  • Neşeli gruplar içinde var olma arzusu, genellikle yalnızlığın, aidiyet yoksunluğunun giderilme çabasıdır.
    Adem Güneş
    Sayfa 30 - Timaş yayınları
  • Bir topluluk içinde aidiyet olup olmadığını üç unsur belirler :
    1.Benimseme
    2. Özgür irade
    3. Güven duyma
    Adem Güneş
    Sayfa 29 - Timaş yayınları