Kitap Doğu Türkistan'daki Müslüman Uygurların karşı karşıya bulunduğu dramı ve gerçekliği, geleceğe ve bizden sonraki nesillere bir kanıt ve kayıt bırakmak amacıyla yazılmış.
Gulca, Kaşgar, Yarkent, Hoten, Urumçi ve Turfan şehirlerinde yaşananları bizzat gören birinden okumak çok kıymetli.
Taha Kılınç'ın arkadaşı ile beraber yaptığı bu yolculukta Müslüman Uygurların Çin baskısı sebebiyle ne derecede asimile oldukları ve kimilerinin tüm o tehditlere rağmen hâlâ kalplerinde İslam'ı canlı tuttuklarına şahitlik etmiş oluyoruz.
Yıkılan camiler, her yerde yüz ve retina tarayan kameralar, turistik yer olarak sunulan camilerin içerisine ekstra yerleştirilen kameralar, "aile olmak" programı, namaz, kıyafetler, yüzler, ifadeler, İslam'sız ve ailesiz büyümeye zorlanılan çocuklar, eğitim kamplarında asimile edilen gençler ve daha nicesi. Bunlar yalnızca Müslüman Uygurların maruz kaldıkları. Bir de yazar ve arkadaşının karşılaştıkları engellemeler, sorgulamalar var ki insan oradaki Müslümanların hissettiklerini tahayyül bile edemiyor.
Hissizlik, donukluk, soğukluk, tahammülsüzlük, aşağılık, zorbalık.. Çin'in çağrıştırdığı kelimelerin bazısı. Çin her ne kadar camileri yıkıp minareleri tıraşlayarak sokakları silinen bir hafızaya dönüştürmeye çalışsa da netice yalnızca hüsran ve mağlubiyettir. Halklara acıdan başka bir şey getirmeyen ve devletlerin sadece gücünü tüketen bu kavganın kazananı yine İslam olacaktır.
Okurken içimin acıdığı ve şükrü eda edilemeyecek bir nimet olan özgürlüğün kıymetini daha iyi anladığım bir kitap oldu.