"Hayat öyle adi bir oyun ki... Yeter ki bir defa düş. Zaten gerisi kendiliğinden mahvoluyor, kılını bile kıpırdatmana gerek yok." Hafifçe yutkunurken Tuna'nın bakışları karardı."Başına üşüşmek için bekleyen bir sürü akbaba ortaya çıkıyor. Gel gör ki direnip kendin kalkmadıkça kimse sana elini bile uzatmıyor. Bu hayatta her şeyi yaşadım ben. En dibe battığım da oldu... Battığım gibi çıktığım da."
Sayfa 392
Kadim kültürlerde tapınılan tanrılar az çok insan suretinde resmedilmesine rağmen Mısır tanrı ve tanrıçaları insan bedenli ve hayvan başlı varlıklar olarak tasvir edilmiştir.Başlangıçta yani henüz kent düzeyinde toplumsal bir yapı oluşmadan önce hayvanların gücü, hayvan sembolleri ve totemler ile ifade edilmiştir.Ancak toplumsal yapı geliştikçe sembolik etkilerinin artırılması için olsa gerek, hayvanlar antropomorfik görünümler kazanmaya başlamıştır. Bu nedenle insan bedenli ve hayvan başlı olarak tasvir edilen tanrısal figürler Mısır mitolojisinde önemli bir yer tutmuştur.Örneğin Mısır mitolojisinde aslan, öküz, koç, kurt, köpek, kedi, ibis, akbaba, şahin, su aygırı, timsah, kobra, yunus ve farklı balık türleri ile kurbağa, gübreböceği, çekirge ve diğer böceklere, ayrıca ağaçlara da kutsiyet atfedilmiştir.Ancak Amon, İsis ve Osiris gibi başat tanrısal unsurlar genellikle insan suretinde resmedilirken Seth ve Horus’un başları hayvan figürleriyle eşleştirilmiştir. Örneğin Seth kurt, eşek ya da köpekgiller ailesine benzer bir hayvan başı ile resmedilmiştir. Horus ise her daim şahin başıyla mitolojik resimlere işlenmiştir.
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Doğru, paraları ve güçleri vardı. Ancak bunun karşılığında ciğerlerini parçalayan birer kartal, birer akbaba vardı; çoğu zaman başkalarının topraklarına ve mallarına göz dikmelerine, savaşa girmelerine ve zehirli gazlar üretmelerine, kendilerinin ve çocuklarının hayatlarını ortaya koymalarına sebep olan sahip olma güdüsü, kazanma arzusu gizlenmişti göğüslerine sonsuza kadar.”
Sayfa 45·Kitabı okudu
Dünya nimeti Allah'ın düşmanıdır Yunus.Dünyalığı sevmek, dostun düşmanı sevmesi gibidir.Dünya bir murdar leş, talipleri ise akbabadır. Yunus;Sarıca köylü Yunus,güzel kalpli Yunus sorarım sana, akbaba mı olmak,Anka mı olmak istersin?
Sayfa 77·Kitabı okuyor
Platonik aşk böyle akbaba gibi pusuya yatırır insanı.
Sayfa 135·Kitabı okuyor
Alıntı
İstanbul civarındaki uzakça mesireler, hafifmeşrep kadınların, namahremlerle buluştukları yerlerdi. Azıcık tehlikeli olmakla beraber ağyar diline düşmeden can sohbeti edilirdi. Hükümete birkaç ihbar oldu; kadınların arabalarla uzak mesirelere gitmesi ve arabacıların da kadınları alıp oralara götürmeleri yasak edildi. Aşağıdaki satırlar 1752 (Hicri 1165) tarihli bir fermandan alınmıştır: "Nisvan taifesinden bazıları tenezzüh ve teferrüç bahanesiyle Üsküdar'dan Kısıklı, Bulgurlu, Çamlıca ve Merdivenköyü'ne, bazıları dahi Boğaz'dan Tokat, Akbaba, Dereseki ve Yuşa'ya arabalarla gidip ve edep ve hayâyı atıp enva-ı şenaati irtikâp ettikleri ihbar olundu. Bundan böyle, kadınların, arabalarla bu uzak mesirelere gitmeleri yasak edilmiştir. Gidenler ile onları yasağa rağmen arabasına alıp götürecek arabacılar, yakalandıkları gibi İstanbul'dan taşraya sürüleceklerdir.."
Sayfa 64 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih