Analar, bir deri bir kemik analar, kucaklarında açlıktan ölen yavrularına kana kana gözyaşı bile dökemezler. Peygamberler mi, hacılar hocalar mı, öyle demiş: Allah verdi, Allah aldı. Kul ne ki Allah'ın iradesi karşısında? Ondan daha mı iyi bilecekler? Hikmetinden sual edilir mi? Yarın onlar ellerinde bakraç bakraç Cennet-i âlâ suları, analarını Cennet kapılarında bekleyecekler. Analar kucaklarında ölü ölüveren yavrularına ağlamamalı, sevinmelidirler. Bu yalan dünyada yaşayıp da günahların çeşitleriyle kirleneceklerine, henüz günah çağına varmadan ölerek cennete uçmuşlardır kuş gibi. Allah'ın sevgili kullarıdırlar onlar!
Sayfa 169
Yağmurda ıslana, güneşte tüte kururlar. Torbalardaki tandır, yufka dürümleri tükenip çarşı ekmeğine verilecek son kuruşlar da suyunu çektikten sonra aç çocukların feryadı göğe yükselir. Önemli değildir. Peygamberler Allah adına sabır getirmişlerdir ya, hiç önemli değildir aç çocukların göklere yükselen feryadı. Ölseler bile ne? Öte dünya vardır, birer kuş gibi uçacaklardır Cennet-i âlâ'ya. Cennet-i âlâ'da yağdan, baldan dağlar, sütten ırmaklar...
Sayfa 169
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Leylâ bir şey demedi. Yere, babasının karşısına oturdu, başını dizlerine dayayıp, küskün küskün baktı ona: Baba kız bakıştılar! Saadettin Bey, kızının gerçekten büyümüş olduğunu fark ediverdi birden. Şaşırdı, tedirginliği arttı. Onun güzel, hatta çok güzel bir kadın olduğunu da görmüştü çünkü. Karşısında böyle büzülüp oturmuş olmasına rağmen, vücudunun geliştiğini, şimdi nerdeyse yere değen gür saçlarının parlaklığını, somurtkan dudaklarının kalınlığını ve pek yumuşak bükülüşünü, sanki bir yabancı gibi görmüştü. "Tam bir kadın" diye geçti kafasından. Sonra meseleyi hemen anladı! "Birine âşık bu!" Öfkelendi; "Kim bilir hangi serseriye âşık oldu, tutup derdini anlatacak bana." Kan beynine hücum ediyor, tombul beyaz yüzünü ala boyuyordu.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Edebiyat
Benim hasta yatmaya vaktim yok, işimi gücümü bırakıp derdimle uğraşmak bana kâr sağlamaz, haydi güle güle... günlük yaşayışına döner. İyileşirse ne âlâ,yok bedeni hastalığa karşı koymaz da ölürse,kurtulmuş olur derdinden.
Alıntı
Kaç paresin kaç?
Kaç Paresin Kaç? Secdede kaç defa “Sübhane Rabbiye’l Âlâ” denilmeli? Rükûda kaç defa “Subhane Rabbiye’l Azîm” denecek kadar durulmalı? Cevabı aşağıda: Bir gün bir derviş, bir kucak dolusu elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rastlamış... Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları. “Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?” diye sormuş derviş. Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız. “Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum.” “Kaç tane?” diye soruvermiş baba derviş. Kız şaşkın: “İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?” Usulca kırıvermiş elindeki tesbihi derviş
Denizin üstünde ala bulut, Yüzünde gümüş gemi İçinde sarı balık Dibinde mavi yosun Kıyıda bir çıplak adam Durmuş düşünür.. .. Bulut mu olsam, Gemi mi yoksa? Balık mı olsam, Yosun mu yoksa? Ne o, ne o, ne o. Deniz olunmalı, oğlum, Bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla..