Arthur Schopenhauer
Cinsellik tek yanlıdır; karşımızda erkeklik ve kadınlık olarak çıkan cinsellik, erkeğin erkekliğinin kadının kadınlığına uygun düşmesi durumunda, bu iki taraf arasındaki en üst uyuma ulaşır. En erkek adam en dişi kadını arayacak ya da bunun tersi olacaktır. Çünkü türü koruyup sürdürmek isteyen yaşama iradesi, bunu böyle düzenlemiştir. Karşımızdakine duyduğumuz tutku ya da aşk, az önce de belirttiğimiz gibi, bir vehim, bir yanılsama sonucudur; sadece tür için değerli ve önemli olanı, birey kendisi için değerli ve önemli olarak algılar; demek ki türün amacı gerçekleştirilince, iki cins birleşince, tutku da, bir vehim olan duygusal bağlar da kaybolmaya mahkûmdurlar. Doğa kendi amacını birey üzerinden gerçekleştirmek için başvurduğu en önemli hilesini, kadını güzelleştirme yolunu, amacına ulaştıktan sonra önemsemediği için, üremeden sonra kadının güzelliği de kaybolup gider.
Felsefe
Alt taraftaki etli kısma kan sağlamak için her bir parmağa uzanan çok ince damarlar ve yaklaşık 700 reseptör vardır. Bu şekilde çevremizi keşfeder, hisseder, dokunur veya okşarız: Sensörler beyne bunu hangi yoğunlukla yaptığımızı, o sıradaki basıncın ne kadar güçlü arttığını ve hangi hızla uygulandığını iletir ki bundan özellikle parmak uçlarının en dış deri katmanındaki "Meissner cisimciği" sorumludur. Bunun sonucunda hiç düşünmeye gerek kalmadan bir avokadonun olgunluk derecesini dokunarak algılar, bebeğimizi nazikçe okşar, elma püresi kavanozunu kuvvetle açar, bir kâğıt sayfasını tutarken buruşturmaz ve içindeki latte taşmasın diye karton bardağı çok sıkı tutmayız çünkü aynı zamanda parmak uçlarının üst tarafındaki tırnaklar da parmak altındaki etli kısmın karşılığı olarak görev yapar. Onların karşı baskısı olmasaydı günlük hayatımız çok zor olurdu, üstelik doğumdan itibaren en gelişmiş olan duyu dokunma duyusudur; bu sayede yenidoğanlar kelimenin tam anlamıyla çevresini kavrar.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Reklam
Bazen en uzak mesafe iki insan arasındadır. Onun ağzı ile sizin kulağınız, onun kalbiyle sizin kalbiniz arasında kapan­maz bir uçurum söz konusudur. Mevlâna "Ne söylersen söyle anlattıkların karşındaki­nin anladığı kadardır," der. Onun seni nereye koyduğu, seni nasıl çerçevelediği veya senin söz denizine daldır­dığı tasının ne kadar büyük olduğu, söylediğinden ne anladığını belirler. Ağızdan çıkan şeyle diğer kulağa ve o kulaktan beyne giden uyaran aynı şey olmayabilir. Ben bir şey kastettiğimi düşünürüm, karşımdaki insan kendi kişisel tarihinden bir süzgeç yapar, kendi incine­bilirliklerinden, kendi üzüntülerinden, kederlerinden, yaşanmışlıklarından, geçmişinden bir filtre yapar ve o filtreden süzerek algılar sözlerimi.
Alıntı
Her şeyden önce, sevgi iki kişi arasında ortak bir yaşantıdır. Ama ortak bir yaşantı olması, ikisi için de benzer bir yaşantı olduğu anlamına gelmez. Bir seven vardır, bir de sevilen. Ama bunlar başka başka diyarların insanlarıdır. Sevilen çoğu zaman sevenin içinde uzun zamandır saklı duran sevgi için yalnızca bir uyarıcıdır. Her nasılsa, seven de bilir bunu. Ruhunda sevgisini eşsiz bir duygu olarak algılar. Tuhaf, yeni bir yalnızlık duymaya başlar. Ona acı veren de bu duygudur işte. Bu yüzden, sevgisini elinden geldiğince içinde barındırmalı, kendisine yepyeni bir iç dünya yaratmalıdır. Kendisiyle bütünleşen, yoğun, tuhaf bir dünya... Şunu da ekleyelim: Söz ettiğimiz bu seven kisinin nisan yüzügü almak icin para biriktiren bir delikanlı olması gerekmez. Seven kişi erkek, kadın, çocuk ya da yeryüzünde yaşayan herhangi birisi olabilir.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Alıntı
Türkiye’de yaşayan insanların, bir Müslüman olarak, sabit referanslarına göre küreselcilerin algı operasyonlarını değerlendirmesi gerekir. Çünkü bu algılar oldukça cazip gelebilir. İnsan olarak duyu organlarımız ışık ve sese karşı çok hassastır. Işık gözden, ses kulaktan gelir. Ancak bunlar kalbe intikal ettiğinde tehlike başlar. Bu yüzden gözümüzü ve kulağımızı muhafaza etmek zorundayız. Kitabu’llah bunu söylüyor. Güzel şeyler işitmek zorundayız, kötü şeyleri işitmemek mecburiyetindeyiz. Kötülüğü yaymamak zorundayız. Çünkü kalbimize intikal eden her şey, bizi etkiler. Oysa modern insan “Bakalım ne varmış?” diyerek meraka kapılır. Ancak elinde “hayır mı, şer mi?” diye ölçebileceği bir kıstas yoktur. Bizde ise vardır.
Kadınlar sorunları hakkında konuşmaya başladıklarında erkekler genellikle dinlemezler, dinlemek istemezler. Erkek, kadının konuşmasını kendisini sorumlu tutması olarak algilar. Sorunlar ne kadar çoksa, erkek o kadar suçlandığını hisseder. Kadının yalnızca ona içini dökmek için konuşmakta olduğunu fark etmez. Erkek susup dinlese, bu davranışının kadın tarafından ne kadar takdir edileceğini bilmemektedir.
Reklam
Reklam