• D. 1884 ( İstanbul)
    Ö. 9 Ocak 1964 ( İstanbul)

    (Doğum yılı bazı kayıtlarda 1882 diye gecmekte)

    Babası ll.Abdülhamit devrinde Padişah hazinesi kâtipliği, Yanya ve Bursa da Reji müdürlüğü yapan Mehmet Edip bey, Annesi Fatma Berifem hanımdır. Annesini kücük yaşta kaybeden Halide Edip Amerikan kolejinde eğitim almış ve bir jurnal ( II. Abdülhamit öneminde jurnalciler tarafından, devlet ve özellikle saray aleyhinde çalıştığı ileri sürülenler için saraya verilen soruşturma yazısı) nedeni ile okuldan uzaklaştırılan Halide Edip II. Abdülhamit 'in bu kararını 1897 de yaptığı bir kitap çevirisi ile tersine döndürmüş ve aynı okulda eğitimine devam etmiştir. ingilizce ve fransızca tahsil eden yazar, bu liseden lisans derecesi ile mezun olan ilk müslüman kadın olmuştur.

    Halide Edip ilk evliliğini matematik öğretmeni Salih Zeki bey ile yapmis bu evlilikten Ayetullah, Hasan Hikmetullah ve Japon Rus savasinda bati uygarliginin bir parçası olan Japon deniz kuvvetleri komutani Amiral Togo Heihachiro nun ismini verdigi Togo isminde ki son çocuguyla birlikte üç oglu olmuştur. Çok küçük yaşta yaptığı bu evlilik, eşinin ikinci bir hanım isteği ile 1910 yılında sona ermiştir.

    İyi derecede yabancı dil bilen yazar, ünlü İngiliz matematikcilerinin yaşam öykülerini, Sherlock Holmes, Emile Zola, Shakespear e yöneldi ve Hamlet gibi eserlerin çevirilerini yaptı.

    2. Meşrutiyet sonrasında yazım hayatına başlayan Halide Edip kadın hakları ile ilgili yazılar yayınlamaya başladı. O dönemde Salih Zeki bey ile evli olan Halide Edip yazılarında Halide Salih adını kullanıyordu. Gazetede yayınlanan ilk yazısı Teyfik Fikret yönetimindeki Tanin de cıktı. Muhafazakar kedimden ağır eleştiri alan Halide Edip 31Mart ayaklanması sonrasında aldığı ölüm tehditleri nedeni ile iki oğlunu daalarak Mısır a gitti.
    Oradan Ingiltere ye geçerek kadın hakları konusundaki yazıları nedeniyle kendisini tanıyan Ingiliz gazeteci Isabelle Fry nın evinde konuk oldu. O dönemde ingiltere ye gidişi Bertrand Russell gibi fikir adamlarıyla tanışmasına vesile olmuş 1909 da istanbul a geri döndü ve siyasi içerikli yazılarını yayınlamaya devam etti.

    HEYYULA ve RAIK in ANNESI adlı romanları basıldı. Bu arada kız öğretmen okullarında öğretmenlik ve müfettişlik görevlerin de bulundu. İleride yazacağı SİNEKLİ BAKKAL adlı ünlü romanı bu görevler sebebiyle İstanbul un arka mahallelerini tanıması sayesinde ortaya çıktı. Eşinden boşandığı dönemde SEVIYYE TALİP romanını yayımladı.

    1. Dünya Savaşı yıllarında Kız mektepleri Umumi müfettişliği görevini sürdüren Halide Edip , Arap eyaletlerine giderek iki kız okulu ve bir yetimhane açmış ve bu dönemde aile doktorları Adnan Adıvar ile nikâhlamıştır. 1918 yılında işgal sonrası Istanbula geri dönen Yazar bu dönemde MOR SALKIMLI EV kitabını kaleme almıştır

    Darülfünun da Batı edebiyatı okutan Halide Edip aynı zamanda Türk Ocaklarında çalışmalarına devam etti. Milli Mücadele yıllarında Amerikan mandası fikrini benimseyen ve bu fikri Sivas kongresi hazırlıkları sırasında Mustafa Kemal e sunan Halide Edip red cevabı almış, Mandaterlige karşı olduklarını belirten Mustafa Kemal 'in bu sözlerini yıllar sonra "Mustafa Kemal Paşa haklıymış!" sözleriyle tasdiklemis oldu.

    İzmir i yunanlilarin işgal etmesi üzerine bir çok mitinge katılan Halide Edip. İngilizlerin İstanbul u işgal etmesi dolayısıyla hakkında idam kararı çıkarılan ilk ısimler arasında eşi ile birlikte yer aldı. İdam kararı öncesi Ankara ya yola çıkan Halide Edip ve eşi Anadolu Haber Ajans inin kurulmasının onayı ardından burada görev aldi. Mustafa Kemal 'in yabancı gazetelerle görüşmesini sağlamak, Hakimiyet i milliye gazetesine yardımcı olmak ve Mustafa Kemal 'in yazı işleriyle ilgilenmek onun görevleriydi.

    Orduda aktif görevde yapan Halide Edip Sakarya savaşı sırasın da onbaşı oldu. Yunan lıların halka verdiği tahribatı incelemek ve raporlamakla görevli olan Tetkik i Mezalim Komisyonunda görevlendirildi VURUN KAHPEYE adlı romanının konusu bu dönemde çıkmıştır.

    ☆TÜRK'ÜN ATEŞLE IMTIHANI
    ☆ATEŞTEN GÖMLEK
    ☆KALP AĞRISI
    ☆ZEYNONUN OĞLU Adlı romanında Kurtuluş savaşının değişik yönlerini gerçekci biçimde dile getirebilmesini savaştaki deneyimlerine borçludur.

    Savaş boyunca cephe de görev yapan yazar Dumlu Pınar meydan muharebesi nden sonra ordu ile İzmir e geçtiği dönemde yolda yürüyüş esnasında rütbesi başçavuşluğa yükseldi. Savastaki yararliliklarindan ötürü İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

    Halide Edip Cumhuriyetin ilanından sonra Akşam Vakit ve Ikdam gazetelerinde yazdı. Eşi Adnan Adıvar ile Terakki Perver Cumhuriyet fıkrasının kuruluşunda yer aldı. Terakki Perver fıkrası kapatılıp yerine tek partili döneme gecilince, Mustafa Kemal Atatürk ile fikir ayrılığı yaşayan Halide Edip ve eşi Türkiye den ayrılıp 14 yıl boyunca 4 yılını Ingiltere de 10 yılını Fransa da gecirdi. 1939 yılında İstanbul a döndü 1940 da İstanbul Üniversitesi nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurmakla görevlendirildi 10 yıl kursu başkanlığı yaptı. Shakespeare hakkında verdiği açılış dersi büyük yankı uyandırdı.

    1950 de Demokrat Parti listesinden Izmır milet vekili olarak TBMM ne girdi ve baģimsiz olarak görev yaptı. 5 Ocak 1954 günü Cumhuriyet gazetesinde siyasi Vedaname başlıklı bir yazı yayımladı ve görevden ayrıldı. 1955 de eşini kaybetti.

    1964 yılı Istanbul da böbrek yetmezliği sonucu hayata veda etti.

    ☆ROMANLARI

    Heyula (1909)
    Raik in Annesi
    Seviyye Talip (1910)
    Handan (1912)
    Son Eseri (1913)
    Yeni Turan
    Mev ud Hüküm ( 1918)
    Ateşten Gömlek (1923)
    Vurun Kahpeye (1923)
    Kalp Ağrısı (1924)
    Zeyno nun Oğlu (1928)
    Sinekli Bakkal (1936)
    Yolpalas Cinayeti (1937)
    Tatarcık (1939)
    Sonsuz Panayır (1946)
    Döner Ayna (1954)
    Alike Hanım Sokağı (1958)
    Kerim Ustanın Oğlu (1958)
    Sevda Sokağı komedyası (1959)
    Çaresiz (1961)
    Hayat parçaları (1963)

    ☆HİKÂYELER

    Harap Mabetler (1911)
    Daga Çıkan Kurt ( 1922)
    İzmir den Bursa ya (1963)
    Kubbeden Kalan Hoş Sevda (1974)

    ☆ANI

    Türk'ün Ateşle imtihanı ( 1962)
    Mor Salkımlı Ev (1963)

    ☆ OYUNLAR

    Kenan Çobanları (1916)
    Maske ve Ruh (1945)

    ● SİNEKLİ BAKKAL

    "Kimse kimsenin olamaz. Eşya bile bizim değil. Mülkiyet insan içinde, eşya içinde olmamalı. Sevdiğimiz her eşya esasen bizimdir. Kalbimizin içindedir. Ona o kadar sahibiz ki dünyanın orduları onu oradan koparıp atamaz."

    "Ben bu değişi duymuştum ya: sabırla körük helva olur, dut yaprağı atlas........"

    "Sevgi ölçülerinin ne çirkinlik ne de güzellikle alakası vardır"

    "Benliğe kök salan gönül bağlarını kim tarif edebilir ?"

    (ALINTI)
    ( Bağzı kayıtlarda Ayetullah ve Hasan Hikmetullah Togo adında iki bağzılarında ise beş çocuğu olduğu yazmakta)
  • Barcelona’da yaşayan Daniel Martínez Lara ve Rafa Cano Méndez’in yönettiği yedi dakikalık kısa film Alike, bir baba oğul ilişkisinden yola çıkarak modern hayatın insanı olduğu yere mıhlayan tuzaklarını ele alıyor. Hayatın renklerini kaybedince insanın, belki farkında bile olmadan, nasıl da günden güne köreldiğini hatırlatan, coşku ve mutluluğun nasıl yeniden kazanılabileceği üzerine düşünen diyalogsuz kısa filmde, anlatım aracı olarak renkler önemli bir rol oynuyor.

    🤹‍♀️🤹‍♀️🤹‍♀️🤹‍♀️🤹‍♀️🤹‍♀️

    https://youtu.be/kQjtK32mGJQ
  • بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

    وَلَا تَقُولَنَّ لِشَيْءٍ إِنِّي فَاعِلٌ ذَٰلِكَ غَدًا

    Velâ tekûlenne lişey-in innî fâ’ilun żâlike ġadâ

    Hiçbir şey hakkında sakın: “Yarın şunu yapacağım” deme! (Bunun yerine:) “İnşaallah (ancak Allah dilerse yapacağım de). Böyle (İnşaallah) demeyi unuttuğunda ise Rabbini an ve: “Umarım ki, Rabbim beni şimdikinden daha doğru davranışa muvaffak kılar” de

    (Kehf 23)
  • مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
    Mâ esâbe min musîbetin fî-l-ardi velâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min kabli en nebraehâ(c) inne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)

    Elmalılı (sadelestirilmiş - 2) : Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.

    Elmalılı (sadelestirilmiş - 1) : Yeryüzünde ve kendilerinizde meydana gelen bir musibet yoktur ki, Biz onu uygulamaya koymadan önce bir Kitapta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır!

    Elmalılı Hamdi Yazır : Ne Arzda, ne de nefislerinizde bir musıbet başa gelmez ki biz onu fi'le çıkarmazdan evvel bir kitabda yazılmış olmasın, şübhesiz bu Allaha göre kolaydır.
  • In Antoine de Saint Exupéry's tale the Little Prince meets a businessman who accumulates stars with the sole purpose of being able to buy more stars. The Little Prince is perplexed. He owns only a flower, which he waters every day. Three volcanoes, which he cleans every week. "It is of some use to my volcanoes, and it is of some use to my flower, that I own them," he says, "but you are of no use to the stars that you own".

    There are many businessmen who own knowledge today. Consider Elsevier, the largest scholarly publisher, whose 37% profit margin1 stands in sharp contrast to the rising fees, expanding student loan debt and poverty-level wages for adjunct faculty. Elsevier owns some of the largest databases of academic material, which are licensed at prices so scandalously high that even Harvard, the richest university of the global north, has complained that it cannot afford them any longer. Robert Darnton, the past director of Harvard Library, says "We faculty do the research, write the papers, referee papers by other researchers, serve on editorial boards, all of it for free … and then we buy back the results of our labour at outrageous prices."2 For all the work supported by public money benefiting scholarly publishers, particularly the peer review that grounds their legitimacy, journal articles are priced such that they prohibit access to science to many academics - and all non-academics - across the world, and render it a token of privilege.3

    Elsevier has recently filed a copyright infringement suit in New York against Science Hub and Library Genesis claiming millions of dollars in damages.4 This has come as a big blow, not just to the administrators of the websites but also to thousands of researchers around the world for whom these sites are the only viable source of academic materials. The social media, mailing lists and IRC channels have been filled with their distress messages, desperately seeking articles and publications.

    Even as the New York District Court was delivering its injunction, news came of the entire editorial board of highly-esteemed journal Lingua handing in their collective resignation, citing as their reason the refusal by Elsevier to go open access and give up on the high fees it charges to authors and their academic institutions. As we write these lines, a petition is doing the rounds demanding that Taylor & Francis doesn't shut down Ashgate5, a formerly independent humanities publisher that it acquired earlier in 2015. It is threatened to go the way of other small publishers that are being rolled over by the growing monopoly and concentration in the publishing market. These are just some of the signs that the system is broken. It devalues us, authors, editors and readers alike. It parasites on our labor, it thwarts our service to the public, it denies us access6.

    We have the means and methods to make knowledge accessible to everyone, with no economic barrier to access and at a much lower cost to society. But closed access’s monopoly over academic publishing, its spectacular profits and its central role in the allocation of academic prestige trump the public interest. Commercial publishers effectively impede open access, criminalize us, prosecute our heroes and heroines, and destroy our libraries, again and again. Before Science Hub and Library Genesis there was Library.nu or Gigapedia; before Gigapedia there was textz.com; before textz.com there was little; and before there was little there was nothing. That's what they want: to reduce most of us back to nothing. And they have the full support of the courts and law to do exactly that.7

    In Elsevier's case against Sci-Hub and Library Genesis, the judge said: "simply making copyrighted content available for free via a foreign website, disserves the public interest"8. Alexandra Elbakyan's original plea put the stakes much higher: "If Elsevier manages to shut down our projects or force them into the darknet, that will demonstrate an important idea: that the public does not have the right to knowledge."

    We demonstrate daily, and on a massive scale, that the system is broken. We share our writing secretly behind the backs of our publishers, circumvent paywalls to access articles and publications, digitize and upload books to libraries. This is the other side of 37% profit margins: our knowledge commons grows in the fault lines of a broken system. We are all custodians of knowledge, custodians of the same infrastructures that we depend on for producing knowledge, custodians of our fertile but fragile commons. To be a custodian is, de facto, to download, to share, to read, to write, to review, to edit, to digitize, to archive, to maintain libraries, to make them accessible. It is to be of use to, not to make property of, our knowledge commons.

    More than seven years ago Aaron Swartz, who spared no risk in standing up for what we here urge you to stand up for too, wrote: "We need to take information, wherever it is stored, make our copies and share them with the world. We need to take stuff that's out of copyright and add it to the archive. We need to buy secret databases and put them on the Web. We need to download scientific journals and upload them to file sharing networks. We need to fight for Guerilla Open Access. With enough of us, around the world, we'll not just send a strong message opposing the privatization of knowledge — we'll make it a thing of the past. Will you join us?"9

    We find ourselves at a decisive moment. This is the time to recognize that the very existence of our massive knowledge commons is an act of collective civil disobedience. It is the time to emerge from hiding and put our names behind this act of resistance. You may feel isolated, but there are many of us. The anger, desperation and fear of losing our library infrastructures, voiced across the internet, tell us that. This is the time for us custodians, being dogs, humans or cyborgs, with our names, nicknames and pseudonyms, to raise our voices.

    Share this letter - read it in public - leave it in the printer. Share your writing - digitize a book - upload your files. Don't let our knowledge be crushed. Care for the libraries - care for the metadata - care for the backup. Water the flowers - clean the volcanoes.

    30 November 2015