• “Everything looks so much alike that you wonder how people got the idea of inventing names, to make distinctions.”
  • “Happy families are all alike, every unhappy family is unhappy in its on way.”
  • “Twelve voices were shouting in anger, and they were all alike. No question, now, what had happened to the faces of the pigs. The creatures outside looked from pig to man, and from man to pig, and from pig to man again; but already it was impossible to say which was which.”
  • “Love and war are exactly alike. It is lawful to use tricks and slights to obtain a desired end.”
  • 23- وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
    Vemen kefera felâ yahzunke kufruh(u)(c) ileynâ merci’uhum fenunebbi-uhum bimâ ‘amilû(c) inna(A)llâhe ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)
    23.AYET) Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin inkârı seni üzmesin. Onlar hesap vermek üzere bizim huzurumuza getirilecekler. İşte o zaman işledikleri amelleri birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekeriz. Allah gönüllerdeki sırları bilir. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 10/70.)



    24- نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ
    Numetti’uhum kalîlen śümme nadtarruhum ilâ ‘ażâbin ġalîz(in)
    24.AYET) Onlara biraz zevku safa sürdürürüz. Sonra kendilerini ağır bir azâba sürükleriz.


    25- وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
    Vele-in seeltehum men ḣaleka-ssemâvâti vel-arda leyekûlunna(A)llâh(u)(c) kuli-lhamdu li(A)llâh(i)(c) bel ekśeruhum lâ ya’lemûn(e)
    25.AYET) Andolsun ki, onlara:
    “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette:
    “Allah...” diyecekler.
    “Allah'a hamdolsun!” de. Fakat onların çoğu Allah'ın, kâinatın nihaî sebebi olduğunu, O'na teslimiyet gerektiğini kavrayamazlar.


    26- لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
    Li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i)(c) inna(A)llâhe huve-lġaniyyu-lhamîd(u)
    Göklerdeki ve yerdeki varlıkların ve imkânların tamamı Allah'ındır, Allah'ın tasarrufundadır. Asıl zengin olan, muhtaç olmayan, övgüye, şükre lâyık olan işte O'dur, Allah'tır.

    27- وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
    Velev ennemâ fî-l-ardi min şeceratin aklâmun velbahru yemudduhu min ba’dihi seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtu(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)
    27.AYET) Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, denizler de, ardından yedi deniz daha katılıp çoğaltılarak mürekkep olsa, Allah'ın kelâmı, sözleri yazmakla tükenmez. Allah kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 3/39-45; 4/171; 18/109; 54/50; 79/12-13.)

    28- مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ
    Mâ ḣalkukum velâ ba’śukum illâ kenefsin vâhide(tin)(k) inna(A)llâhe semî’un basîr(un)
    28.AYET) Sizin, hepinizin yaratılmanız ve diriltilmeniz sadece tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir, görür; bu hakikatleri size duyurur, gösterir. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 36/82; 54/50.)

    29- اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
    Elem tera enna(A)llâhe yûlicu-lleyle fî-nnehâri veyûlicu-nnehâra fî-lleyli veseḣḣara-şşemse velkamera kullun yecrî ilâ ecelin musemmen veenna(A)llâhe bimâ ta’melûne ḣabîr(un)
    29.AYET) Allah'ın geceyi devamlı gündüzün içine sokarak uzattığını, gündüzü de gecenin içine sokarak uzattığını, güneşi ve ayı, kurduğu düzene boyun eğdirdiğini görmüyor musun? Bunların her biri belli bir vadeye kadar hareketine devam eder. Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerden haberdardır. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 22/61, 70; 65/12.)

    30- ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟
    Żâlike bi-enna(A)llâhe huve-lhakku veenne mâ yed’ûne min dûnihi-lbâtilu veenna(A)llâhe huve-l’aliyyu-lkebîr(u)
    30.AYET) Bunlar, bizâtihi Allah'ın varlığında şüphe olmayan hak bir ilâh olmasından; onların, Allah'ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıklarının, yalvardıklarının bâtıl olmasından kaynaklanmaktadır. Yüce ve ulu olan O'dur, Allah'tır.

    31- اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
    Elem tera enne-lfulke tecrî fî-lbahri bini’meti(A)llâhi liyuriyekum min âyâtih(i)(s) inne fî żâlike leâyâtin likulli sabbârin şekûr(in)
    31.AYET) Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla gemilerin, filoların denizde seyrettiğini görmüyor musun? Bunda, çok sabrederek mücadeleye devam eden, çok şükreden herkes için elbette ibretler, uyarılar vardır.

    32- وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
    Ve-iżâ ġaşiyehum mevcun ke-zzuleli de’avû(A)llâhe muḣlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri feminhum muktesid(un)(c) vemâ yechadu bi-âyâtinâ illâ kullu ḣattârin kefûr(in)
    32.AYET) Kara bulutlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, Allah'ın dinini ve düzenini içtenlikle benimseyerek, samimi davranıp Allah'a yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit, içlerinden bir kısmı orta yolu, maksada ulaştıran hak yolu tutar. Bizim âyetlerimizi azgın nankörlerden, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen katmerli kâfirlerden, hainlerden, sözlerini, taahhütlerini bozanlardan başkası bile bile inkâr etmez.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 17/67; 29/65; 35/32.)

    33-يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـًٔاۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
    Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekum vaḣşev yevmen lâ yeczî vâlidun ‘an veledihi velâ mevlûdun huve câzin ‘an vâlidihi şey-â(en)(c) inne va’da(A)llâhi hakk(un)(s) felâ teġurrannekumu-lhayâtu-ddunyâ velâ yeġurrannekum bi(A)llâhi-lġarûr(u)
    33.AYET) Ey insanlar, Rabbinize sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Babanın evlâdı adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı, evlâdın babası adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı günden içiniz titreyerek endişe duyun. Allah'ın va'di doğrudur, haktır. Dünya hayatı sizi aldatmasın, şeytan ve hilekâr insanlar, Allah'ı öne sürerek, Allah adına sizi kandırmasın.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 4/120; 14/22.)

    34- اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ
    İnna(A)llâhe ‘indehu ‘ilmu-ssâ’ati veyunezzilu-lġayśe veya’lemu mâ fî-l-erhâm(i)(s) vemâ tedrî nefsun mâżâ teksibu ġadâ(en)(s) vemâ tedrî nefsun bi-eyyi ardin temût(u)(c) inna(A)llâhe ‘alîmun ḣabîr(un)
    34.AYET) Kıyametin kopacağı an ile ilgili bilgi Allah katındadır. Toprakların, bölgelerin, yağmurdan alacağı payı, kurduğu düzene ve sünnetine uygun olarak O paylaştırıp aralıklarla yağdırır. Rahimlerdeki döllenmeler ve oluşumlar, O'nun ilmi, planı ve iradesi dâhilinde gerçekleşir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını, hayır ve şer ne işleyeceğini, ne sevap elde edeceğini, hangi günahları yükleneceğini bilmez. Hiç kimse, hangi yerde öleceğini de bilmez. Allah her şeyi bilir, gizli-açık her şeyden haberdardır, insanları bilgilendirir.( bk. Kur’ân-ı Kerim, 6/59; 13/8; 35/11; 41/47; 42/28; 57/20.)
  • 17- يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ
    Yâ buneyye akimi-ssalâte ve/mur bilma’rûfi venhe ‘ani-lmunkeri vasbir ‘alâ mâ esâbek(e)(s) inne żâlike min ‘azmi-l-umûr(i)

    17.Ayet) “Oğulcuğum, namazı erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kıl. Kur'ân'ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmi kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü'minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü, planları, programları, adaleti uygulayarak kamu düzenini sağla, iyiliği emret. Şeriatın suç saydığı, haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü'minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü aklını kullanıp yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin et. Başına gelen belâlardan yılmayarak sabırla mücadelene devam et. Bunlar ciddi, kararlı olmayı gerektiren maksada ulaştıran mücadele metotlarındandır.