"Ebû Cehil"-leş-me !!!! Ca hil leş me!
1. Psikolojide "Eraeyte'l-lezî Yükezzibü bi'd-Din" Sırrı "Dini yalanlayanı gördün mü?" Bu ayet, Mâûn Suresi'nin bir soruyla başlamasını sağlar. Fakat bu soru, insanlara "cevap arama" güdüsü vermez; nitekim bu soruyla Allah, kulunu kendi iç dünyasının karanlık dehlizleriyle yüzleştirecektir. Bu noktada ayetteki "dîn" kelimesinin etimolojik bağlamını incelemeden önce, "gördün mü?" kalıbının aynı Fil Suresi'nde olduğu gibi-burada da tekrar karşımıza çıktığını hatır-latmak isterim. Zira bu kalıbı her gördüğümüzde, Rabbimizin bu sahneyi zihnimizde canlandırmamızı istediğini, böylelikle olayı duyanlardan değil, içsel bir zihin perdesiyle görüp yaşayanlardan oluşumuzu inşa ettiğini bilmekte fayda olacaktır. Nitekim bizler "gördün mü?" çağrısıyla, olayı birilerinden işiten üçüncü, dördüncü şahıslar değilizdir artık; bizzat olayın yaşandığı an orada olup olayı görenlerizdir. Bu, bizi olayın faillerinden biri yapar. Bu idrakin Kur'an okumalarında oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim. Zira Kur'an ayetlerini kâfirlere, müşriklere, Yahudilere, münafıklara gelmiş gibi düşünmek ya da olayın ilk muhatabı üzerinden (mesela bu olay özelinde ilk muhatap Ebû Cehil'dir) ayet-i kerimeleri değerlendirmek; bizlerin, olayı “yaşayan" ve dolayısıyla "olaydan ders çıkaran” olmaktan alıkoyacak, bunun yerine "geçmişin bir hikâyesini okuyan" ve ancak bir hikâyeye verilebilecek dikkat ve özeni ayetlere yönelten kişiler olmamızı kaçınılmaz kılacaktır. Oysa Ebû Cehil'in yaptığı bir hatayı okurken, içimizde "Ebû Cehil"lik yapan parçaları görebilmek, bizi "Ebû Cehil"-leş-mekten kurtaracak yegâne anlama ulaşmamızı sağlar.
Sayfa 108·Kitabı okuyor
"Sen dünyayı kafanın içi gibi ipsiz sapsız şeylerle dolu mu zannediyorsun Allah aşkına? Bir türlü insanlara gözlerini açarak bakamayacak mısın? Bütün ömrün tasavvurlar, hayaller, Don Kişot'ca emeller peşinde koşup kendini aldatmak ve aleladelikten başka hiçbir şey yapılmayan bu dünyada kendinin ve başkalarının fevkalâdelikler yapacağını vehmetmekle mi geçecek? Daha demin dünyada bir insan hiçbir şey yapamaz diyordun, şimdi dünyada pek az insanın yapabileceği hafifliklere kalkıyorsun. Senin alelâde bir mecnundan farkın nedir anlamıyorum!"
Sayfa 20·Kitabı okuyor
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Sen dünyayı kafanın içi gibi ipsiz sapsız şeylerle dolu mu zannediyorsun Allah aşkına? Bir türlü kendine ve insanlara gözlerini açarak bakamayacak mısın? Bütün ömrün tasavvurlar, hayaller, 'Don Kişot'ça emeller peşinde koşup kendini aldatmak ve aleladeliklerden başka hiçbir şey yapılmayan bu dünvada kendinin ve baskalarının fevkaladelikler yapacağını vehmetmekle mi geçecek?
Sayfa 24·Kitabı okuyor
İbn Mes'ûd'un şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem bizi Necâşî'ye göndermişti. Yaklaşık olarak seksen kişi idik. Yanımızda Ca'fer, Abdullah b. Urfuta, Osman b. Maz'ûn ve Ebû Musa bulunmaktaydı. Bu grup Necâşî'nin yanına vardı. Kureyş, Amr b. As'ı ve Ümâre b. Velîd'i bir hediyeyle Necâşî'ye gönderdi. Bunlar Necâşî'nin yanına girdiklerinde ona secdeye kapandılar. Sonra sağına ve soluna geçerek "Amcaoğullarımızdan bir grup, dinlerini ve milletlerini terk ederek senin topraklarına yerleşti" dediler. Necâşî "Bu kişiler nerededir?" diye sorunca "Onlar senin topraklarındadır. Adam gönderip onları çağırt" dediler. Necâşî gelmeleri için onlara birini gönderdi. Ca'fer "Bugün sözcünüz ben olacağım, bana tâbi olun" dedi. Necâşî'nin yanına geldiklerinde Ca'fer ona secde etmedi. Oradakiler "Size ne oluyor da hükümdara secde etmiyorsunuz?" deyince, Ca'fer "Biz, Allah'tan başka kimseye secde etmeyiz" dedi. Hükümdar "Niye?" diye sorunca, Ca'fer "Allah bize Peygamberi'ni gönderdi ve Allah'tan başka hiç kimseye secde etmememizi emretti. Bize namazı ve zekât emretti" dedi. Amr b. el-Âs, hükümdara "Bunlar, İsa b. Meryem hakkında sana muhalefet ediyorlar" deyince, Hükümdar "İsa b. Meryem ve annesi hakkında ne diyorsunuz?" diye sordu. Müslümanlar "Biz, Allah'ın buyurduğu gibi 'O, Allah'ın kelimesi ve ruhudur. Onu, kimsenin dokunmamış olduğu Betûl el-Azra'ya (Bakire Meryem'e) ilkâ etmiştir. O daha önce hiç çocuk doğurmamıştır' diyoruz" dediler. Bunun üzerine** Necâşî yerden bir çöp alarak şöyle dedi: "Ey Habeşliler, papaz ve rahipler! Vallahi, bunlar bizim bu konuda söylediğimize bu çöp kadar bir şey bile eklemiyorlar. Size ve yanından geldiğiniz kişiye merhaba! Şahitlik ederim ki o, Allah'ın elçisidir ve o, İncil'de bulduğumuz İsa b. Meryem'in müjdelediği
Sayfa 374 - 4400·Kitabı okudu
Allah bile zorlamıyor! Demek ki çocukların eylemine değil niyetlerine çalışmalı Çocukların bedenlerini değil, kalplerini ısındırmalı. nefessiz bırakırdı. Allah (cc) isteseydi, ezan okununca namaza durmayanı Allah (cc) isteseydi, Ramazanda yemek borumuzu tıkardı Allah (cc) isteseydi, Hac'ca gitmeyenin ayaklarını felo ederdi. Allah (cc) isteseydi, Zekat vermeyenin parasını yok ederdi. Ancak Allah (cc), bunları yapmamız konusunda bizi ikna edip, iştahlandırmaya çalışır. Allah (cc) emreder ancak zorlamaz. Allah (cc) tavsiye eder. Allah (cc) "severim!" diyerek teşvik eder. Allah (cc) "yakarım!" diyerek tehdit eder. eder. Allah (cc) "itaat edin, cennetime girin!" diyerek motive Allah (cc) "kılmazsanız hem dünyanız hem ahretiniz berbat olur!" diye uyarır. Allah (cc), cennetten sahneler anlatarak heveslendirir. Allah (cc), cehennemden sahneler anlatarak ürkütür.
Necaşi'nin huzuruna çıktılar. Muhacirler sözcü olarak, ifade kabiliyeti güzel olan Ca'fer b. Ebi Talib'i seçtiler. Huzuruna çıkan Cafer' e Ashame; "Sizin dininiz nasıl bir dindir ki, hem kendi atalarınızın dinini bıraktınız, hem de bi­ zim dinimize girmediniz?" diye soru yöneltti. Ca'fer de; "Ey kral! Biz cahil bir kavim idik. Putlara tapar; ölü hayvan eti yer; her türlü kötülük yapar; akrabalarımızla alakayı keser; onların hukukuna riayet etmez ve komşuluk vazifelerimizi yerine ge­ tirmezdik. Güçlü olan, güçsüzü ezerdi. İşte böyle iken, Allah bizden, soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini, namus ve iffetini çok iyi bildiğimiz birini peygamber olarak gönderdi. O bizi, bi­zim ve babalarımızın, Allah'tan başka taptığımız taşları ve put­ ları bırakıp, Allah'ın birliğine iman etmeye ve yalnızca O'na ibadet etmeye çağırdı. Doğru söylemeyi, emanete riayet etme­yi, akrabayı gözetmeyi, komşulara iyi davranmayı, haramlar­ dan ve her türlü cinayetten uzak durmayı bize emretti. Bizi ah­ laksızlıktan, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, namus­lu kadına dil uzatmak ve iftira etmekten de men etti. Ve yine bize namazı, zekatı ve orucu emretti. Bizler bu Peygamber' e inandık ve O'nun davet ettiği şeyleri kabul ettik. Bir ve tek olan Allah'a ibadet ettik ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmadık. O'nun bize helal kıldığını helal, haram kıldığını haram olarak benimsedik. İşte bunlardan dolayı kavmimiz bize düşman ke­sildi. Bizi dinimizden döndürüp putlara tapmaya; daha önce yapmakta olduğumuz çirkin şeyleri tekrar yapmaya zorladılar. Biz de onların baskı ve işkenceleri karşısında ülkene göç et­meye karar verdik; seni tercih ettik. Zira senin zorba olmadığı­nı, kendine sığınanları koruyacağını ümit ettik." dedi.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Din