Edebiyat nedir?
Herhangi bir konuyu, okuyucuda hoş duygular uyandıracak şekilde anlatma sanatı mıdır?
Yoksa kişinin hayal gücünün yaratıcı fikirlerle, özgün kurgularla oluşturduğu; merak uyandıran,
Hayatta her sorunun bir cevabı olduğunu düşünürüz. Bazen de cevapları bildiğimiz halde muhattabının ağzından dinlemek isteriz. Öyle anlar gelir ki cevapların da önemi kalmaz. Zaman bize çok önemli, gerekli olduğunu düşündüğümüz cevapların bile bir hiçe dönüştüğünü ve anlamını yitirdigini acı bir şekilde gösteriyor.
Gerçeği ve hakikati istemek neden bu kadar zor ve yorucu ?
Peki ya dostluk kavramı herkes için aynı derinlikte ve aynı düzlemde midir ?
İnsanın içindeki o karanlık dehlizlerdeki günahları ve hırsı gün yüzüne çıkarmamak için verdiği mücadeleden galip geldiğini söylemek mümkün müdür ?
Yazar, bu sorularla ve cevaplarının verdiği gerilimle beni baş başa bıraktı.
Kitabın verdigi duyguları hissetmemek mümkün değildi, iyi ki okudum dediğim bir eser oldu..
Yeşilçam’da en sevdiğim replik Hababam Sınıfındaki Ahmet’in “Utanacağınızı bilsem yüzünüze tükürmek isterdim ama ondan da anlamazsınız ki siz” repliğidir. Çok insana demek istemişimdir.
Kapının önünde durup düşündüm. dedim Bekir, bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen bir daha geri dönemezsin, iyi düşün dedim. düşündüm, düşündüm. ama olmadı. dönemedim. sonra bak oğlum dedim kendi kendime. yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok. kaderin böyle. yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi.
Kader/ Zeki Demirkubuz
Çocukluk bizim şahsi cennetimizdir. Çocukluğun asla dönmemek üzere geçip gittiğini anladığımız anda ruhumuz derin bir yara alır ve bir daha hiçbir hikâye bizi avutamaz. Onarılmaz bir yaradır büyümek.
Geri dönüşü olmayan bir ayılıştır büyümek. Ölüm bilincidir büyümek. Bir gün öleceğini öğrenmektir ve bir gün öleceğini bilen hiçbir varlık mutlu olamaz. Mutlu olduğu zamanları taklit edebilir yalnızca.