“Yetişkinlerin dünyası o an Hamnet’a öyle akıl karıştırıcı, karmaşık, öylesine kaypak görünüyor ki. O dünyada kendi yolunu nasıl bulacak? Nasıl becerecek?“
O an sanki taş kesildim. Çünkü o insanın o sırada nereye gittiğini hemen anlamıştım: ölüme. Böyle ayağa kalkan biri, otele geri dönmez, bir şarap evine, bir kadına, bir tren kompartımanına, hayatın içinde var olan herhangi bir yere gitmezdi, ancak derin bir boşluğa atlamaya giderdi.
içinin büyük bir öfkeyle dolduğunu hissetti ve bir an, annesine bağırmayı düşündü. Ama kavga etmenin, hem annesini hem de kendini korumaktan başka bir şey olmadığını artık biliyordu. Sessizlik de aynı anlama geliyordu. Hem kavga etmek hem de sessiz kalmak, Maggie’nin annesinden bağımsızlığını kazanamamasına yol açan yöntemlerdi.
"Ölmeyi bekliyorum bir an önce, bitip geçsin her şey, ölüm gelsin," diyorsun. "Bu benim yaşamım olamaz, ben hep sürgündeyim. Ya fazlayım, ya eksiğim. Ve bir hata, bir suç, hep bir yanılgı gibi yaşıyorum."
Bazen hayattayken dilediğin her şeye ölümün kollarında kavuşursun.
Zira ölüm bir son değil, yeni bir başlangıçtır esasında. O karanlık mezara girdiğin an sevdiklerinle birlikte tüm acıların da terk eder seni.