Ahmet Arslan
KRİTİAS Kritias çok yönlü bir insandır. Aynı zamanda bir oyun yazarı, müzisyen ve düşünürdür. Aslında meslekten bir Sofist değildir. Sosyal konumu ve doğumu böyle bir şeye izin vermemektedir. Bununla birlikte o Sofistlerin bir öğrencisidir ve onların görüşlerinin pratik olarak hayata geçirilişini temsil etmektedir. Atina demokrasisinden, bu demokrasinin ön plana çıkardığı sokaktaki insandan nefret etmektedir. Sparta yanlısı ve aristokrasi taraftarıdır. Hayatın soylu, zengin ve güçlü bir insana verebileceği her şeyden hoşlanmaktadır. Tek kelime ile Thrasymakhos'un ahlaki kaygıları olmayan, güç peşinde koşan, kudret iradesine sahip üstün-insanının bir örneğidir. Kritias'ın genel olarak felsefe, özel olarak Sofistik hareket bakımından önemi dinin kaynağı hakkında ortaya attığı kuramından ileri gelmektedir. Bu kuramı Sisyphos adlı yergi (hiciv) oyununda ortaya koymaktadır. Kritias burada Protagoras gibi insanlığın bir ilk halinden bahsederek sözlerine başlamaktadır. O da insanlığın ilk döneminin düzensiz, hayvansı ve güven içinde olmayan bir dönem olduğu görüşündedir. Bu dönemde iyiler mükafatlarını bulmamakta, kötüler cezalandırılmamaktadır. Bu, kısaca gücün ve şiddetin hakim olduğu bir çağdır. Ancak bu durum insanın temel ihtiyaçlarına aykırı olduğu için bir süre sonra insanlar bu gücün ve şiddetin ortadan kaldırılması, adaletin hakim kılınması ve suç işleyenlerin cezalandırılması için yasalar koymayı düşünmüşlerdir. Bu ikinci dönemde yasalar aleni olarak işlenen suçları engellemeyi sağlamıştır, ancak gizlice işlenen suçları, şiddet fiillerini ortadan kaldırmakta yetersiz olmuştur. İşte bu dönemde de akıllı, uzağı gören, kurnaz düşünceli biri insanları bu gizlice işledikleri suçlardan da caydırmak için Tanrı korkusunun işe yarayacağını düşünmüştür. Böylece her şeyi
Felsefe
Ahmet Arslan
"ADALET, GÜÇLÜNÜN İŞİNE GELENDİR." Thrasymakhos, Devlet, 338 c. "YASALARIN YARARLI DİYE BELİRLEDİĞİ ŞEYLER, DOĞAYA KÖSTEKTİR, DOĞANIN BELİRLEDİKLERİ İSE ÖZGÜR... DOĞA BAKIMINDAN YUNANLI OLSUN, BARBAR OLSUN HEPİMİZ HER ŞEYDE AYNI OLARAK YARATILMIŞIZDIR... HEPİMİZ AĞZIMIZLA, BURNUMUZLA SOLUYOR, ELLERİMİZLE YEMEK YİYORUZ." Antiphon, DK. B 44
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
When all things repose do you alone Awake to hear the sweet harps play To Love before him on his way, And the night wind answering in antiphon Till night is overgone?
Sayfa 9
Alıntı
Antiphon
"<İnsan> yaşamı adeta bir günlük hapistir, deyim yerindeyse yaşam süresi tek bir gündür, bu günde biz gün ışığına bakarız ve yaşamı bizden sonra gelenlere devrederiz." "Yaşam şaşılacak derecede mahrumiyetle doludur, azizim; heyecan verici, ulu ve yüce olan hiçbir şey yoktur; her şey küçük, güçsüz, kısa sürelidir ve büyük acılara, dertlere bağlıdır." "Bu dünyada hiç yaşamayan, sanki bugün değil de, başka bir yaşam daha sürecekmiş gibi büyük bir gayretle hazırlanan insanlar var, oysa hâlâ sahip olabilecekleri zaman bu yüzden geçip gidiyor." "Dünyada en önemli şey kanımca eğitimdir. Zira insan -hangisi olursa olsun- bir işe doğru başlarsa, sonunun da iyi geleceğini umut edebilir. Toprakta da durum böyledir: Ne ekersen onu biçersin. Ve genç ruhlara soylu filizler aşılarsan ömürleri boyunca yeşerir ve çiçek açarlar, ne yağmurdan ne de kuraklıktan zarar görürler." "Adalet, insanın yurttaşı olduğu devletin yasalarını çiğnememesinden ileri gelir. Bu yüzden bir kimse, <devletin> yasalarına tanıklar önünde, doğa yasalarına ise tanıklar olmadan uyarsa, kendisi için en yararlı adaleti uygulamış olur."
Sayfa 128·Kitabı okudu
Alıntı
Antiphon
Adalet bir insanın yurttaşı olduğu sitenin yasasını ihlal etmemesidir. Bir kimse, yanında şahitler bulunduğunda yasaları yüksek tutar, şahitler bulunmadığında, yalnız olduğunda ise doğanın buyruklarını yüksek tutarsa adalete uygun bir şekilde davranmış olur. Çünkü yasaların buyrukları insana yapay olarak kabul ettirilir. Oysa doğanın buyrukları zorlayıcıdır. Yine yasaların buyrukları rızayla, uylaşımla kararlaştırılır. Oysa doğanın buyrukları rıza ve uylaşım konusu değildir, doğaldır.
Sayfa 76·Kitabı okuyor
KİTABIN ÖZETİ
Aristo 20 yıl Platon’un akademisinde eğitim görür. Yedi yıl İskender’in hocalığını yapar. O zamanların yönetim biçimi oligarşiydi ve fakirler, çocukları ve eşleri ile birlikte zenginlere adeta kölelik yapıyorlardı. Bu insanlara pelataslar ya da hektemoroslar (altıda birciler) adı veriliyordu. Toprakların tamamı az sayıdaki zenginin elinde toplanmıştı ve hektemoroslar zenginlerin tarlalarında aldıkları ürünlerin yalnızca altında birine sahip olmak koşuluyla çalışıyorlardı (25). Eğer geriye kalan altıda beşi kira olarak vermezlerse köle olarak satılıyorlardı (26). Drakon’un kurduğu devlet düzeni şu şekildeydi: Siyasi haklar kendi kendilerine silahlandırabilen vatandaşlara veriliyordu (28). Meclis üyelikleri ile diğer memurluklar için otuz yaşını doldurmuş vatandaşlar arasından kura çekiliyordu. Diğer bütün vatandaşlar kurayı kazanıp sıralarını savmadan önce, bir kimsenin iki defa aynı memurlukta bulunması yasaktı (29). Halk ve asiller savaşıyor. Solon uzlaştırıcı oluyor. Yeni yasalar yapıyor. Soyuna ve başkalarının ona karşı gösteridiği saygıya bakılırsa Solon, Atina’nın en önde gelen vatandaşlarından birisiydi. Zenginliğine ve yaptığı işlere bakılınca ise şehrin orta hallilerindendi. Bedenlerinin rehin gösterilmesi uygulamasını yasakladı. Böylece halkın köle olmasının önüne geçti (30). Solon borçları affediyor. Faiz silinmelidir. Herhangi bir memurun verdiği bir karar karşısında kişinin mahkemeye başvurabilmesidir. İşte bu üçüncü noktanın halkın gücünü artırdığı belirtilmektedir. Mahkemede oyları elinde tutan halk, devletin de hakimi durumundaydı (35). Kenti ele geçirdikten sonra halkın silahlarını toplayarak tiranlığını sağlam temeller üzerine oturttu (42). Kabileleri Yok Etmeye Çalışıyor. Ailemi Kayırayım Olayı Bitsin: Atinalıları on kabileye böldü. Bunu yaparken