Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşma dili, ne de bir kanun koyucudur; şairin dili düz yazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek üzere var olmuş, müzik ile söz arasında, sözden çok müziğe yakın ara bir dildir."
Aileye gelecek olursak, hane ekonomisi iki ana bölüme ayrılir: üretim ve tüketim. Bunların ilki, açık ara en kaba olanı: Bunu erkeğin özelliği yaptım; ikinci ise daha kolay, daha neşeli: Onu da kadına tahsis ettim. Erkek çalışır, eker, biçer; buğdayı öğütür; kadın ekmek ve çörek pişirir. Bütün hayatları, çalışma hususunda bu simgeye indirgenebilir: Gelecekte işin ne şekilde bölünebileceği, organize edilebileceği ve paylaşılabileceği mühim değil; son kertede, erkeklere ve kadınlara özgü tüm işlemler, karşılıklı olarak saban ya da tencere bağımlılığıdır. Bu paylaşımın nesinin adaletsiz olduğunu bana gösterebilir misiniz? Gelgelelim, kadına sofra kurulduktan ve yemek servisi yapıldıktan sonra gidip bir köşede oturmasını söyledim mi? Yemek yiyebilmesi için efendisinin ve sahibinin ona işaret etmesini beklemesini, adam beyaz ve taze ekmek yerken kadının esmer ve bayat ekmekle yetinmesini söyledim mi? Bilakis, kocalara öğrettiğim şu ki, evdeki en iyi şeyler daima kadın ve çocuklar için ve kocanın aldığı keyif de bilhassa onların aldığı keyiften ibaret olmalıdır. Birçok mevzuyu atladım şüphesiz; pek kibar ve hoş olmadığımın çok defa söylendiğini duyduğumu inkâr etmiyorum fakat neticede bunların hiç de bir egoistin, bir istismarcının, bir zorbanın yöntemleri olmadığını itiraf etmelisiniz. Eğer hizmet ettiğiniz iddiasında bulunduğunuz şey kadınların mutluluğuysa, o halde beni de taraftarlarınız arasında sayın.
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Araştırma-İnceleme
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Friedrich Nietzsche
Schopenhauer şimdiki dönemde doğmuş olsaydı muhtemelen dinin “Sensus allegoricus”undan bahsedecek durumda olamazdı; bunun yerine, şu sözleriyle çoğu zaman yaptığı gibi, gerçeği onurlandırırdı: “Bugüne kadar hiçbir din, ne dolaylı olarak ne de doğrudan, ne bir dogma ne de alegori olarak, gerçeği içermiştir.” Çünkü her din korkudan ve ihtiyaçtan doğmuştur; aklın hatalı yolları üzerinde ağır ağır varoluşa doğru ilerlemiştir; belki bir ara, bilim tarafından tehdit edilince, daha sonra görebilmemiz için, şu ya da bu felsefi doktrini yalandan kendi sistemine katmış olabilir; ama bu, dinin daha baştan kendisinden şüphe ettiği zamandan kalma bir teolog hilesidir.
Felsefe
Yolcu, bir gün yolunu yitirirsen, artık eski yolunu bulmaya çalışma, yeni bir yol ara kendine.
Sayfa 103·Kitabı okudu
1000Kitap
İnsanın ara vermeden,yaşamın başka yönleriyle meşgul olmadan,kendine nefes alacak bir vakit tanımadan çalışması yanlıştır.Sağlığı da bozar...
Yıldızlı Alıntı
Ben ikide bir de böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü gör­mek istemiyorum. Bu nefret filan değil... İnsanlardan nef­ret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şey­ le değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini ko­valıyor... Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın biri­ni arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman ne kadar hazin bir hal aldığımı tasavvur edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış üç günlük bir kedi yavrusu gibi kendimi zavallı hissediyorum. Odamdaki duvarlar birdenbire büyüyüveriyor. Pencerelerin dışındaki şehir ve hayat bir anda, insanı içinde boğacak ka­dar kudretli ve geniş oluyor... Zannediyorum ki, tasavvuru bile baş döndüren bir süratle hiç durmadan koşup giden bu hayat ve bir avuç toprağının bile doğru dürüst esrarına varamadığımız bu karmakarışık dünya beni bir buğday ta­ nesi, bir karınca gibi ezip geçiverecek... Böyle acz içindey­ken odamda her şey bana küçüklüğümü ve zavallılığımı haykırıyor. Sokağa fırlıyorum. Bir tek yakın çehre görsem de yanında yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. Halbuki ara sıra karşılaştığım ahbapları görmemezliğe ge­liyorum. Hiçbiri bana bu anda yardıma çağrılacak kadar yakın görünmüyor. Bilmem beni anlıyor musunuz?..