TEMBELLİGİN METAFİZİĞİ Felsefenin trajedisi üzerine bir hiciv "Ve gönül rahatlığıyla yaz: Başlangıçta eylem vardı!" Ama doğru vurgulamayı unutma: "Başlangıçta" eylem vardı; zira daha ileri gelişmeler, tembellik istemi tarafından yön­lendirilir. Denizin, derinliklerinin karanlık sükunetini dal­galarının hırçınlığıyla örttüğü gibi, insan dünyasının da kendi iç sesini duymazdan gelmek için, büründüğü telaşa ve işgüzarlık görüntüsüne aldanmayalım! Hiçbir eylem, iki tembellik arasındaki bir köprüden başka bir şey değildir ve bütün kültür bu köprünün giderek kısalması için çalışır. Modern insanın o muazzam uğraş ve çabalarının, daha derin, daha kapsamlı, daha kutsal bir tembelliği mümkün kılmaktan başka ne anlam ve amacı olabilir ki? Varoluşu­ nun asıl tra jedisi, amacı aşıp araçlardan oluşan bir altyapının karmaşasında boğularak, oradan bir daha çıkamaması, ke­ sin değeri için gerekli hazırlıklar daha bitmeden yaşamın sona ermesidir. Ama zaten tam da bu gösteriyor ki, tem­ bellik varoluşun mutlaklığı, kendi içinde bütünlüğü, ken­ dine yeterliğidir, buna karşın tüm eylemler göreceli, yal­ nızca araçtır, kendinden başka bir şeye işaret eden geçiş aşamasıdır. Sonunda ondan kurtulma vaadi göz kırpmı­ yorsa eğer, en yoğun faaliyet anlamsız, boş bir biçimden, tenha bir yoldan başka bir şey değildir. Bir Yunan filozofu, dünyanın, her biri kendinden bir öncekinden kaynaklanan devinimlerinin ancak kendisi devinimsiz olan fakat tüm devinimleri kendinden başlatabilen bir son ilkeden kay­ naklanabileceğini iddia etmişti. "Devinmeyen devindiri­ ci"nin iç çelişkisi, aynı zamanda da kaçınılmazlığı felsefeyi binlerce yıl heyecanlandırmıştır. Bunun tembellik olduğu­ nu nihayet kavradık, zira tembellik sadece devinimsiz de­ ğildir, aynı zamanda da devinimsizliğin özü, devinimimi­ zin
Sayfa 87·Kitabı okudu
Felsefe
İçsel özgürlüğü kazanmanın temel adımı "kendini seçmektir". Kierkegaard'ın buluşu olan bu tuhaf ifade kişinin kendi benliği ve varlığına karşı sorumluluklarını tasdik eder. Bu, kör devinim yahut sıradan varoluşun tam tersi bir tavırdır; canlılık ve kararlılık tavrıdır; kişinin evrendeki belirli bir noktada var olduğunun farkına vardığı ve bu varoluşun getirisi olan sorumluluğu kabul ettiği anlamına gelir. Nietzsche'nin "yaşama istenci" derken kastettiği budur; yalnızca kendini koruma içgüdüsü değil, aynı zamanda kişinin kendisi olduğu gerçeğinin yanı sıra temel seçimlerini kendisinin yapmasına dair gerekliliği ve kendi kaderini gerçekleştirme sorumluluğunu üstlendiği gerçeğini kabullenme iradesi ki bu da kişinin kendi temel seçimlerini kendisini yapması gerektiğini kabullenmek anlamına gelir.
Sayfa 160·Kitabı okudu
Reklam
ATSIZ'DA TARİH ANLAYIŞI: Atsız'ın lisans öğrenimi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (Edebiyat Zümresi) olduğu hâlde bilim adamı olarak tarihle daha çok ilgilenmiş, bu konuda daha çok eser vermiştir. “Türk tarihinin içinde yüzüyorum. Diyebilirim ki her günüm 27 asrın içinde geçiyor." diyecek ölçüde (Atsız 1992: 67) kendisini tarihle özdeşleştiren Atsız'ın tarihe ilgisi, bazı tarih metinlerinin ilmî neşrini yapmakla ve araştırmalarla sınırlı kalmamıştır. O, Türk tarihinin meselelerine de eğilmiş ve bu konuda özgün bakış açılarına sahip olmuştur. 1920'lerin sonlarından itibaren Türk tarihini sistemleştirme konusu üzerinde düşünmüş ve bazı teşebbüslerde bulunmuştur. Türk tarihinin birçok meselesi üzerinde duran Atsız bu konularda bir hayli makale yazmıştır. Sonunda onun tarih konusundaki makaleleri 1966 yılında Türk Tarihinde Meseleler adı altında ayrı bir kitap hâline getirilmiş ve Afşın Yayınları arasında neşredilmiştir. Sonraki baskılarda kitaba yeni makaleler de eklendiğinden biz Atsız'ın tarih görüşlerini, kitabın Ötüken Neşriyat'taki son baskısından (Nisan 2015 / 12. basım) izleyeceğiz. Tarihin çeşitli meseleleri üzerindeki görüşlerine geçmeden önce Atsız'ın tarih hakkındaki genel değerlendirmelerini ve bakışını ortaya koymalıyız. Atsız'a göre tarih şuuru milletler için çok önemlidir. 1951 yılında Orkun dergisinde çıkan "Tarih Şuuru” başlıklı yazısında bu nokta üzerinde durur: """Tarih şuuru', milletlerin hâfızasıdır. Hâfıza nasıl, fert olarak, insanların en küçükleriyle ihtiyarlarında bulunmazsa, milletlerin de henüz çocuk sayılabilecek kadar genç yani 'kurulmamış' olanlarıyla ihtiyarlarında yani inkıraza mahkûm olacak kadar çürüyenlerinde bulunmaz.” "Tarih şuuru, milletlerin hareket hatlarını tayine yarayan bir millî savunma silâhıdır. Hangi milletten düşmanlık
_EVLENMEK! Kadınlar sanki hipnotize edilmiş gibi gözlerini yaşamın bu noktasına dikerler. Özellikle Nevrotik kadınlar, sevme yetisinden tümüyle yoksun olmalarına ve erkeklerle ilişkileri dillere destan ölçüde zayıf olmasına karşın, bu tutkudan vazgeçemezler. Evlenme arzusunun zorlanımlı bir nitelik aldığı kadınlar grubunu da anmak gerek. İşte bu tip kadınlar, kendi yaratıcı güçlerini ve becerilerini geliştirme yetisinden yoksundurlar. _"Sadece beni seveceksin!" Nevrotik sevgi ihtiyacının tipik bir ozelliği de, kendini aşın kıskançlıkta ele veren açgözlülüktür. Bu olayı bircok evlilikte, sevgi ilişkilerinde ve arkadaşlıklarda rahatlıkla gözleyebiliriz. Burda söz konusu ettiğim kıskançlık, ussal etkenlere dayanan bir tepki değil, tek sevilen olma arzusunun ve açgözlülüğün bir dışavurumudur. _Hastalarımdan birisinin, sevgi gosterilerine tepki vermeye bir kedisi vardı, bir keresinde bu kediyi öfkeyle duvara fırlatmıştı. Bu, şekli ne olursa olsun, reddedilmeyle boşalabilecek öfkeye tipik bir örnektir. *** _”Eğer Tanrı’dan bir dilekte bulunabilseydim; bu, bir kerecik olsun erkekler gibi işeyebilmek olurdu. Ben de babam gibi her işeyişte gösterebileceğim bir kamışımın olmasını çok isterdim. Çünkü o zaman nasıl bir yapıya sahip olduğumu da bilecektim." Bir hastam kendiliğinden böyle haykırmıştı. Bu söz, hastamın Röntgencilik içgüdüsü ve derinlerde yatan erkek gibi işemek arzusunu dile getiriyordu. Sidik yolları erotizmiyle rontgencilik icgudusu arasındaki ilişki, çok belirgindi. Babası gibi işemenin yerine gecen bir yolla masturbasyon yapmıştı. Bu hastanın cektiği saplantı nevrozundaki temel etken, rontgencilik icgüdüsüydü; masturbasyon sırasında başkaları tarafından görülme duşuncesi yuzunden şiddetli kaygı nobetlerine kapılıyordu. Bu süre icinde hastam, hemen hemen bana
Düşünce
_Bazı insanlar kendi güneş sistemlerinde yaşarlar. Onları orada ziyaret etmek gerekir. _En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin yaralarla başlar en derin gülücükler. _Sevdiğiniz insanları düşünüyorsunuz, ama daha derine inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz, siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. _Kadınla buluşmaya gittiğinde yanına kırbacını almayı unutma gücünü göster. Kadın yaradılış olarak güçlüden hoşlanır. _Bu adam bu davanın çürük olduğunu görüyor ama inat olsun diye vazgeçmiyor ondan; fakat sadakat adını veriyor bu hale. _Size gül bahçesi vadetmiyorum! Yaşadığınız toprakların çorak olduğunu söylüyorum. _Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır. _Sahip olunması zorunlu tek şey var. Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh. _Bir nesneyi hem sevebilen hem de onunla alay edebilen kimse, dehaya erişmiş demektir. _Derin olduğunu bilen kimse kolay anlaşılır olmaya çalışır, kalabalıkta derin görünmekten hoşlanan kimse ise anlaşılmaz olmaya çalışır. Kalabalık dibini göremediği her şeyi derin sanır çünkü! _Hayat bir neşe pınarıdır. Lakin ayak takımı da içince tüm pınarlar zehirlenir, bozulur. Ben temiz şeyleri severim fakat sırıtkan suratları ve pislerin susuzluklarını görmeyi asla istemem. Onlar kutsal suyumuzu şehvetleriyle zehirlediler. Pis hayallerine zevk deyip, dili de zehirlediler. _Dindarlığınızı Tanrı’ya gösterin, bana insanlığınız lazım!” _Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır. _Yaşamak için bir “Neden”i olan, her türlü “Nasıl”a katlanabilir.
Hayat
İçsel özgürlüğü kazanmanın temel adımı "kendini seçmektir". Kierkegaard'ın buluşu olan bu tuhaf ifade kişinin kendi benliği ve varlığına karşı sorumluluklarını tasdik eder. Bu, kör devinim yahut sıradan varoluşun tam tersi bir tavırdır; canlılık ve kararlılık tavrıdır; kişinin evrendeki belirli bir noktada var olduğunun farkına vardığı ve bu varoluşun getirisi olan sorumluluğu kabul ettiği anlamına gelir. Nietzsche'nin "yaşama istenci" derken kastettiği budur; yalnızca kendini koruma içgüdüsü değil, aynı zamanda kişinin kendisi olduğu gerçeğinin yanı sıra temel seçimlerini kendisinin yapmasına dair gerekliliği ve kendi kaderini gerçekleştirme sorumluluğunu üstlendiği gerçeğini kabullenme iradesi ki bu da kişinin kendi temel seçimlerini kendisinin yapması gerektiğini kabullenmek anlamına gelir.
Sayfa 160·Kitabı okudu
Reklam