Kendimi boşu boşuna sakinleştirmeye çalıştım, zifiri bir kâbusun içinde zincirlenmiş gibiydim. Uyanıp bu çelişik duyguların gizemli karmaşasından çıkmak, bir yorum bulmak için çırpınıyordum.
Ama beklemek, deliliğin yavaş yavaş ve önüne geçilemez biçimde yaklaşması, muazzam ölçülerde bir şeyin uçurumdan aşağı düşmekte olduğu hissi, bin parçaya ayrılan düşüncenin verdiği katlanılamaz acı...
Utanmadım ama gerçek dünyanın benim etrafımda dönenden başka olduğunu fark ettim. Çok daha farklı, çok daha tuhaftı. Yapayalnızdım. Attığım çığlıkların cevapsız kaldığı terk edilmiş diyarlarda, sonbaharın ve alacakaranlığın hüznünün içinde yaşıyordum.