"Yaşam denilen şeyin kendisi sinirlerle, dokularla, hücrelerle ilgili bir şeydir; düşünceler bu hücrelere gizlenir, arzular buralarda konuşlanıp hayaller kurar. Sen kendini güvende hissedebilirsin, gücünün kuvvetinin yerinde olduğunu zannedebilirsin. Fakat bir odada ya da gökyüzünde tamamen tesadüfen gözüne çarpan bir renk tonu, ya da bir zamanlar sevdiğin bir parfümün kokusu derinlerde gizli saklı anıları getirip önüne koyar. Çoktan unutulmuş bir şiirin aniden karşına çıkan bir dizesi, epeydir çalmadığın bir müziğin ezgisi; yaşamımız bu tür şeylere bağlıdır."
Tutkular da, tıpkı gerçek kafirler gibi öfkeyle kudurabilir ve arzular bir sürü anlamsız şeyi hayal edebîlir ama her tartışmada son sözü söyleyecek ve her karar anında belirleyici oyu verecek olan akıldır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Faust'un yakarışı "Çok güzelsin, gitme kal." [Verweile doch, du bist so schön.]güzelin önemli bir yönünü ortaya çıkarmaktadır. Çünkü güzel, durup kalmaya [verweilen] davet etmektedir. Güzelin bu yönü, düşünsel durup kalmanın yolunda bulunan bir iradedir. Fakat güzele bakışta, irade etmek geri çekilir. Güzelin bu düşünmeye yönelik tarafı Schopenhauer'ın sanat telakkisinde merkezidir, şöyle der: "Güzeldeki estetik haz büyük ölçüde, saf tefekkür haline girdiğimizde, bütün isteklerimizin ötesindeki bir ana yükseldiğimizde gelir, yani bütün arzular ve kaygılar kalktığında, adeta kendimizden kurtulduğumuzda meydana gelir."Güzel, beni kendimden ayırır. "Ben" güzelin içinde batar. Güzelin karşısında, kendi kendisinden kurtulur.
Arkadaşısan eğer...
Bana yardım et... senden ayrılmam için
Sevgilim isen eğer
Bana yardım et... senden șifa bulmam için...
Eğer bilseydim...
Aşkın çok tehlikeli olduğunu...
Sevmezdim...
Eğer bilseydim...
Denizin çok derin olduğunu ...
Açılmazdım...
Sonumu bilseydim eğer...
Başlamazdım...
Seni özledim... öğret bana
Ozlememeyi...
Öğret bana...
Aşkının köklerini derinlerden nasıl koparayım
Öğret bana ...
Gözyaşı kirpiklerde nasıl ölür...
Öğret bana... kalp nasıl ölür...
Ve arzular nasıl intihar eder...
Hanımefendiler... annelerinin, babalarının, abilerinin ve kocalarının kaprislerine, kuruntularına, sözlerine boyun eğmek
zorunda bırakılır; bu yüzden zamanlarının çoğunu odalarının daracık sınırlarına hapsolarak geçirir, görünürde boş boş oturarak arzuladıkları bir şeyin tam aksini de arzular, farklı farklı konulara kafa yorarlar...