İnsan sevince, uçurumun kenarında dolaşıyor ve büyük yaşıyor, sevgili! Bodrum sokaklarına küpe çiçekleri eken Halikarnas Balıkçısı oluyor; o küpe çiçeklerini kulaklarına takan Bodrumlu kızlar oluyor...
Bin yıl hüküm verseler de, zalimlere o bilge gülümsemesiyle ve sadece acıyarak bakan ve çalışırken dünyanın o sıradan zorluklarını unutan İsmail Beşikçi oluyor...
Sevgilisinin kapısı önüne bir kamyon dolusu gül yaprağı döken Yılmaz Güney; yaşı, üstü başı, durumu ne olursa olsun, sevmek, bağlanmak ve âşık olmak için sadece yanındaki insanın gözlerinin içine, yani kalbine bakan Neyzen Tevfik oluyor...
İnsan sevince, sevgili, onuru için kendini yakan tutsaklarla bir olup yanabiliyor!
İnsan sevince, sevgili, mesleki sıfatlarından nefret eden ve özgürlüğüne kutsal bir sevda gibi bağlanan ama yine de bütün o görüp hissettiklerini yazmazsa deli olan biri oluyor, Sait Faik oluyor!
İnsan sevince, sevgili, bu tek boyutlu hayata meydan okuyor, büyük yaşıyor, kişiliğini tutsak alan engelleri yıkıp geçiyor! İyi kalpli bir yolcu oluyor... Seni sevdikçe, hayatım çoğalıyor...
Bir duyguyu ne kadar yoğun yaşarsanız, bir gruba ait olmayı ne kadar içselleştirirseniz, özbilinç o denli zayıflar. Zayıfladı da... Körü körüne saf belirleyecek kadar saf olduk.
Yanlı medya, kalemini satan yazarlar, koltuğuna yapışan siyasiler, güce aşık ağalar ve liderler yüzünden günbegün ayrıştırılıyoruz, bölünüyoruz, parçalanıyoruz. Ve bu süreç o kadar ağır ve stratejik ilerliyor ki farkına bile varamıyoruz.
(Bakmayın onların düzenleme dediklerine. Düzenlemek, bölmektir.)