İlk defa böylesine kırgın gördüm geceyi
Gece ki terk edilen bir aşık gibi mahzun
Tanımıyor devleri ağlatan dibaceyi
Eylül kadar mustarip, ayrılık kadar uzun
Aşktan bahsediyoruz biraz. "Önce kendine âşık olacaksın," diyor Ma. "Bu da ancak kendini gerçekleştirebilmekle mümkün. Gerçeğini dünyaya sunabilmekle. Kendine âşık olacaksın ki, nasıl bir değeri ortaya koyduğunu bilecek ve o değeri ona vereni seçebileceksin. Seni sen gibi sevenle birleşecek, ona benzersiz seni sunacaksın. İşte böyle kendini olduğu gibi tümüyle kabul edip sevebildiğinde, karşındakinin de olmasına izin vereceksin. Kendini gerçekleştirmesine. Nasıl olmak isterse. Aşk ancak böyle yaşanabilir. Bundan gayrısı ancak eksiklik, ihtiyaç ve yoksunluk dolu bir trajedi olabilir canım."
"Daha önce de söylediğim gibi. O senden hoşlanmıyor. O kemiklerden hoşlanıyor. On yaşındayken gönlünü bir cesede kaptırdı," dedim. "Kiliti Kabir'de yatan soğuk müze eşyasına aşık. Bana o sürtük meybuzu anlatırken yüzündeki ifadeyi görmeliydin. Zaten görür görmez anladım. Bana hiç öyle bakmadı. Beni sevmesini istesem bile sevemez. Seni de sevemez. Denemez bile."
Aşk insanın yakasını bırakmaz. Erkeklerin yakasını. Yeniden yirmi yaşına döner insan, yirmi yaşında olduğu gibi acı çeker. Yirmi yaşının bütün saçmalıkları. Şu anda sana çok mantıklı görünüyor olabilirim, ama kendimi hiç de öyle hissetmiyorum. Bana telefon ettiğinde, heyecandan neredeyse altıma kaçırıyordum. Ben aşık olmuş yaşlı bir adamım.