Herkes yalan söyler ve herkes ölür. Belirsizliklerle dolu bir dünyada yalnızca bu ikisinden emin olmak mümkündür. Ben en çok yarı karanlıkta huzur bulurdum. Geceyi gündüzden, gündüzü geceden ayıran o incecik zaman diliminde; alacakaranlıkta, gün batarken, karanlık bastırırken. Bir şeylere başka başka isimler taktığımızda onların aynı olmadıklarını fark etmek daha kolaydı. Mesela aşk ve yüreksi sızısı. Hiçbir mutluluk ebediyen sürmezdi. Hiçbir keder ebediyen sürmez ve zaman boşa harcanmayacak kadar değerliydi.
Gerçi aşığın kalbinde aşk ateşi devamlı yanar. Ne yağmurdan sonra bitkilerin çıhr çıhr büyüyüşü, ne ilk yazda kara bulutların kaybolmasından sonra çiçeklerin parlaklığı, ne yemyeşil bahçelerle çevrili bembeyaz sarayiann zerafeti güzel huylu, iyi karakterli, nitelikleri güzellikte ahengini bulan bir sevgiliyle kavuşmaktan daha güzeldir. En beliğ lisanlar bu sevinci tasvir etmekten acizdir; tadını anlatamazlar.
“ Aslında kocasıyla konuşamıyor, ona aklındaki hiçbir şeyi soramıyor, aralarında iletişim yok, sevgi bağı yok, güven bağı yok, ikisi de karşılıklı bir strateji güdüyor, bir planı uzun erimli yürütmeyi hedefliyor ve ne yazık ki ikisi de bu evlilik/ilişki planının tıkır tıkır işleyebiliyor olmasını başarılı bir evlilik/sağlıklı bir ilişki olarak kabul ediyor. Evliliklerinde bir sorun yaşanmıyor olması, kendilerini başarılı ve iyi hissettiriyor. İyi sevgililer, iyi eşler olduklarına, mutlu-mesut yaşadıklarına inanıyorlar. Oysa her şey farkındaysanız pamuk ipliğine bağlı. Ortada güven, sevgi, aşk, samimiyet, içtenlik, paylaşım, dürüstlük, gerçek bir sadakat olmadığı için bu evliliğin dinamiklerinin her an değişebileceği sizce de aşikâr değil mi? (Tıpkı çağımızdaki sayısız çiftin, sayısız ilişkinin içinde yaşanan tedirginlik, değişkenlik, korku ve endişe, bu ilişkinin da orta yerinde patlamaya hazır bir bomba olarak bekliyor.) ”
“Paramız yok ama kimin umurunda? Aşkımız var. Ve kim daha fazlasını ister? Birbirimize sahibiz. İnsanın yaşamı boyunca isteyebileceği tek şey de işte bu..”