Ömer Sırrî, bir alıntı ekledi.
48 sn.

AŞK ARTIK BİR HİKÂYEDİR
AŞK ARTIK BİR HİKÂYEDİR

"Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim." Aşk hadisi,sufî geleneğin etrafında döndüğü mihveri verir.Gelenek aşk etrafında döner çünkü.Onun varlığı,müfredatı,sanatı,estetiği aşk olmasızın izah edilemez.

Gerçi burada söz konusu edilen ve Kur'an'da da adı ya da müştaklarının geçemediğine zahidlerce sürekli dikkat çekilen aşk,ruhun,dünyevî gerçekliğin kayıtlarından alabildiğine sıyrılarak maveraî, gerçeklerle yüz yüze geldiği cezbe halini işaret eder.Böyle bir aşk insanı ancak kendi ezel gerçeğiyle yüzleştirir,sılasından bir hatıra verir.Bu itibarla da dünyevî olması mümkün değildir.

Ancak dünyevî aşkın da,sıradan insanı bile gündelik gerçeğinden,görünür hacminden,genelgeçerinden geçirerek başkalaştırdığı,kendi ruhuna tanık tuttuğu gerçeğine binaen içerdiği anlam o kadar yüce,gösterdiği şey o denli hakikî,tecrübe ettirdiği şey o denli, aşkın'dır ki.Bir ucu göklerde ama bir ucu da yerde olsa bile,üzerinde daima bir günah bulaşığı taşısa,daima bir sicil bozukluğu,ciddi bir şaibe içerse de.Beşerî aşkın da cezbenin ilk adımı,ilâhî aşka açılan yolun başlangıcı,o kıyametin küçük çapta bir tecrübesi olarak sufî gelenekte belli bir anlayışla karşılandığı,bir tebessüm,hiç olmazsa mânâlı bir sükûtla geçiştirildiği muhakkaktır.Kalp talim etmekte handiyse.Nasip ve gayret,yolun geri kalanını nasılsa belirleyecektir.Çünkü aşk,güzellik karşısında ilgisiz kalamama halidir.

Aşkın güzellikle kaynayan,ondan neşet eden bir hal olduğu da "Küntü kenzen mahfîyen" hadisinde zahirdir.Gizli güzellik görünmek bilinmek istemiştir madem.,Zât'ın kendisine duyduğu aşktır bu.Öyleyse güzellik esastır,aşk,onun görünür kılınabilmesi için bir vasıta.Bir bakıma mutlak güzelliğin işlevsel kılınabilmesi aşkla sağlanmıştır.

Hal böyle iken dünyevî lisanda aslolan hangisidir ? Aşk mı güzellik mi ?

Güzellik olamazsa aşk olmaz.Ama güzellik de ancak aşkla ol'ur.Veysel'in "Güzelliğin on par'etmez/Bu bendeki aşk olmasa" dizlerinin "Anılmazdı Veysel adı/ O sana âşık olmasa" dizeleriyle tamamlanması tesadüf değildir.

Aşk mı güzellik mi ?

Aşkın,kaza menziline varması kaçınılmaz olan ve pek çok feda durağına uğrayan yolunda geriye ne kalırsa odur aslolan.

Bu yolculukta,küçük sandalı fırtınalı denizde savrulan kazazade batmamak için safralarını atmaya başlar.Önce kıymetsizleri gözden çıkarı,kaybı fazla eksikliği doğurmayacak olanları.Ardından fedası biraz can yakanları.Ardından fedası ciddi ciddi zor olanları.Sandal hafifler biraz.Ama kaza işte.Şakası yok
Yetmez.Bu kez kendi içine döner kazazade.Gözlerini kendi ağırlığına çevirir.Sıra asıl safralara,asıl ağırlıklara gelir.Hangi yanlarını sakatladığını,hangi cihetinden eksileceğini,köreleceğini düşünmeksizin bile,kendisine en ağır gelenleri bir bir fedaya başlar.Benliğinin en büyük parçalarını,ben'ini ben yapan asıl uzuvları gözden çıkarır,sıralı sırasız değil,sırasıyla.

Büyük hesaplaşma! Çünkü feda ettikleri,ben zannettiği ne varsa,onlardır aslında.An gelir: Belâ aşktan büyüktür,Allah hepsinden,hisseder. O zaman,aşka dair yitirdiği inancın bütün öfkesi ve zilletiyle,aşkı,fırtınalı denizin karanlık sularına,olabildiği kadar derine fırlatır atar.Sözde bir feda değildir bu.Öyle bir yere gelip dayanır ki orada,Safiye Erol'un kanla yazdığı gibi,artık kendimi affetsem,diyebilirse ruhunda bir aff-ı umumî fırtınasının koptuğunu hissedecektir.İşte o anda bile feda edilemeyen ne varsa,geriye ne kalmışsa,"O benim işte."

Feda edemediği,vazgeçemediği tek duygu,kala kala kendisine saf güzellik duygusu kalmıştır.Lâkin ağırdır güzelliğin "bi başına" taşınması,bu sandal batacaksa güzellikle,güzellikten batacaktır.Şimdengerü ona da razıdır.

Belki de güzellik,çirkinlikten şikâyeti,o feryâdı kesme hâlidir "Kahrın da hoş lütfun da hoş" algısı,masum bir cehaletin işareti değilse böyle bir ıztırabın görkemli neticesidir.Ve orada artık aşk da sadece bir hikâyedir..

Yol Hali, Nazan BekiroğluYol Hali, Nazan Bekiroğlu
Helin, bir alıntı ekledi.
5 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi

Coğrafik ve grup-toplum sömürüsü için en etkili yol milliyetçiliktir. Ulus-devlet dini olan milliyetçilik bir nevi ulusun afyonudur.ve bu toplumu uyuşturan , ayrıştıran ,dövüştüren ,tekleştiren ve tamamen toplumu doğasından uzaklaştıran , bir ideoloji rolünde işlevseleştirilmiştir.

Demokratik Özerklik ve Demokratik Birey, Ferhat AksuDemokratik Özerklik ve Demokratik Birey, Ferhat Aksu
Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
7 dk. · Kitabı okuyor

"...kötü bir dünyada iyi bir Müslüman olarak kalabilmem için kötülüklerin ortasında bile benim namaz, oruç gibi ibadetlerimi yerine getirebilmem, faiz, fuhuş gibi yasaklardan kaçınmam yetmiyor.
Aynı zamanda kötülüklerin ortadan kaldırılabilmesi için mücadelede bulunmam gerekiyor,aksi taktirde kötü bir dünyada sayılamayacak kadar çok, iyi Müslümanın bulunduğunu söyleyecektik, ama bu kadar iyi Müslümanın yaşadığı bir dünyanın nasıl olup da iyi olmadığını izah edemeyecektik..."

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 93 - İz Yayıncılık)Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 93 - İz Yayıncılık)
Emirhan Çetinkaya, Paris ve Londra'da Beş Parasız'ı inceledi.
9 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

"Genç bir insan olarak Paris'te yaşayacak kadar şansın varsa geri kalan hayatında nereye gidersen git, Paris senin içinde bir şenlik olarak kalacaktır." demiş Ernest Hemingway.
Sanırım bu, Orwell için hiç de geçerli olmamış.
Cebinizde paranız yoksa Paris bile bir şenlik yerinden çıkıp ıstırap yeri haline gelebiliyor.

Kitap parasızlığın yol açtığı birçok sorunun başında gelen açlığın, insanı nasıl bambaşka birine dönüştürebildiğini anlatıyor. Açlıktan kimliği değişen insan ancak yoğun uğraşlar sonucu iş bulabiliyor (çünkü para kazanmak için iş bulmak için bile bir yerlere para vermek gerekiyor) ve bulduğu bu iş de insani değerlerden yoksun, iş verenin işçilerin çaresizliğini kullanarak onların sırtından mümkün olduğu kadar fazla asalakça para kazandığı türden bir iş oluyor.
Bilindik bu tür konuların yanı sıra kitap açlığın ve işsizliğin psikolojisini derinlemesine anlatıyor.
Son kıyafetine kadar eşyalarını rehin vermeler, her gün ekmek yemek zorunda kalmalar, karnın aç bir halde iş bulabilmek için kilometrelerce yürüyüp her seferinde red cevabı alıp aynı yolu geri yürümek zorunda kalmalar, eğitimli bile olsan sırf paran olmadığından düzgün kıyafetler alamadığın için insanların seni aşağılık görmeleri...
Yazarın bu çilesini okurken aklıma Charlie Chaplin'in Modern Times filmindeki işsiz karakterinin yanlışlıkla hapse düştükten sonra hapisten çıkış günü geldiğinde çıkmamakta direttiği sahne geldi.
"Başlarına talih kuşu konmadığı sürece bu hayattan kurtulmanın tek yolu hapse düşmek."
Çünkü modern kölelikte insanın hapishanedeki gibi karnının doyacağının garantisi yoktur. Hapisteki insan cezasını çeker ama onun cezasını çekmesinin düzene pek bir katkısı yoktur. Oysa yazarın anlattığı modern kölelik düzeninde işsizlerin bile bir görevi vardır:
Berbat koşullarda çalışanların haklarını aramalarına engel olmak için patronlar tarafındandan kullanılmak.

Sevimli bir bayram anısı.. (Kurgudur)
Sabah gün ağarırken kuşlar sevimli bir şekilde cilveleşiyordu. Tahsin amca bu mübarek tabloya bakıp derin bir elhamdülillah çeker...

Bir süre sonra eşi ve iki çocuğuyla erkek kardeşinin kapısını çalar.

Ding-dong!

- Kim o?
- Benim. Tahsin.
- Ooo birader hoş geldin. Buyrun buyrun. Yenge sen de buyur. Çocuklar büyümüş bee..

Sahne - 1, Fıstıklı Lokum

- Ee nasılsınız ne yapıyorsunuz?
- Ne yapalım be Fikretim. İş güç koşturuyoruz. Çocuklar da büyüyor, geçim derdinden önümüze bakamaz olduk.
- Ee herkes ekmeğinin peşinde abicim. Ne yapacaksın.. Sen nasılsın yenge? Ne var ne yok?
- İyidir be Fikret. Bizim haylazlara yetişmeye çalışıyorum. Teknoloji çağının çocukları, bizim gibi değil ki...
- Doğru diyorsun yenge. Şimdiki çocuklar fazla zeki. Biz köyde sığır güderken bunlar sığırı ekran başında güdüyor..

(Gülüşmeler)

Sahne - 2, Arena

- Çocuklar dedik de, hayat ne pahalandı be Tahsin abi..
- Yoo ben bir fark görmüyorum. Hatta geçmişe göre daha iyi durumdayız.
- Aman abi.. Senin şu partizanlığına da hastayım. Adamlar ne yapsa itiraz etmiyorsunuz.
- Nesine itiraz edeyim Fikret? Seninle aramda iki yaş fark var. Birlikte büyüdük. Birlikte yaşadık. Sen de benim kadar biliyorsun ne sıkıntılar çektiğimizi. Bu adamlara yat kalk dua et. Bugüne kadarki hizmetlerini kimseler yapmadı.
- 15 Temmuz olayına ne diyorsun? Darbe bahanesiyle herkesi susturuyorlar.
- Darbe oldu güzel kardeşim. Ama biz önledik. Ne bahanesi ne susturması? Gözünüzü açın gerçekleri görün artık. Üzerimizde oynanan oyunları Hans gördü George gördü bir siz göremediniz.
- Yenge sen ne diyorsun bu işe?
- Amaan bırakın canım şu siyaseti. Bayram gününde konuşulacak şeyler değil bunlar.
- Ne o hanım, bakıyorum da çok politiksin..
- Bırak yenge, abime bir dokun bin yıl ah işit..
- Bana yılan mı demek istiyorsun?
- Ne yılanı abi? Yenge bu ne diyor?
- Yılana bir dokun bin ah işit diye bir atasözü var duymadın mı?
- Tahsin abi iyi misin sen?

Sahne - 3, Combo

- Çaylar da geldi.
- Sağol Pakize sultan. Senin şu Fikretle evlenmeni hala anlamıyorum. Kim böyle bir adamla evlenir Allah aşkına?
- Ev alacağım ayağına kandırdı beni hınzır.
- Hahah, ama hala kiradasınız değil mi Fikret?
- Hayat pahalı diyorum! Her şey el yakıyor.
- Çok cahilsin be oğlum. Çalışmıyorsun sonra hükümete laf atıyorsun.
- Bırak ya, hepsi hırsız. Senin gibi saflar da hala bunlara inanıyor. Aslında sen de bir nevi hırsızsın bunlara destek olduğun için.
- Ne dedin, ne dedin!?!
- Yalan mı yenge?
- Nermin ne diyor bu?
- Tahsin sakin ol. Fikret, sen de ama aaaa..
- Ben hırsız mıyım?
- Evet hırsızsın!
- Kanıtla lan!
- Onlara oy veriyorsun.
- Onlar hırsız değil asıl senin gibiler vatan haini!
- Ben vatan hainiysem hadi ihbar et ne duruyorsun!
- Kalk hanım! Kalk kalk! Bu şerefsizin yanında bir dakika daha duramam! Yoksa ağzını burnunu kıracağım.
- Hahhaaytt kıçımın kenarı Tahsin sucuklarıı!
- Lan! Seni...!!
- Hıaaaaaahhh
- Fikret!!?!?

Sahne - 4, Medipol Hastanesi

- Fikret... İyi misin kardeşim?
- Pakize sen misin?
- Ne Pakizesi oğlum, ben, abin, Tahsin.
- Allah belanı versin. Senin gibi abi olmaz olsun.
- Öyle deme. Abilerle böyle konuşulmaz. Hem sen demiyor muydun ah nerede o eski Ramazanlar diye..
- Ee?
- Heyecanı kalmadı o günlerin diye hayıflanıyordun. Al işte. Harika bir gece yaşattım sana, ama sen bana böyle karşılık veriyorsun. Çok ayıp.
- Pakize? Pakizeeeee!! Al şu herifi başımdan! Başım çatlıyor al çabuk!
- Hahaha hohahahaah hajajaojaakdlcş şmlaş..

--
SON

Levent Erguder, bir alıntı ekledi.
10 dk. · Kitabı okuyor

25 Haziran 2017


Geç kalmakta gösterdiğiniz çabayı ve kararlılığı başka bir şeyde göstermiyorsunuz.


Her şeye karşı duyduğu umursamazlık kurşun gibi çökmüştü üzerine.


Acısını parçalara ayırmaya başladığı için gitgide sakinleşti.
En derin acının verebileceği acımasız bir soğukkanlılıkla küçük parçalara ayırdı onu.


merkezinde hep kendisinin olduğu bu düşler, gerçek yaşamda gücü yetmeyeceği için asla elde edemeyeceği binlerce görüntü ve başarı sunuyorlardı ona.


Yirmi bir yaşında hâlâ lisede olmak, üstesinden gelemediği tek acıydı, bu acı ona her şeyi unutturuyordu.


Bu inanç içinde kök saldıktan sonra, ruhunda duyduğu kinden başka bir şeye yer olmadı.


Mahvolmuş yaşamının anısı bir kez daha canlandı kafasında, bütün bedeni sert bir sarsıntıyla titredi.
Bir atlayışta rampaya çıktı ve şimşek hızıyla aşağıya, bulanık suların içine atladı...

Stefan Zweig | Amok Koşucusu , Bezginlik

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig
Kitap ve Kahve Delisi, İnci'yi inceledi.
11 dk. · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

#kitapyorumum
Bitti...
Kızılderili Kino ve eşi Juana'nın Coyotito adındaki bebeklerini bir gün akrep sokar. Çaresiz kalınca soylulara bakan doktora giderler ama paraları olmadığı için kapıdan geri döndürülürler. Geçimini inci toplayıcılığından kazanan aile bir dua eder oğullarını iyileştirmek için nadide bir inci bulmak ... İnciyi bulduktan sonra başına gelenleri ve ailenin yaşadıklarını şiirsel bir anlatımla bize aktaran Steinbeck yine bir baş yapıt sunmuş. Hayatı ve insanlığı sorgulamak isteyen herkese şiddetle tavsiye ederim... 5/5