Puan vermedi·319 syf.··
2026 6. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 21:41
Derinden etkileyen bir kitap.. saat 03.09 arkada leyla the band çalıyor. “Gitme kaybedince daha çok seveceksin” diyor. Felix gitti, kaybetti ve daha çok sevdi.. Çocukluğunda sevgisiz büyüyen Felix, Henriette’e bir merhemmiş gibi bağlandı. Henriette’nin aşkı kutsaldı onun için. Kayıp bir ruhtu o.. Henriette ise acılara göğüs germiş, inançlı, sadık bir kadındı. İnandığı değerlere olan sadakati, Felix’i uzaktan sevmesine ve onu bir dostu, evladı gibi görmesine sebep oldu. Tek isteği Felix’in kendini geliştirmesi ve aralarındaki aşka sadık kalmasıydı. Felix eğitimi ve işleri için Paris’e döndüğünde oyunu bozdu. Ruhsal aşka tatmini ona yetmedi. Tensel hazların tatminine yenik düştü. Arabella ile tensel bir bağ kurdu. Bunları duyan Henriette kederinden hastalandı ve çok geçmeden bu acıya yenilerek öldü. O vakitten sonra Felix pişmanlığı ve aşkı en acı hali ile yaşadı ve bunun zehrinden kurtulamadı. Acı dediğimiz şey bazı insanları olgunlaştırırken, bazı insanları hatalarla dolu birine dönüştürüyor. Henriette acıyla harmanlanmış, kendi doğrularını en net hali ile benimsemiş güçlü bir kadınken, Felix acılarla kaybetmiş kendini. Kendine uzak olan, herkese uzak olur.. Acılar, bahane edilmediğinde saygı duyulası olur.
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202553bin okunma
8/10
·211 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:36
Orhan Pamuk'un en çok okunan kitabı Kırmızı Saçlı Kadın ile nihayet tanıştım ben de. Çok uzun olmamasına rağmen kalın bir kitap okumuşum hissi verdi bana. Gayet keyifle okudum. Kitap, eczane işleten solcu babasının gidişinden sonra para biriktirmek amacıyla çalışma hayatına atılan Cem'in hikâyesi. 17 yaşındaki lise öğrencisi Cem, eski usulle kazı yaparak su bulmaya çalışan Mahmut ustanın yanında çırak olarak yetişiyor. Bu bir aylık çalışma sırasında bir tiyatrocu kadında aşkı keşfediyor. Kendinden yaşça büyük Kırmızı saçlı kadın ise eski efsaneleri tiyatrosunda oynayan biri. Cem'in bu kadınla ilişkisi onun hayatında oldukça derin izler bırakıyor. İlk aşk onun hayatına neler getiriyor bunu okuyoruz. Öte yandan Cem Mahmut ustanın yanında ise özgürlüğün ne demek olduğunu, birey olarak var olabilmenin koşulunu sarsıcı bir gerçekle öğreniyor. Kitapta aşka, özgürlüğe, tarihe, efsanelere, siyasete, baba oğul ilişkisine, otoriteye değinilmesini ve bunu kader etrafında şekillendirmesini çok sevdim. Bizim başımıza gelenler kader mi yoksa kendi seçimimiz mi? Eskinin gücü yeniyi etkiler mi? Hayatta acı tesadüfler, saklanmış sırların bir gün açığa çıkmasıyla mı gerçekleşir? Cem'in başına gelenleri onun ağzından okurken son kısımda devreye kırmızı saçlı kadının girmesi kitabı daha da keyifli hale getirmişti. Farklı bakış açılarından bir kitabı okumayı her zaman çok seviyorum. Zaten oldukça fazla okunan bu kitabı okumayanlar var ise bir şans versin. Keyifli okumalar.
Edebiyat
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Siyah Lale”
8/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:44
16. Yüzyılda Hollanda’da yaşanan Lale Çılgınlığı’na (Tulipomania) ithafen yazılmış bir eser; insanların bir lâle soğanı uğruna servetler feda ettiği bir dönem.. Hollanda tarihinin en çalkantılı yıllarında çiçek yetiştiriciliğiyle uğraşan Doktor Cornelius von Baarle’nın en büyük amacı, Haarlem Çiçekçilik Cemiyeti’nin açtığı yarışmada genetik açıdan üretimi zor olan en güzel Siyah Lâle’yi yetiştirmektir. Fakat kıskanç komşusu İsaac Boxtel’ın iftirası sonucunda işlemediği bir suçtan ötürü ömür boyu hapse mahkûm olur, idamdan kıl payı kurtulur. Ama hep umutludur, çünkü yanında getirdiği lâle soğanlarıyla ekeceği büyük hayalleri vardır. Tek güvendiği üç soğanı ve biricik Rosa’sı. Bu romanda iyilik timsali Rosa’nın karşısında kıskançlığıyla, iki yüzlülüğüyle ve aç gözlülüğüyle nam salmış Boxtel karşımıza çıkar. Kendisi de lâle yetiştiricisi ama en iyi Siyah Lâle’yi yetiştiremez, bu yüzden kin ve nefret silsilesi başlar. Cornelis’e tuzaklar kurar, onun peşinden sürgüne gider, ardında her şeyi bırakarak. Tek gayesi Siyah Lâle’yi çalıp 100 bin Florinlik büyük ödülün sahibi olmak. İstediğine kavuşur mu? Öyle bir sonu var ki hikâyenin, mucize dedikleri bu olsa gerek.. En savunmasız, en çaresiz anı da öyle güzel tasvir etmiş ki yazar, son ana kadar merakla okudum.. Geneline bakacak olursak, Lâle üzerinden de çok şey öğreniyoruz aslında; başta sabretmeyi, vazgeçmemeyi, umudu ve aşkı. Kitapta en güzel kısımlardan biri, Cornelis’in lâlelere olan sevgisi ile Rosa’ya olan aşkını karşılaştırarak sorgulaması.. Bir Lâle’nin olduğu kadar narin ve dokunaklı bir hikâyeydi. Bunu da ancak Monte Kristo Kontu’nu yazan ufku geniş Alexandre Dumas yazabilirdi. Okumanızı tavsiye edeceğim güzel bir klasik…
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
Geçmiş hayatlarda , kaybolan aşklar ve yüce yürekli kadınlar.
8/10
·176 syf.·
2026 107. kitabı
Gerçekten neydi aşk? Heloise, aşk acısını Abelard'ı kalbinde taşıyarak yaşadı. Şövalyeler, leydilerine duyduk­ları aşk uğruna öldüler. Peki, ya kadınlar? Ahhh kadınlar . . . Hiçbir zaman hissettikleri ve duyguları önemsenmedi. İşte Orta Çağ'da da kadınlara aşkın yanında yaşatılan bu duygusal yoksunluk sonucun­ da onlar ya harcandılar ya satıldılar, ya birilerine köle oldular ya da acı çekerek mücadele ederek belki de kadın olduklarını anlamadan, duygularını yaşayamadan öldüler ya da öldürüldüler. Ve sonradan kahraman ilan edildiler. Peki, aşk, sadece kadınlar açısından acının ta kendisi miydi acaba? Aslında maalesef diyorum ki cevabı "evet" ve aşk, kadınlar için acıydı. Çünkü zamanı ve mekanı fark etmez kadınların aşkı yaşarken bile korkuları vardı. Baskılandılar. Ka­dın gibi hissetmeleri hatta varlıkları bile suçtu. Bu karmaşada kendi kimliklerini arıyorlardı. Yazar Pınar Ülgen Ortaçağ'da yaşananları anlatırken olaylara biraz daha feminen bakmış, bu bana keyif verdi açıkcası... Kilise, krallar, asiller kendilerince herşeyi avantajlı hale getirerek sömürmüş. En çok hoşuma giden Dut ağacının hikayesi oldu. Artık bahçemdeki dut ağacım bana, Pyramise ve Thusbeyi hatırlatacak. Aşk uğruna acı çeken çiftlerle ilgili başka örneklerde vardı. Kitabın sonundaki şiirler güzeldi. Aşkın kuralları bile anlatılmıştı, derinlemesine incelenmişti.Benim için farklı bir deneyim oldu. Bazen tarih sahnelerindeki olaylar hayata bakış açınızı değiştirebilir. Aşk ince bir çizgidir. O ince çizginin dışına çıkanlar hep kaybetmiştir. Keyifli okumalar
Orta Çağ Avrupa’sında Aşk Tutku Entrika Ve RomantizmPınar Ülgen · Yeditepe Yayınevi · 202326 okunma
Puan vermedi·476 syf.··
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:00
Goodreads puanı 1.388 milyon??! oylama ile 4,18 -beni baya heyecanlandırmıştı bu puan- Büyük bir kaos beklerken steril bir terapi seansına düşmek Konusunu ilk duyduğumda bana inanılmaz bir entrika vadetmişti. Nişanlınız sizi çocukluk aşkıyla aldatıyor, siz de o kadının eski sevgilisi Miles ile aynı eve taşınıp fake dating olayına giriyorsunuz. Ama Emily Henry bu harika entrika potansiyelini alıp, karakterlerin birbirine durmadan içini döktüğü, her duygusunu ve travmasını saniyelerce overexplaining yaptığı sıkıcı bir şeye çevirmiş resmen. Hani o aradığımız guilty pleasure eğlencesi, o yaratıcı intikam havası nerede? Yok 🫩 Hikayede hiçbir risk, hiçbir heyecan olmadığı için low stakes bile değil direkt no stakes bir durum var ortada. Kitap aşırı uysal, aşırı steril ve fazla PG modunda ilerliyor. Bir noktadan sonra konu tamamen kayboluyor, Daphne’nin sıfır self-awareness içeren tripleriyle öylece akıp gidiyor. Ve lütfen ama lütfen Daphne'nin, Miles ne zaman ona yiyecek bir şey verse abartılı sesler çıkarmasını atlamayalım Güya seksi bir running gag olsun diye yazılmış ama 33 yaşında koca kadının her lokmada bunu yapması beni aşırı cringe etti. Diğer yandan Miles aldatan eski sevgilisi için kitabın ortasında “o benim hayatımın aşkı” dedi daha ne bekleyelim orada benim için olay tamamen bitti zaten. Diyaloglar her zamanki gibi hızlı aksa da -beş sayfa ileri sarınca bile olaylar değişmiyor- çıtır çerez ama aşırı sönük bir yaz kitabı olmuş.
Gülünç Bir HikayeEmily Henry · Epsilion Yayınevi · 20262 okunma
Kaldı Ki, Burası Dünya, Burada Her Şey Yarım Kalır
9/10
·208 syf.·
2026 51. kitabı
Öyle bir kitap okudum ki, çok duygulandım ve heyecanlandım. Çünkü binlerce kitap okumuş birisi olarak benim için en özel isim Cengiz Aytmatov’dur. O, 10 Haziran 2008'de vefat etti. O süreçte Türkiye Türkçesine çevrilmiş pek çok eseri vardı. Ancak vefatından sonra da bazı eserleri Türkiye Türkçesine çevrildi ve her seferinde ben büyük bir heyecan duydum. 2017'de Baydamtal Irmağı'nda Türkiye Türkçesine çevrilmişti. Ardından 2023’te Bulgar Kızı-Talas’ın Kıyısında gibi eserleri yine Türkiye Türkçesine çevrildi. Biz bitti zannediyorduk fakat bitmemiş. İki eseri daha Türkiye Türkçesine çevrilmiş durumda: Altın ve Kar ile Toprak ve Flüt… Bu iki eserin ortak bir özelliği daha var. İkisi de yarım kalmış. Rahmetli Aytmatov bu eserleri yazmaya başlamış ancak yarıda kalmış. Altın ve Kar ile başlayayım. Bu, Rusların povest dedikleri, bir uzun hikaye gibi görünüyor. Altın ve Kar'ın adını ben ilk defa duymadım; ta 1998 yılında duymuştum. O zaman Cengiz Aytmatov okumaya başladığım ilk dönemlerdi. Bir dergide röportajı yayınlanmıştı. Aralık 1998'di. Zaten doğumunun 70. yılıydı. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti onu onore etmişti. Ankara'da misafir etmişlerdi. Orada Aytmatov etkinlikleri düzenlenmişti. O süreçte bir röportajdı ve bir müjdeden bahsediyordu. Üzerinde çalıştığı bir eserden söz ediyordu. İsmi Altın ve Kar'dı. Fakat yarıda kalmış. Sonrasında hiçbir ses çıkmadı tabii. O röportajdan on sene sonra aramızdan ayrıldı. Şimdi Altın ve Kar'dan söz edeceğim ama önce yayıneviyle ilgili bir şey söyleyeyim. Eser hiçbir şekilde duyurulmamış. Halbuki çok önemli bir çalışma; benim bile tesadüfen haberim oldu. Bir de ön söz yazdırılmış. Lakin ön sözü yazan kişinin Aytmatov yetkinliği olduğunu pek zannetmiyorum. Ayrıca keşke bunu son söz olarak yazsaymış. Her ne kadar uyarsa da, ipucu
Altın ve Kar & Toprak ve FlütCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 20264 okunma