AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde sadece 450 İmam Hatip Lisesi vardı. Günümüzde, AKP iktidarının uygulamalarıyla, İmam Hatip Ortaokulları ve Liseleri’nin toplam sayısı 4000’i aştı. Türkiye’de yaklaşık 87 bin cami varken (İslam dünyasında en fazla caminin olduğu ülke Türkiye), bir milyondan fazla öğrenci İmam Hatip Okulları’nda okuyor. Bu öğrencilerin camilerde imam olmak için okumadıkları açık. İmam Hatip Okulları günümüzdeki niceliğiyle ve niteliğiyle, dinin eğitime müdahalesi, dinin eğitim sisteminin önemli bir bölümünü esir alması, dinin eğitim sistemi aracılığıyla öğrencilere zorla dayatılması, eğitimin dinselleşmesi anlamına gelmektedir ve laiklik ilkesine tamamıyla aykırıdır.
Ayinin gerekleri sırasıyla yerine getiriliyordu. Hiçbir şey anlamıyordum. Töreni hayranlıkla izliyordum. Sözleri anlamaya çalıştım ama anlatılanlar beni aştı. Tanrı bir taneydi, sonra iki oldu; Baba ve Oğul, ara sıra üç tane oluyordu; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Kutsal Ruh kimdi? Bir kuzen mi? Birden panikledim, dört tane mi olmuşlardı? Chemlay' ın papazı bir de kadın ekledi: Meryem Ana. Birdenbire ortaya çıkan bu Tanrı bolluğuyla şaşkına dönmüştüm.
Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Allah mahlûkatı yarattığı zaman, “Benim rahmetim gazabımdan fazladır.” diye yazdı. O yazı, arşın üstünde, O’nun katındadır.”
(B7404 Buhârî, Tevhîd, 15; M6969 Müslim, Tevbe, 14)
Bir rivayet de, “Rahmetim gazabımı aştı.” şeklindedir.
(B3194 Buhârî, Bed’ü’l-halk, 1)
Diğer bir rivayet ise “Rahmetim gazabımı geçti.” şeklinde yer almıştır.
(B7422 Buhârî, Tevhîd, 22)
Rivayet ederler ki, Taklamakan diyarında vaktiyle kör bir adam yaşıyordu. Bu zavallı adam âlemin güzelliklerini, harikalarını ve mucizelerini göremediği için o kadar çok üzülüyordu ki, sonunda gönlü de gözleri gibi karardı. Kederi arttıkça arttı ve akıttığı gözyaşları dillere destan oldu. Onun kara bahtı için şairlerin düzdüğü manzumeler, musikişinaslar tarafından bestelenip, hanendelerce okuna okuna nihayet memleket sınırlarını aştı. Çok uzak ülkelerden birinde yaşlı bir sihirbaz, pazar yerinde ağlayan sızlayan bir kalabalık görünce, merak duygusuyla aralarına karıştı ve kör adamın kaderini dile getiren türkülerden birini okuyan muganniyi o da dinledi. Gönlü o kadar kabardı, hisleri o kadar coştu ki, bir yolunu bulup zavallıya görme gücü kazandırmaya karar verdi. Sarayına giderek papağanına tez zamanda uçup körü bulmasını ve ona davet mesajını iletmesini söyleyerek kuşu saldı. Papağan uçup giderek, o sırada evinin bahçesinde ağlayan körün kafasına kondu ve ona sihirbazın davetini iletti. Görme umudu canlanan zavallı da, omuzunda kendisine yolu tarif eden papağan olduğu halde, demir asa demir çarık yollara düştü ve sonunda sihirbazın sarayına vardı. Sihirbaz ona bir camgöz verdi. Adam, efsunlu sözler söylenir söylenmez bu gözle görmeye başlayacaktı, öyle ki, ok yaydan böylece bir kez fırladığında, adamın tekrar kör olmasına imkân yoktu. Adam gözü aldı ve efsunlu söz sihirbazın ağzından çıkar çıkmaz gözün gördüğü her şeyi görmeye başladı. Fakat yol yorgunu olduğu için sevincini lam anlamıyla belli edecek durumda değildi. Bu yüzden sihirbaz onu sarayında kırk gün ağırlamaya karar verdi. Gelgeldim, sihirbazın karısını görür görmez adamın aklı başından gitti. Günler ve gecelerce kadını düşündü taşındı. Sonunda sarayın hamamına gidip kadının yıkanacağı kurnanın üzerine bir
Olmayan Parayı Hakkı Olmayan Geleceği Harcamak Ülkenin Ekonomisini Tamamen Bitirmek Demektir
Bir ülkenin ekonomisi böyle batar.
Karşılıksız para basma ve tüketim aracı kredi kartları borcu ulusal geliri aştı.
Geleceğin gelirlerini bugünden harcatan ve tefecilerin cebine karşılıksız para basma karşılığı kaynak aktararak tehdidi ve maliyeti yükselten bir soygun düzenin sürdürülebilir olma olanağı kalmamıştır.
O zaman ekonomiyi ekonomist olarak çok iyi bildiğini iddia ederek kamu üretim ekonomisini üretim ve hizmet araçlarının kaybedilmesi sonucu batıran anlayışa sormak istiyorum tekel ürünleri üretimi, bankacılık, finans, teknoloji, enerji ve gıda gibi büyük sektörlerde ivedi kamulaştırma devrimi kararları almak yerine borç para peşinde koşarak doğal kaynak talanı yaşam pahalılığı soygunu sonrası neyi daha kaybetmek istiyorsunuz?
Türk ulusu yararına bir temsil iseniz dünya da kredi kartı borcu sıralamasında altıncı sırada bulunan halka neden zulüm ederek küresel ve yerli işbirlikçi kodaman sermayeyi koruyorsunuz?
Üretim ve hizmet araçlarının sahipliğini Türk ulusunun genelinin yararına yeniden 1923 devrimlerinde olduğu gibi devlete geçmediği müddetçe dijital soygun kargo tüketim yöntemlerini daha da büyür ve hiç kimse bu soygunun altından kalkamaz. Amaç bu mudur?
Gençler yaşam sevgisini gün geçtikçe soyguncu yönetim anlayışı dolayısıyla kaybediyor, yuva kuramıyor, meslek sahibi olsalar bile elde ettikleri gelirler ile geçim sağlayamıyor hatta ülkemizi terk ederek yabancı ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerine güç vererek maliyetini bizim ödediğimiz kaynağını beyin ve emek göçü alan batılı soyguncu ülkeler yiyor.
Hala bir sonra ki seçimi küresel soygun devam etsin diye nasıl kazanır bu soygunu nasıl sürdürülebilir hale getirebiliriz gibi daha yıkıcı ve büyük