7/10
·1072 syf.··
2026 58. kitabı
Dünya tarihi dediğimiz şey aslında çoğunlukla b*k gibi heriflerin tarihi. Misal, ilk epik kahramanımız Gılgamış'a bakacak olursak, herkesi bitkin düşene kadar güreştirip hemen ardından tanrılara dua ederken gidip eşleriyle aynı yatağa giren zorba herifin teki olduğunu görüyoruz. Sokrates'i fazla konuştuğu(!) için idam eden Atinalılar ya da Caligula, Claudius ve Nero'nun suikast ve manipülasyonla hüküm sürdüğü yılları anlatan Tacitus da konuya birer örnek olabilir. Fakat bunların yanında kendine özgü, aklı selim kişiler de yok değildi. Sezar, Odysseus ya da Şehname'nin Rüstem'i. Elbette ki bunların hiçbiri etraflarını saran ahmak herif güruhunun drama ve entrikalarından kaçamıyor ve epik şiir söz konusu olduğunda Şahname, okuduklarım arasından en iç bunaltıcı olanı diyebilirim. Söz konusu b*k gibi herifler olduğunda Şahname'den ileri bir tek İlyada'yı örnek verebilirim sanırım. Eser boyunca birbirini takip eden kan davaları, ölümcül (ve bir o kadar da trajik) yanlış anlamalar, küçücük onur meselelerinin tetiklediği düellolar, babalar ile oğullar arasındaki çatışmalar, oğulların annelerine, amcaların herkese karşı cephe alması, güvensizlik, dedikodular ve açgözlülükten kaynaklanan ihanetler bolca mevcut. Şunu da söylemek lazım ki bu herifler saçma ya da "karikatürvari" kötüler değil. Neredeyse her birinin iyi bir yanı, bir onur anlayışı var, fakat sorun şu ki çoğunun duygusal zekası anasınıfı çocuklarıyla eşit derecede. Bu durum bana hep A Distant Mirror 'daki soyluları hatırlatıyor (Haçlı Seferleri'nden elde edilen tüm altını ipek cüppelere harcayıp savaş meydanına zırh ve erzaksız gidiyorlardı). Karakterlerin eylemleri ise, bana kalırsa, olabilitesi yüksek eylemler; ancak yine de bazı kişilerin neden sürekli aynı dangalak hataları tekrarladıklarının açıklamasını isterdim.
Edebiyat
ŞahnâmeFirdevsi · Kabalcı Yayınları · 2016343 okunma
Bugünden Geçmişe Bakınca Hiçbir Şeyin Değişmediğini Görüyorsun
8/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 18:19
Sevgili Atinalılar, Bildiğinizi sandığınız şeyleri sorgulamaya var mısınız? Bazı metinler vardır; bilgi vermez, insanın zihnini yerinden oynatır. Sokrates ile karşılaşmak da tam olarak böyle bir şey. Onu okurken sadece yeni düşünceler edinmedim; aynı zamanda zihnimin nasıl çalıştığını fark ettim. Meğer ben, adını koymadan da Sokratesçiymişim. Sokrates bana bir şey öğretti. Belki bu, okumanın kendisiyle de ilgilidir ama Sokrates okumak zihnimi dinlendirdi. Düşüncelerimi nasıl yöneteceğimi, zihnimi nasıl terbiye edebileceğimi gösterdi. Bu bakış açısı için kendisine içten bir teşekkür borçluyum. Sokrates’in yaptığı şey öğretmek değil; insanı kendi zihniyle yüzleştirmek. Cevap vermez, sorar. Verilen her cevabı sabırla çözer, çürütür ve insanı o rahatsız edici ama gerekli noktaya getirir: “Ben aslında bilmiyormuşum.” Ve belki de bilgelik tam burada başlar. Onun yöntemi, kavramları tanımlamaya çalışırken sürekli yanlışı eleyerek ilerlemek. Adalet nedir, erdem nedir, iyilik nedir… Her cevap bir başka soruya dönüşür. Bu yüzden diyalogları bir bilgi aktarımı değil, bir zihinsel doğum sürecidir. İnsanı düşünmeye zorlayan bir ebeliğin içindesinizdir. Sokrates’e göre kötülük cehaletten gelir. İnsan, bildiğini sandığı şeylerle hareket eder; ama eğer gerçekten bilseydi, kötüyü seçmezdi. Bu yüzden en büyük tehlike yanlış yapmak değil, yanlış yaptığını fark etmemektir. Bu bakış onun ahlak anlayışında da kendini gösterir. Haksızlık yapmak mı, haksızlığa uğramak mı? Sokrates için cevap nettir: İnsanın kendi ruhuna zarar vermesindense, dışarıdan zarar görmesi daha az yıkıcıdır. Vicdanın sağlam kaldığı yerde insan hâlâ kendini savunabilir. Onun düşüncesi sadece bireyle sınırlı değildir. Atina’nın demokrasi anlayışını da sorgular. Her yurttaşın eşit oy hakkına sahip olduğu bir
Bildiğim Bir Şey Var, O da Hiçbir Şey BilmediğimdirSokrates · Destek Yayınları · 20201,386 okunma
Reklam
Puan vermedi·201 syf.··
2026 5. kitabı
Platon’un bu dört diyalogu bir arada okunduğunda, karşımıza sadece bir filozof değil, bilinçli bir rahatsız edici biri çıkar. Sokrates’in Savunması’nda kendisini “at sineği”, Atina’yı ise soylu ama hantal bir ata benzetir.Sokrates, toplumu uyandırmak için onu ısırmayı, rahatsız etmeyi göze alan bir figürdür. Bu metinlerde Sokrates’i “bilge” olarak tanımlamak yetersiz kalır; o daha çok “bilgeliğin imkânsızlığının bilincinde olan” biridir. Özellikle Euthyphron diyalogunda, dindarlık konusunda uzman olduğunu iddia eden Euthyphron’u köşeye sıkıştırması, Sokrates’in yönteminin yıkıcı ama arındırıcı gücünü gösterir. Euthyphron babasını dava edecek kadar “dindar” olduğuna inanır, Sokrates ona aslında ne yaptığını bilmediğini gösterir. Bu, günümüz okuru için de geçerli bir eleştiridir: Kavramların içini doldurmadan, sadece toplumsal alışkanlıklarla iyi , doğru veya dindar olunabilir mi? Sokrates’in Euthyphron’a yönelttiği “Dine uygun olan, tanrılar sevdiği için mi dine uygundur, yoksa dine uygun olduğu için mi tanrılar onu sever?” sorusu ahlakın kaynağını sorgulayan devrimci bir fikirdir. Sokrates’in Savunma sırasındaki tavrı ise, savunmadan ziyade bir meydan okumadır. Ölüm cezası ihtimali karşısında çocuklarını mahkemeye getirip ağlatarak duygu sömürüsü yapmayı reddeder , onun karakterinin sertliğini ve tavizsizliğini ortaya koyar. Hatta suçlu bulunduktan sonra kendisine ceza olarak “Prytaneion’da ömür boyu bedava yemek önerisinde bulunması kimilerince kibir, kimilerince ise ironinidir. Bu durum okura şu soruyu sordurur: Sokrates gerçekten yaşamak istiyor muydu, yoksa felsefesi uğruna ölmeyi mi tercih ediyordu? Kitabın en tartışmalı ve zihin açıcı bölümlerinden biri Kriton diyalogunda geçer. Savunmada devlete ve kalabalığa kafa tutan o asi Sokrates, kritonda
Felsefe
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202564,7bin okunma
Politeia
Puan vermedi·372 syf.··
2019 42. kitabı
Merhaba güzel okurlar:) Bu eser yine benim Siyasal Düşünceler Tarihi dersinden bir parçam. Bir dönemi kapsaysn eser, yıllarca hüküm sürecek olan ideolojilerin göbek taşı. Sokrates ile Atinalılar arasında geçen felsefi bir diyalogdan oluşmuştur. Temel konu adalet nedir. Platon burdan başlayarak adil bir toplum nasıl olmalıdır şeklinde yol almış. Bu tartışma ya da konuşmalar bütünü, adaletin sadece güçlü olanın çıkarı olmadığını vurguluyor. Yıllar sonra bu eserden Thomas More gibi isimler etkilenecek. Hatta sosyalizm ideolojisi, eserden ilham alacak. Ve gelelim ideal devlet düzenine; yazarımıza göre bu düzen üç başlıktan oluşur. Yöneticiler, koruyucular ve üreticiler.Yani diğer bir deyişle filozof krallar, askerler ve halk. Burdaki vurgu devletin bilge kişiler tarafından yönetilmesi gerektiğidir. Elbette incelerken buraya her şeyi sığdırmak mümkün değil. Bu yüzden eserin kilit bölümlerinden Ruh Teorisi ve Mağara Alegorisini okumanıza bırakıyorum. Felsefeyi çok sevmeyenler okurken belki biraz sıkılabilir. Ama siyasi tarih merakı olanlar için bence ilgi çekici. Herkesin kendi görevi olduğunu belirtmiş eserimiz, bende azıcık görev olarak saydığım notları koymuş oldum. İyi okumalar:)
1000Kitap
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,9bin okunma
Puan vermedi·304 syf.·
2026 17. kitabı
Peloponnessos Savaşları, Antik Yunan dünyasını değiştiren çok uzun süren, yıpratıcı bir savaş. Bu savaş sonucunda kent devleti dediğimiz siyasi oluşumlar silinmeye başladı. Lennon bu muazzam savaştaki sıradan insanları kurgulamış. Arka kapak yazısında belirtildiği gibi Siraküzalı iki çömlekçinin, taş ocağında esir tutulan Atinalılar ile oyun sahneleme macerası anlatılıyor. Euripides oyunlarını bilen Atinalı esirlere yemek verecekleri vaadiyle işe koyuluyorlar. Bir ayağı sakat Lampo’nun gözünden arkadaşı Gelon ile giriştikleri bu iş çok ilginç bir yere uzanıyor. Lennon dönemi her ne kadar antikite yapsa da kitap alt sınıfların sanatla kurdukları bağa ve sanatın etkisine dair bir roman olarak okunabilir. Savaşın gölgesinde dönüşen insanlar var. Hiç beklemedikleri uyanışları yaşıyor birçoğu. İnsana, hikayelere, dünyaya duyulan sevginin iki çömlekçi ile aktarılması çok etkileyici. Hikayelerin neden insanlık mirası olduğunu da gösteriyor. Kitabın son bölümü bunun doruk noktası. Gülerek okuduğum kitabı bitirdiğimde boğazımda bir düğüm vardı. Mizahın nasıl da dokunaklı olabildiğini görüyoruz.
Edebiyat & Roman
Muhteşem ZaferlerFerdia Lennon · Dedalus Kitap · 202534 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 11:03
Gospodinov’la yolculuğumuz başladı ve o yazdıkça devam edecek. Çünkü bayıldım. Proust okuma özlemim her zaman bana eşlik ederken, Proustvari izler taşıyan bir kitap okumak, son zamanlarda yaşadığım en etkileyici deneyimlerden biriydi. Bir cümlede Proust’un adını gördüğümde çocuk gibi sevindim. Bitireli günler oldu ama hemen inceleme yazmak istemedim, bazı kitaplar üzerine düşünmeyi ve notlar almayı çok seviyorum çünkü. İstanbullular için güzel bir haber var üstelik, yazarımız 29 Kasım’da söyleşi ve imza etkinlikleri için Kadıköy’de olacakmış. Kendi adıma üzüldükten sonra kitaptan bahsetmek istiyorum: Belirli bir kurgusu ve olay örgüsü olmayan bir eser ve o dağınıklığı yazarla birlikte topladık, emek istiyor yani. Fakat yazar bu dağınıklığın içinde bile düzenli aslında ve anlatmak istediklerini bir şekilde iletmeyi başarıyor. O anları yakalamak ve sayfalardaki satırların arasında kaybolmak müthiş bir okuma serüveniydi. Öylesine yazmadım şu kayboluşu ve serüven meselesini; çünkü zaman atlamaları, uzun ve içsel monologlar, iç çatışmalar, hayalle gerçeğin birbirlerine karışması derken, insan gerçekten kitabın olağanüstü atmosferine çekiliyor ve içinden çıkamıyor artık. Dünyadaki varoluşumuz, ne yaşarsak yaşayalım, hüzünden ibarettir; gözlerimizi açtığımız andan beri, bir gün o yaşamın son bulacak olması gerçeğini içimizde taşırız hep. Kitabın başından sonuna kadar, farklı bilinçlere doğru zihin yolculuğu yapan anlatıcı Georgi sayesinde anlamlandırabilmek mümkün bu hisleri; üç yaşındaki bir çocuğun aklında da ölüm var, 80 yaşındaki bir dedenin de. Yaşımızın ve yaşanmışlıklarımızın bu gerçeği değiştirmemesi, var olduğumuz evrenin bir parçası. Ve bu evren tıpkı bir labirent gibi. Labirente hangi nedenle girdik, dönüşlerde karşımıza ne çıkacak, boğulacak mıyız, yoksa nefes
Edebiyat
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,481 okunma
Reklam
Reklam