Bertrand Russell, “diyalektik materyalizm”in temel direği olan muayyeniyetçiliğin yıkılışının hikâyesine şöyle devam ediyor:
(...) **“Muayyeniyetçiler-deterministler adına üzüntü verici olanı, atomların cilveleriyle ilgili çağdaş mezhebte başka bir tarafın daha bulunmasıdır. Eski fizikte cisimlerin, onların ne yapacaklarını tamamıyla belirleyen kanunlara uygun hareket ettiklerini isbata yönelik sayısız delil vardı; yahut biz var sanıyorduk. Şimdi ise bu kanunların tamamen istatistikî olduğu anlaşılıyor. Atomlar, belli hadler dahilindeki alternatifleri tercih ediyorlar; üstelik bu atomlar öyle çok ki, köhne usûllerle müşahede edilebilecek büyüklükte olan cisimlerde meydana getirdikleri sonuçlar, bütün bir intizam belirtiyor. Teker teker insanları göremeyen ve ancak bir milyon insanı görebilen bir dev olduğunuzu düşünün. Bu durumda İstanbul’un, gündüzleri gecelerden daha kalabalık olduğunu farkeder, ama belli bir günde Ahmed Bey’in evinde hasta yattığını ve her gün bindiği banliyö trenine binmediğini kesinlikle fark edemezsiniz. Bu sebeble de, sabahları banliyölerinden İstanbul’a, akşamları da İstanbul’dan banliyölerine olan akının, esasen olduğundan çok daha düzenli olduğuna inanırsınız. Şübhesiz, bunu güneşin kendine has bir kudretine atfedebilirsiniz. Nitekim bu akının sisli havalarda bir hayli aksadığını müşahede etmeniz de varsayımınızı doğrulayıcı gelir. Eğer daha sonra birer birer insanları da müşahede etmek imkânını bulursanız, düzenliliğin zannettiğinizden çok daha az olduğunu görürsünüz. Bir gün Ahmed Bey, başka bir gün Mehmed Bey hastadır; bu durum istatistikî ortalamayı etkilemez ve büyük çapta müşahedeler herhangi bir farkı sezemez. Daha önceden müşahede ettiğiniz olanca düzenliliğin, büyük sayıları ihtivâ eden kanun ile izah edilebileceğini anlarsınız.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997, Remzi Vatansever imzasıyla ), -Yağmurcu- Çerçevesinde İlmin Dine Tasallutunun Hikâyesi. MUAYYENİYETÇİLİĞİN SONU...