ZÜBÜK
Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. (263)
Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip, işte başımıza böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra, zübüklüklerimizin bitek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz.
Bu zübükler her yerde var, biz zübükler nerde varsak, onlar da orda…
Kendi içimizdeki zübüklükleri biriktirip, birleştirip zorlaya zorlaya zübük yaratıyoruz. Gerçekte zübük biziz, benim, sensin… Karşımıza bir zübük çıkıyorsa, onun zübüklüğünde bizim de bir parçamız var. (264)
***
Öyle bir şey ki Zübük, herkes onun ne olduğunun farkında ve buna rağmen dolandırıcılığından kurtulamıyor. Bir şekilde kendini Zübük’e teslim ediyor. Kitaptaki öğretmen bile, tüm bu anlatılanlara karşın, en sonunda “Biliyorum, hemşerileri için ne yapsa, paralansa, yine onlara yaranamayacak, yaptığı her iyilik kötüye yorumlanacak.” (262) diyerek Zübük’e teslim oluşunun örneğini gösteriyor. Kandırıldığının farkına varınca “Zübük İbrahim paramı alıp beni kandırdığı için böyle (Yukardaki alıntılar) söylemiyorum. Ama böyle doğru düşünebilmem için benim de aldatılmam gerekliydi.
Bizim millette “Zübük” tercihli seçimdir. İnsanlar bile isteye seçerler içimizdeki Zübük’ü. “Çalıyor ama çalışıyor, Ağzı laf yapıyor. Falancayı dolandıran adam Alamanyayı da dolandırır Amerikayı da…” diyerek tercihinin ne kadar da akla mantığa yatkın olduğunu önce kendine sonra da çevresine ispatla sorumluluk hisseder. Ve bunu yapar da hatta. Hatta kendi tercihinin dışındakilerin de ne kadar yetersiz, faydasız olacağını ispatlamaya çalışır. İşte Zübük, gücünün kaynağını halktan alır. Ve karşılıksız. Ve hatta bu güce