Puan vermedi·192 syf.··
2026 29. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 22:01
Farklı ülkelerde ve şehirlerde geçen on iki öyküden oluşan bir kitap. Ortak noktalarıysa aidiyetsizlik. Öykülerde Avrupa'nın çeşitli kentlerine savrulmuş Latin Amerikalı karakterler, yalnızlık, özlem, yabancılaşma ve kader duygusuyla mücadele ederler. Merkezde çoğunlukla sürgün hissi yaşayan, geçmişleriyle bağlarını koparamayan ve hayatın beklenmedik kırılmalarıyla karşılaşan insanlar vardı. Márquez’in öykülerinde gördüğümüz büyülü gerçekçilikten uzak sadelik bu öykülerde de var. Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, her öykünün farklı bir dünyaya açılmasıdır. Bir öyküde ölümün gölgesi hissedilirken, başka bir öyküde aşkın ve yalnızlığın izlerini okuyorsunuz. Kısacası bu kitap için farklı coğrafyalarda dolaşıp kendine b,r yer arayanlarım öyküleri de diyebilirim. Bunlardan Uyuyan Güzelin Uçağı , Ben Yalnızca Telefon Etmeye Gelmiştim , Zehirlenmiş on yedi İngiliz başlıca beğendiklerim arasında.
On İki Gezici ÖyküGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20151,051 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 10:28
Edebiyat tarihi, zengin ve konforlu hayatından sıkılıp heyecan arayan burjuva kadınları ile hayatın sillesini yemiş, cebi delik melankolik adamların hikayeleriyle dolu galiba. Yanılgı romanında yine bu bayat klişeyi anlatmış yazar. Bir yanda Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde gençliğini, ruhunu ve  ailesinin tüm servetini bırakıp dönmüş, Paris’te sefil bir ofis işine mahkum olmuş Yves Harteloup. Karşısında ise paranın, servetin ve zengin kocası Jean’ın sağladığı o korunaklı, steril dünyada sıkıntıdan patlamak üzere olan Denise Jessaint. Güney sahillerinin o rüya gibi atmosferinde bu yasak aşk filizlenirken iki karaktere de yer yer hak verdim. Denise’e hak verdim çünkü etrafı tamamen hissiz, tek derdi para ve statü olan robotlarla çevrili, hayatında ilk defa nefes aldığını hissediyor. Yves’e de hak verdim, savaşın o cehenneminden sonra sığınacak bir şefkat limanı, yaralarını saracak zarif bir eldi istedigi.. Ama haksız oldukları yerler daha fazlaydı elbette, en başta yasak bir aşkı yaşamak bütün haklılıklarını haksız kıldı benim gözümde. Denise’in durumu bir varoluşsal sancıdan ziyade, lüksün getirdiği bir şımarıklık ve tatminsizlikti aslında. Yaşadığı hayatın sterilliğinden şikayet ederken, o hayatın sunduğu hiçbir maddi konfordan da vazgeçmeye niyeti yoktu. Yves’i gerçekten sevdiğinden mi, yoksa monoton hayatına bir heyecan katmak, kendini bir roman kahramanı gibi hissetmek için mi seçtiği şüpheli çünkü. Yves kendi monotonluğunu kıracak bir oyuncak, hissiz dünyasından kaçış sağlayacak geçici bir macera mıydı onun için?Gerçek sorumluluklar kapıyı çaldığında o steril dünyasına geri döneceğini bilmenin rahatlığıyla hareket etmesi, onun bu aşkta haksız ve samiyetsiz oldugunun kanıtıydı aslında. Yves ise savaşın faturasını ve kendi hayal kırıklıklarını Denise’e kesti bi
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024706 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türkiye gezmesi çok ucuz bir ülke ve insanı da yardımsever!
9/10
·288 syf.··
2026 43. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 01:02
İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Arkasında dürüstlük, doğal dostluk ve sıcaklık bırakırsa her zaman yaşar ve de anılır. Bazen böyle oluyor; en sevdikleri, insanın hayatından tak diye çıkıyor, diyor Johann Wolfgang Von Goethe bir kitabında. Oysa, "Hayat bizi yavaş yavaş ölüme alıştırır," diyordu Orhan Kemal El Kızı'nda... #305423857 Ölümler mi hızlanmaya başladı biz mi giderek yavaşlıyoruz? Necip Fazıl Kısakürek misali, "Kefenimizden evvel çürüyoruz." Y - A - V - A - Ş - L - A - Y - I - N . . . Koştukça geç kalıyorsunuz çünkü. Acele ettikçe yetişemiyorsunuz. Oysa bir şehri tanımanın en iyi yolu yürümekten geçer: "Yürüyeceksiniz. Gençseniz ve bir şehirde gönlünüzce yürümüyorsanız orayı gezdiğinizi söyleyemezsiniz." Hızla akıp gidiyor çağ ve o çağın akıntıya kapılıp giden insanlarıyız. Ufacık tatillere kocaman geziler sığdırmaya çalışıyor, gittiğimiz yere en hızlı ulaşım araçlarıyla gidiyor, nereler popülerse orayı gezmeye çalışıyoruz. Ne gezdiğimiz yerleri kendimiz seçiyor ne de oraya dair bilgileri araştırıyoruz. Oysa, "... şehri gezerken bile okuyacaksınız. Yirmi saat geziyorsanız mesela, iki saat okuyacaksınız," diyor İlber Hoca, keşif ancak böyle mümkün, o ruhu koklamak... youtube.com/shorts/2_pLX7mX... "Öğrenmek kolay; fakat hiçbir şey yapmadan sızlanmak daha da kolay." Gel Dünyayı Keşfedelim, Dünyadan Türkiye'ye uzanan bir yolculuk, Asya'nın bozkırlarından yola çıkıyor, Avrupa'yı aşıyor, Balkanları geçiyor, Ortadoğu'dan Türkiye'ye uzanıyorsunuz. Bütün yolculuklar gibi bu yolculuk da kahramanın evine dönmesi ile son buluyor: İzmir'den Ayvalık'a uzanıyor, Eskişehir'i tadıyor, Ani Harabelerinden Kars'a sesleniyorsunuz. Her yol gibi bu yol da muhakkak Aksaray'dan geçiyor, Türkiye'nin İtalya'sı Safranbolu'nun atmosferini soluyor, Kapadokya'yı
Gel Dünyayı Keşfedelimİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 2024823 okunma
9/10
·372 syf.·
2026 14. kitabı
Ayşe Kulin ne yazarsa okuyacağım bir yazar benim için, dilini ve kurgusunu çok seviyorum. Nefes Nefese bir dönem kitabı, tarihi gerçekleri, gerçek kişiler ve biraz kurgu ile yazmış. Kitabın girişinde bahse konu diplomatların isimleri de yazıyor. Avrupa ülkelerinin çoğunu işgal eden Nazilerden kaçan Yahudi vatandaşlarımızı ve onları kamplardan kurtarıp ülkelerine getirmeye çabalayan Türk diplomatları anlatıyor. Okurken yer yer üzüldüm, yer yer gururlandım. Nazilerle papaz olmamak için Yahudi soykırımına göz yuman onların insanlık haklarını yok sayan devletlerin yanında, ayrım yapmadan tüm vatandaşları için ortalığı ayağa kaldıran bir devlete mensup olduğumuz için ne kadar sevinsek az.
Nefes NefeseAyşe Kulin · Everest Yayınları · 201313,6bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 34. kitabı
Sabahattin Ali.. Eski bir dostun veda mektubu gibi hissettirdi kitap bana "Başın öne eğilmesin" kitabı, O'nun çocukluğundan başlayarak, Avrupa'daki aydınlanma yıllarına, öğretmenlikten hapishane günlerine ve nihayetinde o meçhul yolculuğuna kadar uzanan çalkantılı yaşamını gözler önüne seriyor. Hıfzı Topuz, Sabahattin Ali'yi sadece bir "edebiyatçı" olarak değil; bir baba, bir eş, bir öğretmen ve en önemlisi, inançları uğruna bedel ödemekten bir an bile çekinmeyen bir "insan" olarak anlatıyor. O da herkes gibi sevdi, özledi, hayal kırıklığına uğradı ve yoruldu. Ama başını asla öne eğmedi. Sistemin çarkları onu ezmeye çalışırken, o kendi vicdanının sesiyle ayakta kalmaya devam etti. Bu kitap ona karşı olan hayranlığımı daha da pekiştirdi. Bu kadar derin bir hüznü ve bu kadar güçlü bir adalet arayışını bir arada nasıl taşıyabilmişti? O, sadece kitaplarında değil, gerçek hayatında da "Kürk Mantolu Madonna"daki Raif Efendi'nin naifliğini, "Kuyucaklı Yusuf" un isyankâr ruhunu ve "Sırça Köşk"ün o keskin eleştirel gözünü içinde barındırıyordu. Aşk adamıydı Sabahattin,. Onun için aşk, birine bağlanmak değil, o bağ ile dünyayı daha katlanılır, belki de daha acı verici kılmaktır. Hıfzı Topuz'un kitabında gördüğümüz Sabahattin Ali, hayatı boyunca 'sevilmeyi bekleyen' değil, 'sevgisiyle dünyayı onarmaya çalışan' bir adamdı. Bu yüzden onun aşkı, bir tene dokunmaktan öte, bir vicdana sığınmaktı. Bir Dev'in izinde , bir aşk ve dinireniş hikayesi bu kitap... Okumakta ve Sabahattin'i tanımakta geç kalmayın.
Başın Öne EğilmesinHıfzı Topuz · Remzi Kitabevi · 2007781 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2017 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2017 00:00
Mussolini’nin 1926-1937 yılları arasında hapiste tuttuğu İtalyan Markisist, gazeteci, eylemci, siyaset felsefecisi Antonio Gramsci, “Hapishane Defterleri” adlı kitabında öğretmenler, papazlar ve idareciler gibi “geleneksel” entelektüellerden bir de iktidarla, belli başlı kuruluşlarla, denetim gücü elde etmek isteyen sınıflarla bağlantılı ve onlara çıkar sağlayan “organik” entelektüeller olarak entelektüelleri iki sınıfa ayırır. Gramsci organik entelektüele ilişkin olarak şöyle der: “Kapitalist girişimci kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini, ekonomi politik uzmanını, yeni bir kültürün, yeni bir hukuk sisteminin oluşturucularını vb. yaratır.” Bir deterjan ya da havayolu şirketinin pazardan daha fazla pay kapmasını sağlamak için teknikler geliştiren günümüz reklamcısı ya da halkla ilikler uzmanı, demokratik toplumda olası müşterilerin rızasını kazanmaya, tüketicinin ya da seçmenin düşüncelerini yönlendirmeye çalışan biri, Gramsci’ye göre organik entelektüeldir. Memleketimizde Gramsci’nin tanımladığı bu tipler cirit atmaktadır. Bir zamanlar ait olduğu televizyon kanalının yayın politikası gereği iktidara karşı sıkı muhalefet pozlarına giren “jöleli arkadaş”ın sonradan “yıkama-yağlama” konusunda mahir bir noktaya evrilmesi Gramsci’nin tanımlamasını anımsatmaktadır. Julien Benda’nın “Aydınların İhaneti” kitabında entelektüelleri insanlığın vicdanı olan oldukça yetenekli, ahlaki donanımları gelişkin filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak tanımlaması ise kelimeye yüklenen müspet bir anlamı ön plana çıkarmaktadır. Benda’nın kitabı ilkelerini çiğneyen entelektüellere zehir zemberek bir saldırı olarak telakki edilse bile ideali tespit ve temyiz noktasında önemli bilgiler sunmaktadır. Benda’nın verdiği örneklerden entelektüelin dünyadan tamamen elini eteğini
EntelektüelEdward Said · Ayrıntı Yayınları · 20111,191 okunma