İşte, iman ne kadar büyük bir nimet ve hayatın hayatı olduğunu anla!.. Ayet-ül Kübra - 14
Din
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ Bu âyet-i uzmanın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat'ı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billahtır ve iz'an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir. Ayet-ül Kübra - 11
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yakîn üç mertebededir:
1- Muayene, müşahede mertebesi: Bu mertebede bilinen, görülene ters düşmez; Allah’ı bilen kimse O ’ndan en iyi haber verendir. Bu yakîn mertebesi, sıddıklar ve şehidlere hastır. 2- Tasdik ve teslim mertebesi: Bu, haberlerde kendisini gösterir. Bu mertebede Allah’ı bilen kimse, O’ndan haber veren bir müslümandır. Bu, müminlere ait bir yakîn mertebesidir. Onlar ebrar sınıfıdır. İçlerinden bir kısmı sâlih, bazısı da daha aşağı bir hâldedir. Ayet-i kerimede: “Bu onların ancak iman ve tesllmiyetlerini arttrdı." [Ahzab 33/22] buyrularak imanın artması ve eksilmesi yönüne işaret edilmiştir. Bu mertebede bulunanların iman ve yakîni bazen onu takviye edecek sebeplerin bulunmayışı ve ihtiyaç duyulan şeylerin noksan olmasıyla zayıflar. Sebeblerin bulunması ve normal seyrin devamıyla da kuvvetlenir. Onlar, vasıtalara bakıp onlarla fazlaca ilgilenmeleri sebebiyle perdelenirler aynı zamanda onlar sayesinde gerçeği keşfederler. Halkla içiçeyken ünsiyet ve gayret içinde; onlardan ayrı iken yalnızlık ve noksanlık hâlindedirler. Aralarında çeşitli ihtilaflar ve değişik görüşler bulunabilir. Bu, onların eşyaya ve olaylara değişik bakışlarından ileri gelmektedir. 3-Yakînin üçüncü ve en alt derecesi zan mertebesidir. Bu, ilim, doğru haber ve alimlerin sözleriyle kuvvet kazanır. Bu gruptakiler, Allah-u Teâlâ’nın özel yardımı ve nasibi ile imanlarını kuvvetlendirirler. Delillerin yok olması ve söz sahiplerini susmasıyla zayıflar. Bu, istidlale, aklî ilim ve izahlara dayanan bir anlayıştır. Müslüman kitlede, rey, aklî ilim ve kıyasa dayanan kelamcıların yakîni bu kısma girmektedir.
Sayfa 33, 34 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
Kişi suyu bulduğu halde, suyu kullandığı takdirde hastalığının artmasından/şiddetlenmesinden korkan bir hasta ise yine teyemmüm eder. Bunun delili de yukarıda okuduğumuz ayet-i kerimedir. ​Ayrıca hastalığın artmasındaki zarar, suyun fiyatının pahalı olmasındaki zarardan çok daha üstündür. Su fiyatının fahiş olması bile teyemmümü mübah kılarken, hastalığın artması haydi haydı mübah kılar. Bu hükümde, hastanın hareket etmek suretiyle hastalığının şiddetlenmesi ile suyu doğrudan vücuduna ulaştırmakla şiddetlenmesi arasında hiçbir fark yoktur. İmam Şâfiî (r.a.) teyemmüm için 'ölüm veya bir uzvun helak olması korkusunu' şart koşmuştur ki bu yaklaşım, nassın (ayetin) açık ve zahiri manasıyla reddedilmiştir.
"Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Hucurât Suresi 11. Ayet
Sayfa 104
Tedbir hayatın şemsiyesidir yağmuru durdurmaz ıslanmaya mani olur
Kendi tedbirsizliğimizin olumsuz karşılığını alınca takdir buymuş diyerek kendi suçumuzu örtmeye çalışmayalım. Tedbirsizlik suçlu olmayı ve ceza getirir. Takdiri yok saymak kibiri getirir.
Sayfa 128 - Altıncı cilt·Kitabı okuyor