Sure-i Ra'd da şöyle buyuruluyor: .... الا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ (۲۸) ) "Agah olunuz! Ancak Allah'ın zikri ile kalpler mutmain olur." (Ayet:28 den) Mevlâ Tealâ bu ayette buyurmuş oluyor ki: Bu kalpleri ben yarattım, sağlamlığını da hastalığını da ben bilirim. İlacını da ben bilirim. Bütün doktorlar toplansa ilaçlar yapsalar yine de zikirle mutmainne olmamış kalbin hastalığını gideremez. Ancak zikir ile giderilir.
Sayfa 454·Kitabı okuyor
Alıntı
...şimdiye kadar eksik olarak ve taklit yoluyla aldığımız/öğrendiğimiz atalar müslümanlığından, artık İslâm’ın öngördüğü Kur’an ve Sünnet’in müslümanlığında devam etmek mecburiyetindeyiz. Kalplerin şifâsı ve toplumun arınıp temiz toplum olması için, sahâbe misâli onar âyet şeklinde, azar azar da olsa ciddiyet ve samimiyet içinde Kur’an’ı okumak ve gereğini yapmakla işe koyulmak gerekir.
Kitap Alıntısı
Reklam
115. Doğu ve batı Allah Teâlâ'nındır. hangi tarafa yönelirseniz yönelin orası Allah Teâlấ ya ibadet ve taat yönüdür. Allah Azîmüşşan; bağışlaması geniş olan, müslümanların menfaatine olanı hakkıyla bilendir. Bu âyet-i kerimenin nüzül sebebi şöyledir: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem] askerlerinden bir grup, bulutlu ve karanlık bir gecede, kıblenin yönü hakkında ihtilaf ettiler. Herkes kendi görüşüne göre bir tarafa yöneldi. Hava aydınlanınca döndükleri yönün kıble istikameti olmadığını anlayıp Medine'ye geldiklerinde namazlarını iade etmek hususunda Resülullah' a [sallallahu aleyhi vesellem] danıştılar. Bu âye-tin nüzülüyle, namazı iade etmeye gerek olmadığı ve bütün yönlerin Allah Teâlấ ya ait olduğu buyruldu.
Dolayısıyla âyetteki maksat, kıblenin yönününo bilinmediği durumlarda, kişinin araştırma neticesinde kıldığı namazının -kıbleye isabet etmese bile geçerli olacağıdır. Ayeti,"Kayıtsız şartsız her ne cihete dönülürse dönülsün namaz sahihtir" diye ·Kitabı okuyor
Tevbe Suresi
24. De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, hısımınız, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza giden evler, size Allah ve peygamberinden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise artık Allah'ın (bela ve ceza) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah öyle günahkarlar topluluğunu doğruya iletmez!
Âyet-i Kerime meali
Kur'an ya bir Arap tarafından, ya Arap olmayan biri tarafından, ya Hz. Muhammed tarafından veya Tanrı tarafından 'yazılmıştır. Argümanı şöyle özetleyebiliriz: 1. Kur'an edebî ve dilsel nitelikleriyle insanlığa meydan okur. 2. 7. asır Arapları, Kur'an'ın edebî nitelikleriyle yarışabilecek en kabiliyetli insanlardı. 3. 7. asır Arapları, Kur'an'ın hitabını aşan bir eser ortaya koymakta başarılı olamadılar 4. Alimler ve uzmanlar Kur'an'ın taklit edilemez bir 'kitap' olduğuna tanıklık ettiler. 5. İlmi/bilimsel olmayan tanıklıklar makul değildir, çünkü tesis edilmiş arka plan bilgisini reddetmişlerdir. 6. Dolayısıyla (1'den 5'e kadar olan maddelerden çıkarı-yoruz ki), Kur'an taklit edilemez, eşsizdir. 7. Kur'an'ın taklit edilemezliği; bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından, Hz. Muhammed Tanrı tarafından yazılmış olmasıyla açıklanabilir. veya 8. Bir Arap tarafından, Arap olmayan biri tarafından veya Hz. Muhammed tarafından yazılmış olamaz. Bunlara göre, en iyi açıklama Kur'an'ın Tanrı'dan gelmiş olmasıdır. (2. Maddenin açıklaması)Alim Taki Osmani , "belâgat ve hitabet onlar için bir can damarı idi" Şairlerin hayatlarını yazan ve 9. asırda yaşamış olan el-Cumâhi, "Şiir, Arapların bütün bilgilerinin birikimi ve sahip oldukları ilim ve irfanın en büyük pusulası idi; işlerine şiirle başlar ve şiirle bitirirlerdi. (... Arap kabi-lelerinden birinde bir şair yetiştiğinde, diğer kabileler tebrik etmek için gelirlerdi, şenlikler hazırlanır, kadınlar çalgıların etrafında düğünlerdeki gibi bir araya gelir, yaşlı ve genç erkekler de bu güzel haberin keyfini çıkarırlardı. Araplar iki halde bir-birlerini tebrik ederlerdi; iri bir çocuğun doğumunda, diğeri ise aralarından bir şair yetiştiğinde. 9. asır alimlerinden İbn Kuteybe, Arapların gözünden şiiri şöyle tarif
Sayfa 319·Kitabı okudu
Tevbe Suresi
17. Müşrikler vicdanlarına karşı kendi inkarlarına kendileri tanık olup dururlarken, Allah'ın mescitlerini imar etmeleri mümkün değildir. Onların hayır adına bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar ateş içinde sürekli kalacak olanlardır. 18. Allah'ın mescitlerini ancak, Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaza devam eden, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte bunların başarılı olmaları umulur. 19. (Ey müşrikler!) Ya siz, hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'da umrecilik yapmayı, Allah'a ve ahiret gününe inanıp da Allah yolunda cihad etmekte bulunanlarla aynı mı tuttunuz?! Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah zalimler sürüsünü doğruya iletmez.
Âyet-i Kerime meali
Reklam
Reklam