Aziz Nesin’in kitapları güldürürken düş… gibi klişelere elbette girmeyeceğim. Doğrusu kimdir, nedir, ne değildir bilmem. Ayrıntılı tanımam da kendisini. İşte sağdan soldan duyduklarım var, düşündürüyormuş, güldürüyormuş, inançsızmış falan filan. Şu an pek bir sahipleniliyor. Baba diyenler var, üstat diyenler var. Var da var yani.
Merak ettiğim bazı ihtimaller var benimde ve bilhassa kendi başıma net yanıtlara ulaşamıyorum. Belki siz yardımcı olursunuz... Mesela, adam günümüzde yaşamış olsaydı da sevilen siyasetçilere birkaç kelam etseydi ne olurdu? Yahut güzel Müslüman kardeşlerim; Aziz Nesin’in çıkıp da 40 da 1 zekât veren adama bunak dediğini duysalardı ne derlerdi? Doğrusu vatan haini mi ilan edilmezdi yoksa şeytan gibi deccal gibi isimlerle mi bağdaştırılmazdı ben kestiremiyorum.
İlk iki paragraf okunduğunda Aziz Nesin’e sallıyorum gibi geliyor değil mi? Peki işin aslı gerçekten öyle mi yoksa sorun, bizim algılayıcılarımızın bozulmuş olmasında mı yahut anlatılmak isteneni doğru kavramamamızda mı?
Aziz Nesin’in anlattığı karakterler de böyledir; hep önyargı sahibidir, aynı şey başına gelene değin anlamaz. Pek tabi kitaptan bir hikâye ile örnekleyeyim; Arif Bey’in polislerce fişlenen insanları suçlu addedip ardından adının Pezevenk Arif’e çıkması gibi. Esasen iş işten geçmiştir, ne yapsa kar etmez, anlatır… dili damağı kuruyana değin, nefesi kesilene değin, inanmayacaklarını bilip, bilmezden gelip inanmalarını umarak anlayacakları ana değin devam eder. Eder etmesine ama onu dinleyenler bıyık altından gülerek, bak sen şu Pezevenk Arif’e diye dalga geçerler.
Öyleyse ikinci paragrafa hemen bir flashback yapıp; “40 da 1 zekât” olayında zekât veren adama neden bunak dediğini irdeleyelim. Dinleyelim hele, sahiden de algıladığımız gibi mi söylemiş yoksa daha farklı