• Kadınlardan mı hoşlanıyorsunuz?
    Açık alanda araya koyulması gereken mesafeler konusu da kültürler arası dil ya da din kadar ayırt edici sanki. Otobüs, pasaport ya da herhangi bir şey sırasında vücuduma dayanınca o sıra daha hızlı ilerlemeyecek, ama dayanıyor. Ben gidiyorum o geliyor. Kadın kadına dayarsa olabilir, sanılıyor. "Hanımefendi nolur beni ellemeyin" diyorum yüksek sesle. "Nolucak ki, ikimiz de kadınız." yanıtını veriyor. Cinsiyetimden izin almış yani. Ancak ben en çapkın gülüşümle "kadınlardan mı hoşlanıyorsunuz?" deyince mesafeler istediğim düzeye geliyor.
  • 73 syf.
    ·9/10
    Schopenhauer-Afroizmalar
    Nietzsche’nin hocası diye merak salmıştım Schopenhauer’e...
    Pesimist bir filozof olması pek ortak nokta bulamama sebep olsa da düşünceleri gerçekten hoşuma gitti. O kadar karamsar ki, cümlelerini okurken kulaklarımda Müslüm Gürses şarkısı yankılandı. “Aforizma; kilit noktalar”
    Demek. Kitap gerçekten hakkını verdi hayatın olmasa da Schopenhauer ın felsefesi üzerine tüm kilit noktaları anlattı. Zevkle okudum. Etkileyiciydi. Not aldığım çok cümlesi oldu.
    Varoluşun ve iradenin ızdırabından bahsediyordu. Nurettin Topçu aklıma geldi, o da iradenin verdiği yükümlülükten bahsediyordu “ızdırabı olmayanın amacı yoktur “ diyordu. Dünya hayatından ümidini kesmiş olan Schopenhauer sanki islamı tanısan Müslüman olacakmış imajını verdi. “ Dünyanın, özü kötüdür. Yapılması gereken yaşama istencini yok etmektir” Dünya malı ve Düya mutluluğunun ötesinde birşey arıyordu... Geçici olduğunu söylüyordu. En etkilendiğim yer şu şekildeydi “ Varoluşumun ızdırabını çekiyorum. Varolmaya çalıştıkça gökyüzünün altında eziliyorum “
    Gerçektende insan varolmaya çalıştıkça ne kadar küçük olduğunu koca Evren’de “hiç” olduğunu anlıyor...
    Aynı dertten muzdaribim ,mi demeliyim , yoksa kendimi nasipli mi görmeliyim...:) Kitabı şiddetle tavsiye ederim :)
  • Ben Arve, kalbimin içinde büyüttüğüm dünya, beni yanılttı. Hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü gerçekleşmiyor.
    Sinem Sal
    Sayfa 156 - April Öykü
  • Ah be emmi!.. Kim dedi ki sana "kitap yaz" diye?

    Kitabı fuardan almıştım. O da tamamen çağrışım etkisinin bok yemesi... Epeydir Ercüment Cengiz'in "Gırnatacı" ve "Çellocu" kitaplarını merak ediyordum, kitabın adının da "Gitarist" olduğunu görünce dedim bir deneyelim bakalım, belki değişik bir kitaba rast gelmiş oluruz. Geldik mi? Geldik... Hem de ne hoş geldik.

    Kitabın falsosu daha kapaktan başlıyor. Tabii bunu fuar ortamında fark etmek güç, kitap alırken kendilerini kaybedenler iyi bilirler. Onca kitabın içinde başınız döner, nereye bakacağınızı bilemezsiniz, biraz da kalabalıksa ortalık, bir an önce alabildiğiniz kitabı alıp çıkma kaygısıyla eliniz ayağınıza dolaşır. Hah! İşte ben de aynı dertten muzdaribim. Bu detaya da o ruh halinde iken rast gelmiş olacağım ki koca yazım hatasını görmemişim: "gece kulüblerinde"! Bu nedir abi? Dizgicisi, baskıcısı, editörü, zartı zurtu... Biri de çıkıp demedi mi ki "yahu bu kelime böyle değil de şöyle yazılıyordu" diye? Hepiniz mi fuardaydınız benim gibi? Neyse ki gelenek bozulmadı, kitap, kapağıyla başladığı düzlemde içeriğiyle de devam etti...

    Kitabın ana karakteri Buğra. Çocukluğundan itibaren başlıyor hikaye de. 14 yaşlarındaki Buğra, kuzeninde gördüğü gitara merak sarıyor ve tıngırdatmak istiyor. Yalnız hayatının ilk dersini de orada alıyor: El Mickey ile gerdeğe girilmez. Ve başlıyor kendi Mickey'sini, yani gitarını elde etmek için çabalamaya. Bu arada büyüyor, serpiliyor, yakışıklı da bir genco olup çıkıyor. Gözler yeşil, kızlar hasta... Adam üstüne üstlük müzisyen. Sadece müzisyen mi? Elbette hayır. Aynı zamanda iyi de bir ressam. Bunca üstün vasfı üstünde toplayınca hafif kıllanmamak elde değil diyordum ki, ufak bir araştırmayla yazarın da hem müzikle hem de resimle ilgilendiğini, sonrasında da fotoğrafa merak sardığını öğrendim. Buraya kadar her şey normal. Yazar, kendi gençliğini karaktere yansıtmış. Bir nevi otobiyografi gibi yani. Ama iş edebiyata gelince... Keşke gelmeseydi dedim be emmi, yalan yok...

    Buğra gitarın peşinde koşarak hayatını sürdürürken ve bu işi meslek haline getirme yolundayken türlü şeyler yaşanır. E tabii türlü şeyler yaşanacak, yoksa 407 sayfa nasıl sürerdi bu kitap? Gitar edinişi, müzik grubu kuruşu, başına gelen olaylar, sonra kızlar, kızlar, kızlar, kızlar, kızlar, yine kızlar, kızlar... Bunca kez aynı kelimeyi niye tekrarladım? Çünkü olay o kadar tekdüze ki, cılkı cıvatası çıkıyor bir süre sonra. Buğra ve grubu bir yerde çalmaya giderler, pistte ya da masada bir kızla kesişir, ki genelde kızlar onu keser çünkü çok yakışıklıdır, sonra işte ayarlar kızı, çıkma teklifi, flörtleşmeler, başta çocukça masumiyetle el ele tutuşmalar, göz göze bakışmalar, sonrasında Mickey'nin doğrultusunda hareket etmeler, sonra daldan dala konmalar, biri çatalımda, biri tabağımda, diğerini de gözümle ayarladım tarzı muhabbetler... Yaşım buna müsait değil Buğra kardeş, beni bırak, sen yoluna devam et dedim artık bir süre sonra. Kitap bu doğrultuda, -18 yaşa hitap eden bir üslup ve hikayeyle, yer yer +18 mekanlarda ilerliyor. +18 dediysek barda pavyonda yani. -18 dedim demesine ama anlatım o kadar sığ ki, yani lisede edebiyat derslerinde yazılan kompozisyonlarda dahi daha eli yüzü düzgün anlatıma sahip şeyler çıkacağına inancım tam. Erhan Bey'i kim edebiyata yönlendirdiyse ayıp etmiş, hadi olmuş bir hata, keşke yazdıklarını kendine saklasaymış. Başka hiçbir kitabını okumadım, yalnız son kitaplarından birinin bu kitap olmasına güvenerek, yazım tarzının bundan farklı olamayacağına kanaat getirdim.

    Kitabı önermediğimi söylememe gerek yok herhalde, aslında bir puan verecektim ama iki puan vermek istedim. Buna sebep alıntıyı da şuraya iliştireyim, belki bana hak verirsiniz: "Küçük biçimli burnu, dolgun dudakları ve TÜRBE PARMAKLIĞI (!?) gibi dizilmiş düzgün dişleriyle dikkat çekiyordu."
  • 34 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    "Nasip oldu, nadim olduk." diye Bismillah demişler bir gönül işine... Pişmanlıklarını dergiye isim de yapmışlar, amaçlarını unutmamak için belki. Çok da güzel olmuş.
    Hem tebrik ederim, hem de teşekkür ederim kendi adıma. Çünkü aynı dertten muzdaribim, aynı pişmanlığı yaşıyorum.
    Bi taraftan 'sen daha n'apıcaksın ki' diyen bi çevrem var, diğer taraftan 'ben n'apıyorum ki sanki' diyen bi vicdanım. Bu sesler beni ne zaman, nasıl hakkıyla harekete geçirir bilmiyorum ama inşaallah "Yarıncınlar helak oldu." diye vasıflanan sınıftan olmam...
    "O vakit kalemimizi kılıç yapıp, göğsümüzü Ömer yiğitliğiyle doldurup, Hamza gibi salına salına inelim cihat meydanına." diyen kardeşlerim, abilerim, ablalarım... Her kimseniz hepinizden Allah razı olsun. Çıktığınız bu hayırlı yolda Rabbim yâr ve yardımcınız olsun...
    Pek dergi kültürüm yoktur ama PDF'si olduğunu görünce bi bakiyim dedim olaylar böyle gelişti. Anlayacağınız bundan böyle duacınız, takipçiniz ve tebliğcinizim Allah'ın izniyle :)
    Selam olsun pişman olanlara...

    (PDF'sine burdan ulaşabilirmişsiniz: http://nedametdergisi.com)