İyi ya da kötü kendine bir yaşam borcu olduğunu düşünen ve bunun için çabalayan üç neslin öyküsü. Orhan Pamuk'a ısınamasam da okuduğum kitapları arasında içselleştirdiğim tek kitabı. Çünkü her ne kadar "batı özentisi" bir esintiler taşısa da -en bizden- kitabı olmuş. Cevdet Bey'den Ahmet'e kadar geçen sürede Türkiye gerçeklerini ve değişimini izlemek, romanın akışı kadar seyir zevki veriyor. Özellikle üç nesil baba-oğulun hayalleri peşinden gitmesi, kimisinin hayallerini gerçekleştirirken kimisinin duvara çarpışını görmek "evet işte gerçekler" dedirtiyor.
Fakat Türkçülük'ten bahsederken üzerine basa basa "kafatasçılık" demesi ve bu ülküyü benimseyen Muhuttin karakterine kötü bir yaşantı sürmeyi hak görmesi beni oldukça rahatsız etti.
Demolins’e göre İngilizlerin üstünlüğünü, orada bireylerin, insanların daha özgür olmasında aramak lazım. İşte bizde bu yok. Bizde öyle özgür, aklını kullanan, girişken insan yok! Bizde herkes köle, herkes boyun eğmek, toplumun içinde erimek, korkmak için yetiştiriliyor. Din, korku, karanlık düşünceler, ezberlenmiş şeyler… Sonunda boyun eğmekten başka bir şey öğrenmiyorlar. Kimse kendi çabasıyla, topluma karşı çıkarak yükselmiyor. Herkes boyun eğerek, birisinin himayesine girerek, kulluk ederek yükseliyor. Kimse kendi hesabına düşünmüyor. Düşünürse, korkuyor… Herkes olsa olsa kendi hesabına kulluk ediyor.