"İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara (müsriflere), yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir." (Yunus Sûresi - 12)
Ne muazzam bir ayet(miş)! İnsan her okuyuşta farklı bir pencere açıyor, kendi ruhuna ve hayata bakışı zenginleşiyor. İnsanın nankörlüğünden bahseden bu ayette nankörlük (kefere) fiil ya da sıfat olarak geçmiyor. Nimeti yahut onu görecek gözlerini/kalbini örten insana Allah, onun çirkin davranışlarını süsleyerek, üstüne süs örtüsü örterek karşılık veriyor. İnsan da o özünde ucuz hatta çirkin şeyi yüksek bir pahaya satın alarak "Müsrif" oluyor. Zahiren, karartmaya böyle süslü bir karşılık insan için iyi değil tabi. Uyandığında koca bir ömrü ve fırsatı israf etmiş oluyor.
Hesap günü muhtemelen Türkler gelsin, Araplar gelsin, önce öğretmenler sonra savcılar gelsin, Koç ailesi gelsin, Kuzu ailesi gelsin, milletvekilleri soldaki kordondan gelsin diye çağırılmayacağız fakat müminler gelsin, şehitler gelsin, ilim sahipleri gelsin, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar gelsin, Ahiret ve hesap günü varmış gibi yaşayanlar gelsin, nankörler gelsin, müsrifler gelsin, müşrikler gelsin, kamu malını gözünü kırpmadan yiyenler gelsin, yeryüzünde böbürlenerek yürüyenler gelsin gibi çağırılacağız belki de. Ve ayaklarımız kendiliğinden yürümeye başlayınca noluyor lan diyeceğiz.
O yüzden şu soru bugün için önemli:
Ben aslında kimim?!