Anlatmaya en az yarayanın kelimeler olduğunu anladığından beri daha az konuşuyor. Söylediklerini dinlemeyenler, sessizliğinden de mana çıkarmaya çalışmıyor.
Herkes kendi üstünde toplanan dikkatini başkasına pek az ayırır, hem de onlar ilk gördüklerini bile eskiden tanıyorlarmış gibidirler, aralarında kandan fazla akrabalık vardır; acının ve korkunun birleştirdiği müşterek bir manevi aileye mensup olduklarını hissederler, emindirler ki insanlar arasında sabretmesini, beklemesini onlar kadar bilen yoktur.
Bu sıcakta kasabaya inip, Akbank’ta sıkıcı ve uzun bir kuyruğa girip bilgisayar sis teminin arızaya geçip, canı istediği zaman arızadan çıkmasını bekledikten epey sonra, sıra bana gelerek, size borcum olan 2535500 TL.’yi hesabınıza havale ettim. Benim için az eziyet olmadı. Oysa ben bu parayı, 20 Temmuz 1994 çarşamba günü öğlen suları, resepsiyona nakit olarak uzattım ve terbiyesizce reddedildim.
Hayyam neden bu şiir türünü, rubaiyi seçmiştir? diye düşününce şu yanıtlar geliyor aklıma:
1. Az sözcükle çok şey söylemek istediği için;
2. Yalınlığı sevdiği ve bu yalınlığa en uygun şiir biçimi olduğu için;
3. Hiç'likte çok'luğu, çok'lukta hiç'liği anlatabileceği için;
4. Bu kısacık yaşama en benzeyen şiir türü olarak gördüğü için;
5. İnsan bedeninin bir avuç toprağa döndüğüne inandığı için;
6. Kilolarca üzümden bir küp ya da bir testi iyi şarap çıktığı için.
Bunların hepsi yüzünden elbette.
Herkesin öyle bir hikayesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği... İçine atmak, diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı? İçine atıp sifonu çekmek varken. Alkolle dolu bir sifonu.