"Nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz belirlesin bundan sonra şerefinizi! Sizin ötenize geçmek isteyen isteminiz ve ayaklarınız - bunlar belirlesin şerefinizi!" (...) "Çünü ayakta─d u r a b i l m e k bir meziyettir saray ahalisi arasında; ve tüm saray ahalisi inanır ölümden sonraki bir mutluluk olduğuna, ─oturmayı─h a k e t m e n i n !"
Sayfa 204·Kitabı okudu
benim insan sevgim, başkasının duygusunu paylaşmakta değil, paylaştığım duyguya k a t l a n a b i l m e k t e d i r.
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
gün vursun yükünü gecenin halkasına yol vursun sesini uzaklığın pasına s e s i m e k i b r i t ç a k s a n t u t u ş a c a ğ ı m !
Sayfa 10·Kitabı okudu
Alıntı
Eski Türkçede, bizim "kanklı" diye bildiğimiz, bir "kangulug" kelimesi vardır. Aynı kelimenin Anadolu'da bize bir İstiklâl Harbi kazandıran, aziz adı, k a ğ n ı'dır. Türkçede yumuşak "ğ" ile biten birçok hecelerin "uzun hece" olduğunu anlamaya mecbûruz. Faruk Nâfiz'in, Anadolu dağlarını kağnı üzerinde aşan bir Türk kızı için söylediği: Sanki vurmuş da onun bir kara sevda başına Kahramanlar gibi yalnız çıkıyor dağ başına mısralarındaki dağ kelimesinin, sevda ile kâfiyelendirilmesi bundandır. Nitekim Yahya Kemal'in: Adalardan yaza ettik de vedâ Sızlıyor bağrımız üstündeki dağ Seni hâtırlıyoruz Viranbağ mısralarının son heceleri, Türkiye Türkçesinde birer kapalı hece değil, birer uzun hece'dir. Kısaca, Türk dili tarihinde bu sesin sevilişi, vatan semâlarına, ince, uzun minâreler yükselten ve kızlarına Elif adı veren bir milletin estetiğidir. Dilimizde taş gibi bir kelimenin B e k t â ş î diye incelip uzaması; kurşun sesinde bir sözün k u r ş û n î âhengini alması, hep aynı yeni estetiğin neticesidir.
Sayfa 23 - Kubbealtı Neşriyâtı 29. Baskı:2008·Kitabı okudu
Tum insanlığın alması gereken buyuk ders
İmparatorlugun vatandaşları olarak bizlerin B ü y ü c ü -K ra lla r doneminden alabilecegimiz en büyük ders, gücün s ın ırs ız o lm a m a s ı g e r e k tiğ id ir . Bu ne­ d e n le b ir im p a ra to r ta ç g iy d iğ in d e T a n rıla rın b ir ra h ib i o n u n k u la ğ ın a şunu fıs ıld a r: Ölüm lü olduğunu unutm a. Öleceğini unutma. Ç ü n kü ö ld ü ğ ü m ü z d e , h a y a tta k i e y le m le rim iz i ya rg ıla ya n G ölge Tanrı A n ib a l ile y ü z le ş ir iz ve ö lü m ­ lü gü cü n h e rhan gi b ir şe kild e kötüye k u lla n ılm a s ı, Cehennemde sonsuzlukla sonuklasacaktır.
W A T E R L O O ' D A B İ R D İ Ş İ K E D İ
O silik aynalarda şaşırdığım pis yüzüm daha çok insanlara benzeyen ve onlara hırçın çalgılar ansıtan yüzüm. Uykularım upuzun bir geçmişi yaktıkça ve o külle yıkandıkça ben durmadan utançla oğuşturduğum yüzüm. Zengin dul dişi bir kedi seviyor ya kucağında belki bu insanlara güvenimi doğuruyor durmadan ellerim bağlı da ondan bu belki yaşlı adamlar artıyor haykırışımdan kanatlarını bembeyaz çırpıyor kuşlar bir kadın vuruyor kuşlara kendini vuruyor vuruyor kanatıyor belki sonra da güneşin gövdesine yorgunluktan.
Şiir